SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Ömer Tolga Güçlü
Ömer Tolga Güçlü

KAPİTALİZMİ İYİ ANLAMAK

KAPİTALİZMİ İYİ ANLAMAK
Bu haber 01 Temmuz 2019 - 8:43 'de eklendi.

Merhaba Saygıdeğer Okurlarım,

Daha önce kapitalist düzeni anlattığım bir yazı yazmıştım. Ancak kapitalizmi biraz daha teknik olarak belirtmem gerektiğini düşündüm. Çünkü kapitalizmi ne kadar iyi anlarsak, yaşadığımız dünyayı da o kadar iyi kavramış oluruz. Bu yüzden önemli olduğunu düşündüğüm bazı detaylı hususları işin içerisine katarak bu sistemi en iyi şekilde anlamanızı sağlamaya çalışacağım.

Kapitalizm, özel mülkiyete ve özel teşebbüse dayanan ekonomik bir sistemdir. Bu sistemde ekonomik aktivitelerin hepsi değilse de çok büyük bir kısmı kar amacı güden özel bireyler ya da özel kuruluşlar tarafından yürütülür. Üretimin araçları, örneğin ham madde, sermaye ve diğer gerekli araçlar büyük oranda bireyler tarafından sahiplenilir.

Kapitalizmde ekonominin bir kısmı kamuya ait olabilir. Hükümet kamu sağlığı ve güvenliği, rekabetin sağlanması ve çevrenin korunması gibi belli bazı düzenlemeleri özel sektör üzerinde uygulayabilir. Ancak böyle düzenlemelerin genelde negatif sonuçları olur. Kurallar genellikle bireylerin ve kurumların normal şartlarda gerçekleştirmeyecekleri uygulamaları zorunlu tutar. Buradan da, neden gıda maddelerine yapılan zamların önüne geçilmesi için kamu kurumlarından beklenilen önlemlerin geciktiğini anlayabiliriz. Çünkü böylesi hamleler özel teşebbüslerin hoşuna gitmediği için negatif sonuçlar doğuracağından, bu işlemler halka rağmen kamu kurumlarının bilgisinde devam eder.

Kapitalizm altında ekonomik alışverişler, kar amacı güden özel bireyler veya firmalar arasında olur. Hem özel mülkiyet fikri hem de kar amacı fikri aslında kapitalizm öncesinde prensipleri ekonomide uygulanmış pek çok doktrin veya dinin kurallarına aykırıdır. Ancak 1700’lerde, insanların ekonomik çıkarları dahil olmak üzere şahsi çıkarlarının peşinden gidebilme özgürlüklerinin olması gibi bazı argümanlar güçlü bir şekilde ifade edilmiştir. 1714’de Bernard Mandeville (1670 – 1733) tarafından yazılan “Arıların Hikayesi” (The Fabe of the Bees) böylesi argümanlara bir örnektir. Mandeville’nin öyküsü, kendilerinin ne kadar bencil olduklarını anlayan ve bir reforma gitmeye ve diğerlerinin de iyiliğini düşünerek yaşamaya karar veren arıların bulunduğu bir arı kovanının hikayesidir. Ancak bu reform felaketle sonuçlanır. Askerler, hizmetçiler, tüccarlar, ve diğer pek çok arı kovandan atılır zira artık onların hizmetine ihtiyaç yoktur. Aslında Mandeville kovanın eski bencil ve kibirli haliyle çok daha iyi çalıştığını anlatmaya çalışmaktadır.

Toplumun tamamının iyiliğinin, insanların teker teker kendi çıkarlarının gözetebilmelerinden geçtiği fikri on sekizinci yüzyılda liberal ekonomik düşüncenin temel taşı olmuştur. Bu yüzyılın ortasında bir grup Fransız düşünür, fizyokratlar (doğal yaşamı savunan düşünürler), bu fikri ekonomik teorilerine eklemlendirdiler. Merkantilizme (kapitalizmi savunan düşünce) karşı çıkarak gerçek zenginliğin ne ticarette ne de imalatta olduğunu, zenginliğin temellerinin tarımsal üretim olduğunu iddia ederler. Dahası bu zenginliğin geliştirilmesinin ekonomiye müdahale edici düzenlemelerden ve kısıtlamalardan değil kısıtlanmayan özgür girişimden geçtiğini iddia ederler. Hükümetlere, ekonomik düzenleme ve kısıtlamaları kaldırmaları ve insanlara pazarda rekabet edebilmeleri için serbest bırakmaları tavsiyesinde bulunurlar. Şu ifade fizyokratların fikirlerini özetler: “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” (laissez faire, laissez passer)

Laissez faire fikrinin en esaslı ve etkili savunması Adam Smith ‘in “Milletlerin Zenginliğinin Doğası ve Nedenleri Hakkında Araştırma” (1776) isimli çalışmasıdır. Smith (1723 – 1790) İskoçyalı bir ekonomist ve filozoftur. Merkantilizme (kapitalizmi savunan düşünce) ve monopoliye (tekelleşme) karşı duruşu hasebiyle fizyokratlarla (doğal yaşamı savunan düşünürler) aynı fikirdedir. Ona göre iktisadi rekabet üzerindeki herhangi bir kısıtlama, kamuya faydalı olmaktan çok uzak olduğu gibi, insanlardan sadece az bir kısmının, kısıt sayesinde fayda sağlayabilen azınlığın, çıkarlarına hizmet edecektir. Pek çok insan için rekabetin engellenmesi, fiyatların yükselmesi ve kıtlığın artması demektir. Yani, zengin daha zengin olurken, fakir de daha fakir olacaktır.

Bir çare olarak, Smith, bireylerin pazarda serbestçe rekabet edebilmelerini sağlayacak bir ekonomi politikasını önerir. Bu yalnızca herkese eşit fırsat tanıması sebebi ile en adil olan bir siyasal değil, aynı zamanda en verimli uygulama olacaktır. Çünkü şahsi çıkardan başka (yani kar amacından başka)insanları diğer insanlar için mal veya hizmet üretmeye motive edebilecek bir şey yoktur. Smith’in de dediği gibi kasaplar ve fırıncılar hayırsever olduklarından dolayı bize yiyecek vermezler, kendi çıkarları olduğu için bunu yaparlar. Kendimizi de, onların insanlığı üzerine düşünmeye değil, kendi çıkarlarını ne kadar düşünüyor oldukları üzerine kafa yormaya sevk etmeliyiz. Ona göre ekonomi üzerindeki kısıtlamalar, sınırlandırmalar ve ayrıcalıklar kaldırılırsa bu insanları kar etmek için mal veya hizmet üretip satmaya teşvik eder. Kar edebilmek için üreticiler rakiplerinden ya daha kaliteli ya da daha ucuz mallar üretmek zorundadırlar, aksi takdirde insanlar ürünleri almayacaklardır. Serbest bırakılmış şahsi çıkarlar dolaylı olarak kamunun iyiliği için çalışacaktır çünkü mallar daha fazla, daha kaliteli veya daha ucuz olacaktır. Smith’in tabiriyle sanki görünmeyen bir el, kendi çıkarlarını düşünen rakiplerin, toplumun genelinin ortak çıkarlarına hizmet etmelerini sağlayacaktır.

Kapitalizmin bugün gelmiş olduğu nokta, insanlığın gelmiş olduğu noktayla ters orantılıdır. Çünkü kapitalizm her geçen gün güçlenirken, insanlık zayıflamaktadır. Bugün kapitalizm, kendi karını kazanma uğruna, insanları birbirine güvenmeyen robotlar haline getirmiştir. Sadece kendini düşünen ve diğer insanların ne olduğuyla uğraşmayan, bencil varlıklara dönüştürmüştür. Halbuki kapitalizm, azınlıkta olan grubun zenginliği için uğraşan geri kalan tüm insanları fakirlik içerisinde yaşatan bir sistemdir. Herkesin kendisini düşünmesini ve bencil olmasını ister. Ancak şunu da bilmemiz gerekir ki, herkes kendisini düşündüğü zaman, toplumsal dayanışmayı kaybederiz. Toplumsal dayanışmayı kaybettiğimiz zaman da, geriye dönüp baktığımızda sahip olduğumuz her şeyi kaybettiğimizi görürüz. Çünkü bizim toplumumuzu hiçbir zaman fiziksel bir savaş yıkamaz. Ancak duygusal bağ kurduğumuz para denilen metanın elimizden kayıp gittiğini görürsek, işte o zaman yaşanılan psikolojik savaş bizi yıkar. O yüzden parayı bir araç olarak görmek ve duygusal bağ kurmamak, ileride bu vatanın ayakta kalmasını sağlayacaktır. Bunun dışında ben size para kazanmayın ya da zengin olmayın demiyorum. Ancak bir kağıt parçasına da bu kadar bağlanmamanızı rica ediyorum.

Sağlıcakla Kalın…

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER