SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Cem Bayındır
Cem Bayındır

KARABEKİR’İN ANILARINDA HARPUT VE HARPUT YOLUNDA-I

KARABEKİR’İN ANILARINDA HARPUT VE HARPUT YOLUNDA-I
Bu haber 13 Ocak 2020 - 7:48 'de eklendi.

Bu sayıda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün silah arkadaşlarından olan ve Kurtuluş Savaşının kahramanlarından Kâzım Karabekir Paşa’nın anılarından bir bölüm var.  Kazım Karabekir Paşa askerlik yaşamı boyunca büyük başarılar kazanmış ve bu başarıları sonucunda belki de Türkiye’nin bugünkü kuzeydoğu sınırlarını çizen bir komutan ve önemli bir siyasal kişiliktir.

Bulgarca, Fransızca, Almanca, Rusça gibi birçok dil bilen ve yaşamı boyunca birçok kitap yazan Kazım Karabekir Paşa’nın Birinci Cihan Harbiyle ilgili anılarını anlattığı yapıtlarından ikisi “Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik?” adlı kitabı ve “Günlükler (1906-1948)” adlı anılarıdır. 11 Ocak 1918(11 Kânunusani 1334) -19 Ocak 1918 (19 Kânunusani 1334)  arasında bulunduğu günlerdeki izlenimlerini anlattığı Elazığ ile ilgili bölümleri aktaracağım:

“ HARPUT YOLUNDA”

Seyahat kafilemiz benimle birlikte beş zabitten terekküp ediyordu: İki yaverim (Yüzbaşı Bilal ve Halit), doktor (Yüzbaşı Fahri), karargah zabiti (Mülazım Kasım) Beyler. Doktorumuz aynı zamanda fotoğraf işlerini de yapıyordu. 15 İkincikanun Salı günü sabahleyin 8’de atlarımıza bindik ve Maden’den ayrıldık.  Konakladığımız yerden caddeye kadar iniş dik ve buzlu olduğundan yaya inmiştik. Hava güneşli olduğu halde yol boyunca buzlar bile erimemişti. Öğle yemeğini Pırnos Han‘ında karlar üstünde yedik. Gölcük yaylasına doğru çıktıkça karlar da çoğalıyordu. IV. Kolordunun cepheye en yakın mıntıkasına gelmiştik. Öğleden sonra saat 2’de Gezin Han‘a geldik. Han kısmen yıkılmış. Barınılacak gibi değil. Bugün 6 saatlik yürüyüş kâfi gelmişti. Yarın Elaziz’i (Harput) tutabilmek için bu geceyi yolun bir buçuk kilometre kadar doğusunda Gezin köyde geçirmeyi muvafık buldum. Muhtarın misafir odasında geceledik. Bu bina 1258’de (1842) yapılmış. Köy işi, fakat sağlam. Hava pek soğuk, buz pek ziyade. Gece köylülerle sohbet ettik. Yaşlı birkaç kişiden başka erkek görünmüyor. Türk köyleri hep böyle.

Köylüler merakla halimizi ve encamımızı anlamak istiyorlar. Rusların artık işlerinin harap olduğunu, ellerine geçirdikleri yerlerimizi yakında geri alacağımızı duyunca çok sevindiler. Buranın havası ve suyu pek latif. Baharı ve yazı da pek şirin olurmuş. Yarınki yolumuz hakkında lazım gelen malumatı da aldım. Sabahleyin 7’de yaya olarak ve hayvanları yedekte çekerek yola çıktık. Soğuk ve buzdan ata binmek imkânı yoktu. Yaya yürürken insan kızışıyor ve daha süratli yol alıyor.

Gölcük’e yakın hayvanlara bindik. Gölcük’ün manzarası doyulmaz derecede latif. O, bize dağların başında bir ikram gibi göründü. Göl kenarında fotoğraflar çektik. Şose göl kenarından açıkta, dağların tepesinden geçiyordu. Fakat kar o kadar çok ki göl kenarındaki köy yolu daha rahattı. Bundan başka, göl boyunca suların fışıltısını dinlemek de iki yıllık deniz hasretini azıcıkta olsa giderir gibi oluyordu. Aloşkomu’nun hemen doğusundan ve Şebgen’den itibaren karın kalınlığını ölçtüm: Tam bir metre! Atlarla yürümek mümkün değildi.

BULUTLARIN ÜSTÜNDE

Gölcük’ün su sathı denizden 1155 metre yüksektir. Etrafındaki dağlar 2000 metreyi de aşar. Bizim geçtiğimiz Şebgen boğazı 1700 metre irtifaındaki tepeler arasından geçiyordu. İneceğimizin Harput’un Uluova’sı ise 1000 metre kadardır.  Elaziz 1020 metre yükseklikte olduğundan boyun noktasına yaya çıkarken heyecan içinde Harput ve Mezraa (Elaziz) şehirlerini görmeyi bekliyordum. Heyecanım yalnız 700 metre yükseklikten -tayyareden seyreder gibi- bu güzel şehirleri ve birçok mamur köyleri kucaklayan ovayı görmekten ileri gelmiyordu. Bu manzara daha ziyade yanımdaki zabitleri tehyiç ediyordu. Çünkü elimdeki (1:200.000) mikyasında haritamdan onlara daha göl kenarında iken görecekleri panoramayı anlatmıştım. Bana gelince: Benim buralarıyla alakam eski ve pek samimi idi.

1889 (1305) yazında Van’dan buraya gelmiştik. Babam Hakkâri’den Van Jandarma Alay Kumandanlığına nakledildiği zaman, 1302 (1886) yılı Temmuz’unda bizi İstanbul’dan aldırmıştı. O zaman ben küçüktüm. Fakat geçtiğimiz Trabzon-Erzurum-Hasankale-Tahirgediği-Kılıçgediği yolundaki bazı yerleri ve hatıraları unutamıyordum. Erzurum’da bir havuza düşerek başım yaralanmış ve bu yaradan bir iz kalmıştı. Bu iz, o yolculuğun hatıralarını büsbütün canlandırıyordu. Van’da üç yıl kadar kaldıktan sonra Elaziz vilayeti Jandarma Alay Beyliğine nakledilen babamın yanında yine ailece yolculuk etmiştik.

Van Gölü cenubundan, Bitlis Şimalinden, Muş’tan geçerek ve birçok defalar Murat Çayı’nı aşarak Harput’a gelmiştik. Mezraa’dan oturuyorduk. Buranın kışını ve 1890 (1306) İlkbaharının letafetini görmüştük. Bizi ara sıra civar köylere gezmeye götürürlerdi. Bir defa Harput Kalesini de gezdirmişlerdi. Şu garip hatıra bütün tazeliğiyle hafızamda canlandı: Kardeşlerimle birlikte Kale duvarının üstünden aşağı bakmaya çalışırken nasılsa kocaman, bir taş koptu ve yuvarlana yuvarlana beraberinde birçok şeyleri de sürükleyerek pek derin görünen bir köyün üstüne düştü. Bu köy Ermeni köyü idi. Taş kilisenin damına düşmüştü. Papazların bağırarak dışarı fırladıklarını gördük. Onlar da bizim mektep elbiselerimizi gördüler. Ertesi gün papazlar mektebe şikâyete gelince biz iki kardeş hayli korkular geçirdik. Cezalandırılmak için aranan küçük failler bulunamadı. Esasen hadise, kaza eseriydi. Fakat papazlar bunun kasten yapıldığını ısrarla iddia ettiklerinden aflarını dilemeğe cesaret edemedik!” (Devam Edecek)

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER