SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu

ÖTEKİ- I

ÖTEKİ- I
Bu haber 10 Temmuz 2019 - 8:26 'de eklendi.

Toplum olarak öyle bir hal aldık ki hemen her ferdimize hızla bulaşan bir ‘idrak yolları enfeksiyonu’ ile ufacık bir yanlışı eleştireni “hain”, bir tehlikeyi dillendireni “fetbaz”, kendimiz gibi düşünmeyeni veya bizim doğrularımızla hareket etmeyeni “işe yaramaz” addederek ötekileştiriyoruz. ‘Öteki’nin iyiliğini, kurtuluşunu bize benzemesi şartına bağlayarak üstelik.

Hepimiz değilse bile toplumun azımsanmayacak kadar büyük bir kesimi sorunları başkası üretiyor biz de o sorunların mağduruymuşuz gibi düşünüyor ve ona göre hareket ediyoruz.

Bu yüzden de eleştiriyoruz. Hem de her şeyi.

Sanki zihnimiz devamlı “şikayet” üzerine programlanmış. Konuştuklarımızın tamamına yakını bu “eleştiri” kültürü üzerine bina edilmiş durumda artık. Zannediyoruz ki bizim doğrumuzdan başka bir doğru yok, bizim gördüğümüzden başka görmeye değer bir şey yok, bizim anladığımızdan başka anlaşılacak bir hakikat yok, bizim sevdiğimizden başka sevilmeyi hak edecek bir güzel yok, bizim sözümüzün ötesinde söylenebilecek bir söz yok, bilgimizin üstünde bilgi yok, yolumuzdan gayrı yol yok, derdimizden başka dert yok.

Biz en iyi, en doğru, en güzeliz. ‘Öteki’ler de hatalı, kusurlu, günahkâr, bilinçsiz, ahlâksız, cahil. Az buçuk görüp çok buçuk hükümler verdiğimiz için de herkes bir başkasının sağırı, kendisine benzemeyenin körü.

Ahlaki değerlerimiz yozlaştıkça ve bizi biz yapan manevi dinamiklerimizden uzaklaştıkça karşılıklı sevgi ve güven kavramlarımız derin yaralar aldı ve bu yüzden artık ilk yaptığımız şey niyet okuyuculuğu.

Fiili değil faili merkeze alan bakışlarımıza sadece duyduklarımızı tercüman kılarak; ilkeler yerine ilişkileri önemseyerek,  ne söylediğimizden ziyade neden söylediğimiz ve en önemlisi de hangi tarafa söylediğimiz odak noktası haline geldi. “Duygu”su bizi tatmin ettiği için “bilgi”sini sorgulamıyoruz bile.

Kendimizle yüzleşmeyi; içimize hicret etmeyi; orayı “kalpleriniz benim mekanımdır” diyen padişahın hatırına da olsa kirden, pastan, öfkeden ve nefretten temizlemeyi sürekli ötelediğimiz için liyakat hassasiyetimizi rafa kaldırıp sadakat beklentimizi ön plana çıkararak kariyer planlamalarımızı bile dalkavukluk üzerine bina etmeye başladık artık. Bu yüzden de kurduğumuz duygusal, sosyo-ekonomik, ideolojik veya kimliksel ilişkilerimizden bağımsız bir şekilde doğruya doğru eğriye eğri diyemez hale geldik.

“Benden olan, benim gibi düşünen, istediğim gibi davranan kötü olsa bile iyidir; benden olmayan, benim gibi düşünmeyen, istediğim gibi davranmayan iyi olsa bile kötüdür” anlayışı üzerine bina ettiğimiz fikir dünyamız; bizden olan kötüleri bile bizden uzaklaştırırken, bizden olmayanları da bize iyice düşman edip hasım haline getirdi.

Kısacası manayı ve hikmeti aramak yerine imajlarla yetinen, hipnotik sözcüklerle duygulanıp sloganik cümlelerle düşünen bir toplum haline geldik.

Öyle ki en ünlü akademisyenimiz hatta gün boyu televizyonlarda boy gösteren siyasilerimiz, bürokratlarımız dahi konuşmalarını 100-200 kelimelik bir algı sahasına sıkıştırmış durumda.

Daha önceki makalelerimden anımsayacaksınız.

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme ölçütlerinde 2015 yılı verilerinde çocuklarımız “kendi dilinde okuduğunu anlamada” 72 ülke arasında yazık ki 50.sırada. Yaşadığımız bu ürkütücü tablo çok değil sadece bir nesil sonra “konuşan ama anlaşamayan” bir toplum haline geleceğimizi aslında açıkça gözler önüne seriyor. Geleceğimiz adına tehlike sinyalleri veren bu tabloyu bile umursayan kaç kişi var emin değilim artık. (Devam edecek)

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER