SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu

KALBİMİZİN TERAZİSİ BOZULDU – I

KALBİMİZİN TERAZİSİ BOZULDU – I
Bu haber 13 Nisan 2019 - 8:09 'de eklendi.

Vaktin birinde şaşı bir çırak varmış. Ustası ona şaşı olduğunu söylüyor ama çırak bunu bir türlü kabullenmiyormuş. Bir gün ustası çalışmanın en hararetli anında ondan dolaptaki testiyi getirmesini istemiş. Çırak hızla dolaba doğru ilerleyerek seslenmiş;

“Hangisini istiyorsun usta? Sağdakini mi soldakini mi?”

Usta, “Orada bir testi var” demiş ama çırak gözünün gördüğüyle hükmetmeye kararlı bir halde itiraz etmiş hemen. Usta bakmış ikna olmuyor; “Farketmez evladım” demiş, “Hangisini istersen onu ver”.

Ama çırak yine aynı cevabı vermiş;

“Usta sensin sen karar ver, sağdakini mi istersin soldakini mi?”

Usta böyle devam etmeyeceğini anlamış ve aynı zamanda da çırağına ders vermek istemiş;

“Birini kır öbürünü al gel”

Çırak, güya testilerden birini seçip diğerini kırmış ve kırınca görmüş ki diğer testi de paramparça.

Gülümseten bu anekdot aslında bugünkü ahvalimizi o kadar güzel anlatıyor ki… Zira olan biteni izleyince hüzünlü bir sessizlik gelip zihninizin tam ortasına bağdaş kuruyor. Marifet gözüyle bakın topluma; gerçeklere nasıl “şaşı” baktığımızı ziyadesiyle anlarsınız.

Doğu’yla Batı’nın, zenginle fakirin, sağcıyla solcunun, kadınla erkeğin, yaşlıyla gencin, o şehirle bu şehrin, o partiye oy verenle bu partiye oy verenin, o takımı tutanla bu takımı tutanın, dini öyle anlayanla böyle yorumlayanın, o yazarı sevenle bu şairi sevenin, yürüyenle koşanın, oturanla ayakta duranın, kıyam edenle secde edenin arasında herkes bir başkasının sağırı, kendisine benzemeyenin körü.

İnsan denen en büyük kutsalın tarifini sağlıklı ve kapsamlı şekilde yapamayan idrakler, insanı yaratan biricik kudreti ve O’nun insanlıktan neler beklediğini anlayamaz hale geldiler.

Kim bilir, belki de bu yüzden Rabbin rızasının O’nun yarattıklarının rızasında gizli olduğunu göremiyor, O’nun sevgisini ve ikramlarını kazanmayı kendimize dert edinemiyor, dünyayla ilgili her meseleyi kendimize dert edinip elimizdeki ömür sermayemizi hoyratça tüketiyoruz.

Belki de bu yüzden kardeşliği tebessümle çoğaltmak varken; hüsnüzan ile azalmamıza engel olmamız, tevazu ile bir araya gelmemiz, müsamaha ile uzaklaşanın yüreğinden tutmamız gerekirken; kendimizi kınamayan nefislerimiz, şerre bahaneler arayan kirli akıllarımız, hakkı görmezden gelip zulmedeni aklayan vicdanlarımızla aynı Allah’a inanan, aynı kıbleye dönen, aynı peygamberin risaletine imaneden biz, birbirimizi bir kaşık suda boğar haldeyiz.

Belki de bu yüzden ‘Alîm’ olanın açlık, uykusuzluk, dert ve sıkıntı içine sakladığı ilmi; tokluk, refah ve rahatın koynunda; ‘dilediğine izzet ve şeref verenin’ itâat, teslimiyet, emanet ve ibadetin içine sakladığ ıizzeti, mevki ve makamda; ‘nimet ve hazineleri sonsuz’ olanın, kanaatin, tevazunun, yardımlaşmanın, kardeşliğin, bir ve beraber olmanın içine sarıp sarmaladığı zenginliği, mal yığıp biriktirmekte; Allah’ın cennet için yarattığı ‘rahatı’ bu dünyanın şatafat ve debdebesinde arıyoruz.

Belki de bu yüzden kültür emperyalizminin deprem kuşağında olduğumuz halde toplumun ana rahmi olan ve ebede kodlanması gereken evliliklerimizin yerini sayısı her geçen gün artan boşanmalar, parçalanmış aileler, günü birlik ilişkiler aldı. Bu sayede de ne mahremiyet kaldı, ne samimiyet kaldı ne de aidiyet…

Belki de bu yüzden en mühim meselelerde dahi bir araya gelememek yetmiyor; ne yapıp edip en küçük farklılıkta bile kavga edebilmenin orijinal yollarını bulabiliyor; bugün zulmün karşısında susan dillerimiz ve bir türlü yerinden doğrulamayan ellerimizin yarın aleyhimize şahitlik yapacağını unutuyoruz.

‘Faydasız ve boşu boşuna bir şey yaratmamış olana’ halîl olacak gönlümüz yok belki ama bu dünyaya gönderiliş gayemizi de idrak edebilmiş değiliz.

Evet, kabul etmek gerekiyor;hayatın  eskiye oranla daha hızlı aktığı bir zaman diliminde meşguliyetlerin sayılamayacak kadar fazlalaşmış olmasına mukabil ömür oldukça kısa, ameller kusurlarla dolu, ecel her dem yakın, yolculuğun mesafesi ise oldukça uzun. Bu nedenle de hakikatin kalbine dokunmak büyük bir yürek istiyor; gönül şehrinde mutluluğun kanatlarına tutunmak ise sarsılmaz bir sabır, yanardağ gibi bir iman gerektiriyor. Zira yalnızlığın özgürlüğüne, imanın samimiyetine, aşkın yarasına ve derdin mucizevi gücüne talip olmanın bedeli ağır, yolu meşakkatli. Nefsin geçit ve tehlikelerini aşabilmek zor; kötü huylardan temizlenmek, ruha yerleşen çirkin sıfatların kökünü söküp atmak güç; kalbi Allah’tan başkasına yönelmekten men etmek ve her daim O’nun(c.c.) zikriyle süslemek emek isteyen bir iş.

Sanırım tam da bu noktada olan biten karşısında yaşadığımız akıl tutulmalarının şaşkınlığı içinde sormak gerekiyor; Yürek devletinin zayıflamış halkalarını onarmaya, kaybolmaya yüz tutan hakkaniyet ve adalet ruhunu yaşadığımız çağın idrakine sunmaya çalışmaktan başka çaremiz  var mı?

Allah’ın kurmak istediği büyük bir medeniyetin, toplum hayatının ve dünyayı cennete çevirmesinin ‘diriliş’ derdindeki ‘varisleri’ olarak; mümbit coğrafyamızı dört bir taraftan kuşatan, bizim yokluğumuzu varlıklarının teminatı olarak gören İdris libasındaki İblisi kalabalık; savunduğumuz değerleri ve haykırmaya çalıştığımız kutsalları çepeçevre sarmıyor;  bu haykırışın gür sesini çıkarlarına dokunduğu için kısmaya, hatta güçleri yettiği noktada tümden susturmaya çalışmıyorlar mı?

Böylesi bir hengame içinde sadece haz ve menfaat tatmini için yaşayan, hak hukuk gözetmeyen, sorumluluklarını sadece göstermelik ibadetlerle yerine getirdiğini sananların kendilerini dindar hissetmelerinin bir önemi var mı? (Devam edecek)

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER