SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Ata Şengül
Ata Şengül

İç Göç ve Türkiye (3)

İç Göç ve Türkiye (3)
Bu haber 21 Mayıs 2018 - 20:55 'de eklendi ve 32 kez görüntülendi.

“Ve işte devrildi yine kıl çadırlar
göç başladı bir acıdan bin acıya
Geride akşamın küllenen ateşi
ve susturulmuş çocuk sevinçleri kaldı.”

Ahmet TELLİ

Tarım sektöründeki gelişmelerin ve devlet tarafından gerçekleştirilen kamu yatırımlarının yanı sıra, ülkemizde yaşanan hızlı nüfus artışı da köyden kente doğru cereyan eden iç göçün sebeplerinden biri olarak sayılmaktadır. Buna göre, 1927 yılında yapılan nüfus sayımı sonucuna göre, yaklaşık 14 milyon olan ülke nüfusu, 2018 yılında 80 milyonu geçmiştir. Söz konusu zaman diliminin ilk yıllarında, nüfus artış hızı, kırsal kesimde yüksek seyirde gerçekleşmiştir. Özellikle, sağlık politikalarında gerçekleştirilen iyileştirmeler ile birlikte, doğum olaylarında yaşanan sıklık bu artışın gerçekleşmesinde önemli bir etken olmuştur. Buna karşın, kentsel nüfus, bir yandan doğal nüfus artış hızıyla artarken, diğer taraftan da kırsal kesimdeki hızlı doğal nüfus artışı göç yoluyla kentsel nüfusu beslemiştir. Buna can ve mal güvenliği nedeniyle doğup büyüdükleri toprakları terk edenler ile 1960’lı yıllardan itibaren yurtdışına çalışmak için gitmiş olanların dönüşlerinde ayrıldıkları köy veya kasabaya değil, büyük kent merkezlerine yerleşmeyi tercih etmeleri de eklenince kentsel nüfus ve buna bağlı olarak kentleşme hızı daha da artmıştır. Öte yandan, mevcut kentlerin iç göç yoluyla nüfus artışı yaşamasının yanı sıra belirli merkezlere yönelik göç hareketleri sonucunda kent sayısında da gözle görülür miktarda artış yaşanmıştır.

Konuyla ilgili olarak, mevcut verilere bakıldığında, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından 2006 yılında açıklanan verilere göre, 1920’lerde her on kişiden sekizi kırsal alanda yaşıyorken 2000’li yılların başında her on kişiden sekizinin kentsel yerleşim yerlerinde yaşadığı görülmektedir. Benzer şekilde, Cumhuriyetin ilanından sonra, 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımına göre, 13.648.270 olarak belirlenen ülke nüfusunun % 75,78’i kırda, % 24,22’si ise kentler yer almıştır. Bu oranların, 1950 yılında, kent nüfusunun % 25,04‘e yükseldiği kır nüfusunun ise % 74,96’ya düştüğü göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu dönemde, ülke genelinde güçlü bir kentleşme hareketinin yaşanmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, Türkiye’deki kentleşme süreci hakkında uzlaşı sağlanan görüş, sürecin 1950’lerden itibaren sıçrama yaşadığı yönündedir. Nitekim 1950’de kent nüfusunun ülke nüfusu içindeki payı % 25,04 iken, 1960’ta % 31,92, 1980’de % 43,91 olmuştur. 21. yüzyılın başında, % 64,90 olan kentsel nüfus oranı on yıl sonra % 71’e yükselmiştir.

Kent-kır nüfusu bakımından 1985 yılında kır nüfusu aleyhinde bir değişim yaşanmış olup 1980’e kadar artmaya devam eden kır nüfusu, 1980’den itibaren azalmaya başlamış 1985 yılında ilk defa kent nüfusunun gerisine düşmüştür. Bunda 24 Ocak kararlarıyla bağlantılı olarak tarım sektöründe yaşanan değişikliklerin ciddi etkisi olmuştur. Zira, 1980 modelinin uygulanması piyasaya dönük köylü kitlelerinin durumunda önemli değişmeler ortaya çıkarmış, tarım sektörünün kullandığı sınai girdilere verilen sübvansiyonların kaldırılması veya azaltılması iç ticaret hadlerinin tarım aleyhine gelişmesi sonucunu doğurmuştur. Dolayısıyla, Türkiye’nin dağınık kırsal yerleşim yapısı, önemli ölçüde ortadan kalkmaya başlamış, bu gelişme kamu hizmetlerinin kırsal yörelerde örgütlenmesi bakımından yeni ihtiyaçlar ortaya çıkarmıştır.

Kır ve kent nüfuslarının yanı sıra kent nüfusunun toplam nüfus ile birlikte değerlendirilmesi faydalı olacaktır. Zira toplam nüfusta yaşanan hızlı artış oranı 1960’ların başına kadar devam etmiş iken, söz konusu dönemden itibaren durgunluk yaşamış, 1985 yılından itibaren de azalma sürecine girmiştir. 1980’li yılların ilk döneminde ‰ 24,9 olan yıllık nüfus artış hızı, ikinci dönemde ‰ 21,7’ye, 1990-2000 döneminde ise ‰ 18,3’e kadar düşmüştür. Bu dönemde dikkat çekici husus, nüfus artış hızının ilk kez binde 20’nin altına düşmüş olmasıdır. Buna karşın, kentlerde yaşayan nüfus artmaya devam etmiştir. Bu bakımdan, tarımsal üretim potansiyeli yüksek bir ülke olarak Türkiye için zikredilen bu oranlar kırdaki yapının çökmesi anlamına geleceği gibi ülke genelinde yaşanan nüfus dağılımı dengesizliğinin daha da artacağı sonucunu doğurmaktadır. Bu eğilimin devamı halinde, 2050 yılında yüz milyona ulaşacağı düşünülen Türkiye nüfusunun ancak %10’una karşılık gelen kesiminin köylerde yaşayacağı öngörülmektedir.

Sonuç olarak, yukarıda anlatılanlar ışığında şunu ifade etmek gerekir ki, ülkemizde yaşanan kentleşme sürecinde, nüfus artış hızının etkisi önemli olmuştur. Elbette, bu artışın esas ağırlığını ise, tarımda gerçekleşen çözülmeye bağlı olarak, kırsal kesimden kentlere doğru seyreden iç göç hareketleri oluşturmuştur. Önümüzdeki dönemde, sosyolojik bir olgu olarak, iç göç hareketlerinin ülkemizin sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel bakımdan etkileri sürmeye devam edecektir.

Yazıma son verirken, milletimizin uğruna nice canlar verdiği iradesinin başlangıcı olan, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı tebrik ediyor, ülkemizin teminatı olan gençlerimize Devlet’e ve Millet’e hizmet yolunda başarılar diliyorum.

Baki muhabbetle…

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER