SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Gıyasettin Dağ
Gıyasettin Dağ

HUZUR VEREN ŞEHİRLERDEN, ŞEHİR TUTULMALARINA

HUZUR VEREN ŞEHİRLERDEN, ŞEHİR TUTULMALARINA
Bu haber 15 Mayıs 2019 - 7:52 'de eklendi.

Babam bir duvar ustasıydı. Çocukluğumda köyümüzde ve yakın köylerde kerpiçten, taştan evler, havuzlar yapardı.

Onun tahta kalıplardan kerpiç dökmesini, ustalık ile duvar örmesini, şakul ile doğruluğunu ölçmesini, terazi ile duvarı teraziye almasını hayranlıkla izlerdim.

Köyümüzde çoğu işler imece usulü ile yapılır, insanlar birbirinin inşaatlarına yardım eder, işler en düşük maliyetle yerine getirilirdi.

Kerpiç duvar yükselince babam duvarın üst kısmında elinde mala ile durur, aşağıdakilere “Ver anaç, ver kuzu” diye seslenir, kerpiçler kendisine atılır ve duvar el birliği ile yükselirdi.

Mimariye ilgim bu yıllardan kalma olabilir. O günden bu yana hem mimariye ilgi duydum hem de mimariye dair okumalara özen gösterdim. Bu yazıda Cihan Aktaş’ın “Şehir Tutulması” adlı eserinden yola çıkarak mimariye, şehirleşmeye ve şehir estetiğine dair düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Yazar Aktaş bir mimar olarak dünyanın dört bir yanında gezdiği ve gördüğü şehirler ile bizim inşa ettiğimiz şehirleri/mimariyi mukayese ederek şehirleşme ve mimariyle ilgili sorunlarımızı dile getirmekte, bir büyük medeniyetin mensupları olarak neden doğaya saygılı, insanı mutlu eden, yeşili koruyan, içinde yaşayanların huzur bulduğu şehirler inşa edemediğimize dair düşüncelerini paylaşmaktadır.

“Yaşlılar, engelliler, kadınlar, hamileler ve çocuklar bu şehrin sokak ve caddelerinde nasıl rahat edebilir, güven içinde var olabilirler?” diye sormaktadır. Üzerinde düşünmemiz gereken bir konu şehirler ve güvenlik. Bir bayanın tek başına gündüz olduğu gibi gece de şehirlerimizde güvenle, korkmadan yürümesini nasıl sağlayabiliriz? Engelliler için engelsiz bir mimariyi, hiçbir yardıma ihtiyaç duymadan hayatlarını idame ettirecek şehirleşmeyi nasıl geliştirebiliriz? Çocuklarımız nasıl güvenle, korkusuzca, sokaklarda oynayabilirler?

Köyümüzde ortaokul olmadığından kış aylarında şehre göçerdik. Bu sebeple sadece köy yaşamını değil aynı zamanda şehirde mahalle/sokak ortamını, mahalleli olmanın verdiği dayanışma ve işbirliğini görmüş ve yaşamıştım.

Bizim zamanımızdaki mahallede/sokakta her komşu birbirinin koruyucusu/yardımcısı/bakıcısıydı. Çocuklar mahalledeki bütün kadınlara ortak emanetti. Yaşlılar herkesin ortak büyüğüydü. Herkes kimin mutfağında aşı var, dolabında nesi var, kim aç, kim tok az çok bilirdi.

Mahallemiz, sokağımız siteye dönüşünce, tek katlı ve bahçeli evlerimiz yerlerini apartmanlara bırakınca unutuldu bu hasletler. Kapısında güvenlikçilerin durduğu, kartla girilip çıkılan, sokaklarının kameralarla izlendiği, yüksek duvarlarla çevrili “güvenlikli sitelerde”bile çocuğumuzu sokağa çıkarırken güven duymuyoruz artık.

Yeşili de yitirdik, dağlarımız birer bozkır, sokaklarımız ağaçsız, şehirlerimiz yeşilden öte çimento ve beton renginde… Doğaya rağmen yapılaştık. Mimar Sinan köprü yaparken debinin en düşük olduğu yerleri seçip geniş açıklı köprüler inşa ederken, biz derelerin en dar debinin en yüksek olduğu yerlere selin alıp götürdüğü köprüler yaptık.

Peki, biz nasıl inşa ettik geçmişte o güzelim yerleşim yerlerini, seyyahlara ilham veren, görenleri hayran bırakan, doğayla barışık, yeşile bürünmüş o şehirleri?

Cevabı şöyle veriyor yazarımız “Çevreyle uyumu dikkate alan, dikili ağaçları gözünden sakınan bir inşa ruhuyla geliştirildi Osmanlı dönemi şehirleri”…Tanpınar’ın sözü aklıma geliyor burada “Atalarımız sadece inşa etmiyor, ibadet de ediyorlardı”. Bu ruha muhtacız yeniden…

Ya yıktıklarımızın yerine yaptıklarımız. O da bir başka acı… Elazığ’da şehir merkezinde bulunan cumhuriyet döneminin en güzel yapılarından bir i olan taş yapılı, iki katlı, altında sineması ve sergi salonu bulunan güzelim belediye binası yıkılarak yerine hiçbir değeri ve estetiği bulunmayan bir AVM yapıldı. Kimliği olmayan, ruhsuz, sevimsiz bir bina… O binanın önünden her geçtiğimde içim acır, nasıl kıydık o güzelim taş yapıya, ne kazandık bu işten diye hüzünlenirim.

Yazarımız da bu yok etme, yıkma işinden mustariptir, “Yıkma, silme ve yeniden kurma işlemi bitimsiz bir şekilde devam ediyor. Müslüman hüviyeti yüzyılların eseri olan şehrin sembolleri, sitelerle, gökdelenlerle silikleştirilmek isteniyor”.

Müslüman/mütedeyyin camia ile yeşili/doğayı koruma ve savunma arasında aşılmaz dağlar var. Bu işleri korumak, yapılan kıyımlara karşı çıkmak, adeta ülkemizde bazı camialara mahsusmuş gibi… Yazarımız da durumdan mustarip olacak ki şehirlerin/ülkemizin hafızası olan eski yapıları, tarihi dokuyu, doğayı ve yeşili korumak ve savunmak maalesef sadece sol fikriyatı savunan yazar ve aktivistlere kaldı demektedir. Neden bizler, toplumun geniş kesimi bu konularda ses çıkarmayız?

Betonlaşan şehirler yeşiliyle birlikte bütün güzelliklerimizi, hasletlerimizi, komşuluklarımızı, dayanışma ve kaynaşmamızı da yok etti. Hepimiz artık yazarımızın dediği gibiyiz“İnsanlar değerini kaybeden köksüz ağaçlar gibi dolanıyor İstanbul’da”. Kökümüz, bağımız kalmadı. Mahallemizde, sokağımızda köklü birer ağaç iken, yükselen TOKİ’lerimizde, sitelerimizde saksıda birer çiçeğe döndük. “Çınar ve ıhlamur ağaçlarıyla çevrili Huzur Sokağından TOKİ konutlarına sıçramada yaşanan savrulmalar” diye tanımlıyor yazarımız bu durumu.

Fakirleri unuttuk, duymaz, görmez olduk. “Zenginlerimiz yoksullarla bir arada yaşamaz oldular” demekte yazarımız. Haksız mı? Fakirleri görmeyeli, duymayalı insanlığımızdan bir parça daha kaybettik. Empati yapamaz, fakirden, yoksulun halinden, ahvalinden anlamaz olduk.

Yeniden insan merkezli, yeşili ve doğanın hayat bulduğu, komşuluğun, tanışıklığın, mahalle arkadaşlığın inşasına ihtiyacımız var.  “AVM merkezli şehir ve semt inşasından vazgeçilme” çağrısında bulunuyor yazarımız eserinde. Merkezinde caminin, kent meydanın olduğu, etrafında hanların hamamların, ticari merkezlerin, kütüphanelerin bulunduğu, halkalar halinde genişleyen, yeşilin bin bir tonuyla bezenmiş, insanların yaşarken huzur bulduğu şehirlere ihtiyacımız var. İnsanların “şehir tutulmasına” uğramadığı, huzur bulduğu ve güvenle yaşadığı şehirleri yeniden inşa etmek zorundayız.

Cihan Aktaş

Şehir Tutulması / İz Yayıncılık

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER