SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Üstün Üstündağ
Üstün Üstündağ

HOŞGÖRÜ

HOŞGÖRÜ
Bu haber 12 Ekim 2019 - 8:09 'de eklendi.

Toplumsal hayatın gereği olarak çevremizde kendine ait bir görüş, düşünce ve davranışa sahip birçok insan yer almaktadır. Ve her insan kendini özel olarak görür – ki öyledir. Bireyler sosyal yaşam içinde kendi siyasi, etnik, dini ve mezhepsel görüşüne uymayan birçok insanla karşılaşması da kaçınılmazdır. Onlarla aynı düşünceye sahip olmayabilir. Sevgi ve muhabbet duymayabilir ancak saygı duymak, tahammül etmek zorundadır. Bu zorunluluk, birlikte ve mutlu yaşamı getirir. Caddede, sokakta, parkta ve yaşamın her alanında diğer insanları görmezden gelerek, yok sayarak yaşamak insani bir davranış değildir. Birey öncelikle en küçük sosyal yapı olan aileden fertlerinden başlayarak tüm bireylere saygı ve hoşgörü ile yaklaşmalıdır. Hoşgörüden uzak bir toplumda bireyler arasında kavga ve problemler eksik olmaz. Dolayısıyla herkes birbirinin kusurunu ve hatası görmezden gelip örtmek yerine, eleştirip yargılayarak bir sonuca ulaşmaya çalışır. Bu da toplumsal huzuru bozarak bireyler arasında kargaşa, çatışma ve güvensizliğe neden olur. Diğer bütün değerleri bir bir yitire geldiğimiz çağımızda yine en ihtiyaç duyduğumuz kavramlardan biridir; ‘’hoşgörü’’

Türk Dil Kurumu’nun: ‘’ Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha, tolerans ‘’ olarak tanımladığı hoşgörü; aykırı gelse bile kişinin düşünce ve davranışına saygı gösterme zorunluluğudur. Hoşgörü bir vurdumduymazlık değildir. Hoşgörü karşıdakinin her dediğine evet demek ya da duygularını bastırmak da değildir. Sadece önyargılardan uzak olabildiğince sabır, anlayış göstermek ve saygı duymak, ölçülü bir şekilde tutum sergileyebilmektir. Karşıdakinin görüş ya da eylemine karşı aşağılayıcı, yargılayıcı ve katı bir davranış içine girmemektir. Diyalog kurabilmek, empati yaparak anlamaya çalışmaktır…

Peki, birey olarak bunu ne kadar yapabiliyoruz, başkasının görüşüne nasıl ve ne ölçüde tepki verebiliyor, başta aile ve çevremizdeki insanlara, farklı anlayış ve eylemlere, farklılıklara ne kadar müsamaha gösterebiliyoruz. Birde aslında, insan karşıdan anlayış beklerken önce kendisinin ne kadar hoşgörülü davrandığına da bakmalıdır. Düşününki, trafiğe çıktık; kural ihlali yapan yaya ve sürücülere ne kadar hoşgörülü davranabildik. İçten içe kızmadan ve küfretmeden, gerilmeden gideceğimiz yere gidebildik. Maddi hasarlı küçük bir kazada, hata ve kusur tamamen karşı tarafta olmasına rağmen ne kadar hoşgörülü yaklaşarak, tartışmadan, kavga etmeden sorunu çözme yoluna gidebildik.  Ne gariptir ki, caddede ve sokakta hiç tanımadığımız ve umursamadığımız en ufak bir sorunda tartışma yaşayacağımız bir kişi evimize konuk olduğunda, izzet ikram gösterebilirken; neden dışarda aynı saygı ve hoşgörüyü göstermekten kaçınıyoruz. Bunun en önemli nedeni Kur-an’ı bir yaşamdan ve bunun öğrettiği değerlerden uzaklaşmış olmamızdandır, denilebilir. Bireylerin, eksikliklerini kusurunu görmek değil, iyi, güzel yönleriyle değerlendirmek ve her şeyden önce Allah’ın yarattığı kutsal bir varlık olan ve bir gönül sahibi insan olduğunu bilerek yaklaşmaktır.

Hoşgörü, başkalarının eksiklerini değil, kendi eksikliklerini görmek, kendisine karşı yapılan bir kusura karşı öfkelenerek eyleme geçmek yerine bağışlayarak örtmek ve sabretmektir. Kötülük yapan veya hoş olmayan bir tutum sergileyen birinin, iyi yönünü öne çıkarabilmek, en kötü durum karşısında bile iyi güzel bir şeyler görebilmektir.  Mesela, hoşgörüyü en iyi özetleyen kısa bir hikaye; Bir köpek ölüsünün yanından geçerken herkesin kokusundan rahatsız olup eliyle burnunu kapatıp, bir gönül adamınınsa; ‘’ne güzel dişleri varmış ‘’ diyerek bakmasıdır.

Yine Mevlana ve Hacı Bektaşi Veli arasında geçen bir kıssa da hoşgörüye, yanlışını görmemeye,  iyi yönünü öne çıkarmaya güzel bir örnek, şöyle ki; Adamın biri helal olmayan kazancıyla bir inek alır. Daha sonra pişmanlık duyarak bunu Hacı Bektaş’ın tekkesine kurbanlık olarak bağışlamak ister ve yanına gider, durumu anlatır. Fakat helal olmadığı gerekçesiyle kabul edilmez. Adam bunun üzerine Mevlana’ya gider ve o kabul etmiştir. Adam durumu anlatıp sorunca, Mevlana; ‘’ Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir,’’ der. Adam bunun üzerine Hacı Bektaş’a giderek, olanları anlatınca; ‘’ Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlâna’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu yüzden o senin hediyeni kabul etmiştir.’’ cevabını alır. İşte…

Biri birine hoşgörü, saygı ve tahammül gösteren bireylerin bulunduğu toplumlar başarılar elde eder, her zaman mutlu ve huzurlu yaşarlar. Böyle bir toplum hayaliyle… Mutlu günler.

                

 

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER