SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi

MUHAMMEDÎ GERÇEKLİK İNANCI

MUHAMMEDÎ GERÇEKLİK İNANCI
Bu haber 01 Kasım 2019 - 8:35 'de eklendi.

Geçenlerde Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün “Tevhit Temelli İslam Geleneğinde Gizli Teslis” başlıklı yazısı Karar’da yayımlanmıştı. Bu yazıda Öztürk, Hıristiyanlıktaki teslis “Baba-Oğul-Kutsal Ruh” inancının İslami Gelenekte gizli teslis olarak “Allah – Nûr-u Muhammedî ve Kelâm-ı Kadîm” biçiminde ortaya çıktığını söylemektedir. Öztürk bu tespitlerinde haklıdır. Ancak onun bu geleneği İslam geleneği olarak nitelemesi doğru değildir. Çünkü İslam son din olarak Hıristiyanların baba-oğul- kutsal ruh üçlemesi inancını reddetmiştir. Ancak bu inançlar Müslümanların geleneğinde sonradan yer almıştır. Özellikle de doğudan gelen mistik düşünce batıda var olan inançlarla birleşince Muhammedî nur ya da Muhammedî gerçeklik anlayışı ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte bu inancının kaynağının Yuhanna İncili’nin başlangıç ayetleri olduğunu belirtmek istiyorum.

Tarihsel süreçte her inanç biçimi kendi inançlarını inşa ederken diğerlerinden etkilenmiştir ve diğerlerine etki etmiştir. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki polemiklerde de bu durum söz konusudur. Polemik, inanç mensupları arasındaki tartışma ve diyalektlere denilmektedir. Ancak Müslümanlar içerisinde bu polemikleri yürütenler erken dönemde Mutezile kelamcıları olmuştur. Ehl-i Sünnet ancak dördüncü asırdan sonraki dönemlerde bu polemiklere katılmıştır. Allah elçisine hem kendisinin ve hem de inananların kendilerine yasa verilenlerle/ehl-i kitâben güzel bir biçimde mücadele etmelerini emretmiştir. “İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir. Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz” (Ankebût 29/63) ayetinde bu yöntem, ortak noktalara atıfta bulunmak suretiyle cedeldir.

Mutezile, Hıristiyanlarla cedel yaparken, Baba-oğul-kutsal ruh üçlemesinde oğulu hedef aldı. Baba olarak adlandırılan “Allah” Müslümanlarda da birdir. “Rûhu’l-Kudüs” yani Cibrîl Müslümanlarda da bir inanç olarak vardır. Vahyi getiren melek olarak nitelenmektedir. Ancak o öncesiz/kadîm değil yaratılmıştır/muhdes yani sonradan var olmuştur. Oğul yani İsa ise bir elçidir ve sonradan yaratılmıştır. Kadîm değildir. Mutezile bu üçlemede İsa’nın yani kelimenin ezeli olmasına karşı çıktı ve kelimenin yaratılmış olduğunu söyledi. Bu durumda Hıristiyanlıktaki bu üçlemenin Müslüman geleneğindeki karşılığı “Allah, Nûr-u Muhammedî ve Kelam-ı Kadim” değil, “Allah, Muhammedi Gerçeklik ve Cibrîl” dir. Nûr-u Muhammedî ve Kelâm-ı Kadîm aynı varlığa delalet etmektedir. Öncesiz kelam Cibrîl değil, Muhammedî Nur’un ta kendisidir. Çünkü İsa yani Kelîme’ye karşılık olarak “Muhamedî gerçeklik” ve “kelâm-ı kadîm” anlayışı ortaya çıkmıştır.

Şimdi İsa yani Kelîme hakkında Yuhanna İncili’ne bakalım. “Önce Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve söz Tanrı’ydı” (Yuhanna1:1) ayetinde Söz yani Yunanca Logos’un başlangıçta var olduğu yani öncesiz/kadîm olduğu belirtilmektedir. Sözün İsa olması İsa’nın Allah’ın “ol” sözüyle olağandışı bir biçimde var olmasını ifade etmez. Eğer öyle olsaydı Adem için de söz/kelîme yani logos denilirdi. Fakat bu sözcük Hıristiyanlık inancını benimseyen insanların sadece İsa (a.s.) için kullandıkları bir ifadededir. Bazılarına göre buradaki söz ile evrenin ve varlığın kökeninde yer alan arche/ilke kastedilmektedir. Bu durumda anlam, her varlığın Söz’den ortaya çıktığını ima etmektedir. Aslında İsa’nın Söz olması konusunda Hıristiyanların da kafası karışıktır. Bazılarına göre o evrenden önce vardır ve her şey ondan yaratılmıştır ve diğer bazılarına göre de o evrenin içerisinde ve evren onunla yaratılmaya başlanmıştır.

Yuhanna İncili’nde Söz ile ilgili ikinci ile her varlığın onun aracılığıyla yaratılmış olmasıdır. O ifade şöyledir: “Allah her varlığı Söz aracılığıyla var etti. Var olan hiçbir şey onsuz yaratılmadı” (Yuhanna 1: 3) Buna göre o olmadan hiçbir şey yaratılmamıştır veya her şey onun için yaratılmıştır.

Yuhanna İncili’nde Söz hakkındaki üçüncü ilke “Söz, yaşamın kaynağıdır ve bu yaşam bütün insanlara ışıktır” (Yuhanna 1:4) şeklindedir. Bu anlatımda da söz bir ışık olmakta ve inanlara yol göstermektedir.

Muhammed’in (a.s.) vefatından sonra Müslümanlar Hıristiyanlarla cedel yaptılar ve İsa’nın bir elçi olduğunu ve yaratıldığını iddia ettiler ve hatta buradan tevhit yani Allah’ın birliği öğretisini çıkardılar. Ancak onlardan sonrakiler Yuhanna İncili’nde ifade edilen Söz/Kelîme yerine Muhammed’i koydular. Şimdi bu anlayışa göre söz konusu ayetleri düzenleyelim. “Başlangıçta Muhammedî gerçeklik yani Muhammed’in nuru vardı. Her şey onun nedeniyle yaratıldı ve o nur insanlara yol gösterdi”

Yuhanna İncili’ndeki İsa hakkındaki inançları Muhammed (a.s.) hakkında da geliştirenler, bu inançları desteklemek için çeşitli hadisler üretmişlerdir. Bunlardan birisi, her var olanın onun aracılığıyla ya da onun için yaratıldığını açıklayan “sen olmasaydın felekleri yaratmazdım” sözüdür. Bazı hadisçiler hadis olarak rivayet edilen bu sözün hadis olmadığını ve uydurma/mevzû olduğunu belirtmektedirler.

Muhammed’in (a.s.) her elçiden önce elçi olarak görevlendirildiğini ifade eden ve hadis olarak aktarılan sözler de vardır. Bunlar arsında “Adem daha toprakla çamur arasında değilken, ben nebiydim” sözü sayılabilir. Bu söz, “Ben nebiydim, ne Adem, ne toprak ve ne de su vardı”, “ben nebiydim, Adem ruh ile ceset arasındaydı”,  biçimlerinde de rivayet edilmektedir. Bütün bu rivayetler gerçekte onun elçiliğini diğer bütün elçilerin öncesine çekmek, onu ilk elçi olarak gösterme amacındadır. Halbuki “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir” (Ahzâb 33/40) ayetinde açıklandığı üzere o nebilerin sonuncusudur. Halk düzeyinde de bu ilke salalarda açıklanmaktadır. Toplumsal bir etkinlik olarak sürekli tekrar eden ona salat okumalarda “ey, nebilerin sonuncusu” ifadesi yer almaktadır. Bir yandan onu son elçi olarak göstermek ve bu niteliği de onun övülen nitelikleri arasında saymak ve diğer yandan da onu ilk elçi olarak göstermek çelişkidir.

Görüldüğü gibi dinler arası mücadele Allah inancı üzerinden gelişmemiştir. Allah, İslam öncesi diğer ilahi dinlerde de birdir. Onun eşi ve benzeri yoktur. Ancak bu kutsal dinler arasındaki mücadele elçiler üzerinden gelişmiştir. Bu mücadele elçilerin vahiy olarak aktardıkları yani kutsal kitaplar üzerinden de yürütülmüştür ancak bunlar elçiler arasındaki mücadele düzeyine hiçbir zaman erişmemiştir. Bununla kutsal kitaplardan hangisinin olguya uygun olduğu, değişip değişmediği, hangisinin doğru ve hak olduğuna ilişkin tartışmalar vardır. Ancak bu tartışmaların kitaplardan daha çok elçiler üzerinden gelişmesi, elçinin varlığının kabul edilmesinin ona indirilen kitabın da kabul edilmesi anlamına gelmesindendir. Bunun içindir ki ezanlarda “Allah’tan başkan ilah yoktur” ifadesinden sonra “Muhammed onun elçisidir” ifadesi şahitliğin iki nesnesi olarak yer almaktadır.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER