SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Cem Bayındır
Cem Bayındır

KEBAN BARAJI VE DEĞİŞEN KÜLTÜR

KEBAN BARAJI VE DEĞİŞEN KÜLTÜR
Bu haber 05 Ekim 2018 - 9:23 'de eklendi ve 640 kez görüntülendi.

Umutla karşılandı, hayal kırıklığı ve trajedi bıraktı.

Binlerce yıllık geçmişi olan bir ilçe Keban. Altın, gümüş, kurşun yatakları, her yanı mağaralarla dolu delik deşik edilmiş dağları, Keban’ın maden kenti olduğunu gösteriyor. İlçeyi önemli kılan öteki ve belki de daha önemli neden ise kuşkusuz su ya da Fırat.

Fırat, batı dillerinde Prathuss ya da Euphrates olarak geçer. Batı kaynaklı bir sözcük olsa da bu ad da Anadolu’dan, gelmektedir. Muş bölgesinden gelen Murat ile Ağrı, Erzurum, Erzincan, Tunceli bölgesinden gelen Karasu’nun ve Peri ve Munzur Çayları gibi çayların ve derelerin birleşerek oluşturduğu ırmak, Keban’da (Elazığ) birleşip, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman, Şanlıurfa, Gaziantep kent sınırları içinden geçerek Suriye ve ardından da Irak topraklarına girerek burada Dicle Irmağı ile birleşerek Irak-İran sınırındaki Şattül Arap bölgesinden Basra Körfezine dökülür.

İşte bu ırmak üzerine yapılan baraj ile yöre, yerleşim alanları ve yeryüzü biçimleri bakımından da, iklimsel, ekonomik, toplumsal, kültürel anlamda da büyük değişikliklere uğramıştır.

Keban Barajı’yla birlikte, Elazığ, Tunceli, Erzincan, Malatya ve Sivas illerine bağlı 20’ye yakın mahalle, 200’e yakın köy, 50 mezra ve 5 hayvan yaşama alanı sular altında kalmıştır. Tapulu 60 bin parsel kamulaştırılmış, 6 bin ev ve 40 bin kişi baraj gölünden olumsuz etkilenmiştir.

Büyük ozan Enver Gökçe ne duyarlı anlatmakta:

“Hepten / Suya / Verdik / Çünkü / Suyu/ Yoktu. / Toprağı /Gazı /Tuzu / Işığı /Yoktu /Bu / Köyleri /Suya / Verdik / Eli /Ayağı / Tekerleği / Kağnısı / Yoktu / Ve /Atı /Arabası / Yoktu / Bir / Kaç / Kıl / Keçi / Bir / Torba / Çökelik / Ve / Tulum / Peynirine /  Hasrettiler… / Ve / De / Gâvur / içinde Yesirdiler / Sanki / Çarıklarını / Yemiştiler / Gün  /Olmuş /Ve / Dut / Kurusu / Süpürge / Tohumu… Haybedendi / Yaşamları / Ümmiydiler / Gurbetçiydiler / Gülmemişti / Hiç / Biri. . . / Ve /Soğuk / Aşvan / Pulur / Hıdıröz / Ve / Huni / Su Paniği / Zalbar / Ve / Pul / Ve /Güci / Gırani / Haksini / Henisik / Hulmin / Karapınar / Ecüzlü / Vahşen / Venk / Ve / Payamlı / Ve / Süderek / Haritadan / Silindiler/ Bir/ Sabah…”

Baraj yapımı süresince ilçe nüfusu 30 bine yaklaşmış, yabancı kentlerden ve köylerden gelen emekçilerin yatımda, Fransız, İtalyan, Alman mühendis ve çalışanlar kentte büyük canlılık ve kültürel, ekonomik gelişim yaratmıştır. Kamulaştırma bedelleri ödenen ve göç eden ya da ettirilen köylülerin yerine çalışmaya gelen yerli yabancı bu işçiler ayrı bir kültürü, toplumsal yapıyı doğurmuşlardır.

O dönem, baraj suları altında kalacak olan verimli tarım alanları, DSİ tarafından birer birer kamulaştırılıyor, yöreye büyük paralar giriyordu. Kamulaştırma bedelleriyle birden zenginleşen yöre insanı parayı sağlıklı kullanamıyor, yeni açılan eğlence yerlerinde, gazinolarda, birahanelerde, pavyonlarda, kulüplerde harcıyorlardı. Keban’da bile başka kentlerden gelenler barlar, pavyonlar, işyerleri açmışlardı. Bize özgü sekiz köşe şapkalı, şalvarlı, sivri burun yumurta topuk ayakkabılı yeni zengin köylüler, bellerindeki köstekli saatleri ve ceplerindeki büyük paralarıyla bu yerlerin en özel müşterileri oldular. Köy dışına çıkmamış insanlar, ellerinden alınan babadan kalma tarım alanlarının, evlerinin, köylerinin ya da özetle neleri yitirdiklerinin değerini ve ayrımını bilemedikleri gibi, ödenen kamulaştırma bedellerinin değerini de bilemedi, tıpkı sular altında kalan yurtları gibi, kent yaşamında boğuldular. İçlerinde akıl sağlığını yitirenlere de rastlandı.

Büyük umutlar ve sevinçle karşılanan Keban Barajı sonrası, insanlar gün geçtikçe düş kırıklıklarına uğradılar. İş olanakları azaldı. Üstelik tarım alanları da su altında kalmıştı. Ayrıca kamulaştırma bedellerini değerlendirmek üzere kurulan ve beton direk fabrikası, plastik boru fabrikası ve Ağın ilçesi deri fabrikası gibi iş olanakları yaratan Keban Holding A.Ş’nin hisseleri de kısa sürede el değiştirdi ve böylece bu yatırım da amacından uzaklaştı.

Ülkenin en zengin ilçesi;

Barajın temelinin atıldığı tarihten bu yana 53 yıl, su tutulmasından bu yana 44 yıl geçti. Büyük umutlar sonrası hep düş kırıklığı yaşayan Elazığ ve Keban insanı, kısa sürede tükettikleri paraların, hiçbir zaman anayurtlarının yerini tutmayacağını, evlerinin, köylerinin, kültürlerinin yitimlerini, hep özveride bulunan konumda olmasına karşın zararı çekenin de hep kendisi olduğunu geç olsa da anladı. Bunca yıl sonra yöre insanı yine Keban Barajı’nın kurbanı oldu. Kişi başına geliri 1500 doların altında olan iller için getirilecek teşvik düzenlemeleri, vergi indirimleri Meclis’ten geçmiş ama Elazığlı ekonomi yazarı Zülfikar Doğan’ın yazdığı gibi “Mum dibine ışık vermez” örneğiyle, Keban Barajı’nda üretilen elektrikten elde edilen gelir Kebanlıların, dolayısıyla Elazığlıların geliri kabul edildiği için, Keban, ülkenin en zengin ilçesi ve elektrik milyarderi sayılmış ve Elazığ da teşvik verilecek, vergi indirimine sokulacak kentler listesine girememişti.

Baraj ile birlikte Anadolu uygarlık tarihine ışık tutacak tarihsel kültürümüz de sular altında kaldı. Kısa sürede büyük emekler harcayan Halet Çambel gibi bilim adamları büyük özverilerle kazılar yaptılar, çalıştılar, ancak, hemen tüm tarihsel yerleşim yerleri hiç incelenemeden sulara gömüldü.

Yitip Giden Bir Kültür

Keban’da ve Elazığ’da kiliseler, tarihsel yapılar, tarihsel araçlar, halılar yağma edilerek, barajda çalışan yabancılara satıldı. Kent mimarisi açısından yöre alabildiğine çirkinleştirildi. Hem Keban’da, hem Elazığ’da eski tarihsel dokular, kiliseler, kalhaneler, camiler, mezarlıklar, çeşmeler, köprüler, çarşılar, Nailbey gibi eski mahalleler, sokaklar ve evler kalmamış, eskiye ve yöreye özgülük korunmamış; yapılaşma, altyapı, estetik denilen değerler tümden yok olmuştur. Kente özgülük hiçe sayılıp, herkes canının istediği biçimde yapılarım kondurmuş; eskilerini yıkmış ve sonucunda geçmiş ve eski kent yapı kültürü yok edilmiştir. Ayrıca yöre, taşradan göç almış, yerliler, kentlerini terk etmiş, olanakları daha çok olan yerlerde yaşama isteğiyle başka kentlere göç etmiş, toplumsal yaşam geri konuma düşmüştür.

Günümüzde çok övündüğümüz Harput kültürü yittiği gibi, halk da günden güne içe dönükleşmiştir. Kent ve insan sıkı sıkıya bağlı bir nitelik gösterdiği için yöre insanına özgü özellikler de gün geçtikçe yitime uğramakta…

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER