SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Cem Bayındır
Cem Bayındır

HAREKET-İ ARZ-I BECANİB-İ ANADOLU (1789)

HAREKET-İ ARZ-I BECANİB-İ ANADOLU (1789)
Bu haber 14 Eylül 2018 - 9:55 'de eklendi ve 141 kez görüntülendi.

Elazığ’da son birkaç yıldır 10-12 katlı yapılara izin verildiğini, hatta iki yapının da 28’er katlı olarak yükseldiğini hepimiz görüyoruz. Ne yazık ki kentimizde buna ilk devlet eliyle, yani TOKİ yapıları ile başlanıldı.

Bu topraklarda en tehlikeli, en yıkıcı depremlerin yaşandığı, Sivrice’deki (Gölcük) gölün de böyle bir deprem sonucunda oluştuğu, gölde, azınlıkların yaşadığı adanın tümüyle göle battığı gibi olayları yakın tarihimiz yazmakta.

Prof. Dr. Naci Görür, Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Prof. Dr. Namık Çağatay gibi tanınmış, üstelik de Elazığlı bilim insanlarımız olmasına karşın, yetkililer hiç kimseye hiçbir biçimde danışmadan doğaya kafa tutarak akıl ve bilimi aşağılayarak, hor görerek, yüksek katlı yapılara, ovalara ruhsat izni vermeyi sürdürüyorlar.

Bu ülkenin doğal, tarihsel, kültürel ve estetik bırakıtının (mirasının) önemine uygun korunması, değerlendirilmesi ve tanıtılmasında, kent kültüründe en önemli insan olan Elazığlı hemşehrimiz Prof. Dr. Metin Sözen’i tanıyanımız yoktur belki de.

Bu düşünce, ne yazık ki Keban’da da estetikten yoksun, yüksek beton yapıların yükselmesine neden oluyor. Hele Keban çarşı merkezinde yapılmış yapı ise, tam bir çirkinlik anıtı. Bu yüksek yapılar, çok katlı yaşam, bu topraklarda ev, konut, aile, komşuluk kültürümüze çok yabancı bir durum.

Bizim yöremizin yetkililerinin, Keban Barajı yapımı sırasında Avrupalı çalışanların kısa sürede yaptıkları lojman ve evleri, aynı zamanda Kemaliye ilçesindeki yapıları örnek almasını dilerdim.

Osmanlı belgelerinde 1730, 1751, 1758, 1763 yıllarında 6-7 büyüklüklerinde, 1874 yılında 7,1, 1875 yılında 6,7 büyüklüklerinde depremler olduğu ve bu tarihlerde Keban ve Keban Maden ocaklarında da can yitimi olduğu yazar. Yine bazı belgeler bu tür depremler sonrası maden üretiminin yıllarca durduğu, onarımların uzun sürdüğünü de belirtir.

“Taylesanizade Hafız Abdullah Efendi Tarihi, İstanbul’un Uzun Dört Yılı (1785-1789)” adlı ve Feridun M. Emecen’in Osmanlıcadan günümüz Türkçesine çevirdiği yapıtta küçük bir bölümde 1789 tarihinde Anadolu tarihinin en büyük depremini (Palu Depremi) yaşamış Elazığ ve Keban var:

“1789 YILINDA HAREKET-İ ARZ-I BECANİB-İ ANADOLU (Anadolu Bölgesinde Deprem, 1789):

…Ve yine mâh-ı Ramazân-ı şerifin on […] günü, Anadolu’da gece sâ’atüçde azîm hareket-i arz vâkı’ olup, Harpud ve Mazkird ve Çemişkezek ve Peri ve Palu ve Keban Ma’deni kuraları (köyleri), hâsılı yedi kaza mahallharâb u yebâb ve yere batup, hattâ Peri’de câmi’-i kebîrde salât-ı terâvîhedâ olunur iken cümlesi cami’-i şerîf altında şehîdolmuşdur.

Hâsılı cümle kazalardan sekiz, onbinden mütecaviz ehl-i İslâm ve rical ve nisa ve sıbyânlar ve kefereler helak olmuşlar. Ma’âzallâhite’âlâ.”

Yazıda da gördüğünüz üzere, 1789 tarihinde, Ramazan ayının 10. ile 19. günleri arasında bir günde (28 Mayıs-2 Haziran 1789), Anadolu’nun doğusunda Harput, Mazgirt, Çemişgezek, Palu, Keban ve köylerinde, gece saat üçte (günümüz saatiyle akşam 9) büyük bir deprem olduğu, köylerin yeraltına gömüldüğü, pek çoğunun yıkıma uğradığı ve sekiz, onbinden çok insanın öldüğü, hatta Peri’de Ulucamii’de teravih namazı kılınırken insanların tamamının cami kalıntıları altında kaldığı ve hem Müslüman ve hem azınlıkların, kadın ve çocukların korkunç sayıda can yitimi yaşadıkları anlatılıyor.

Dünyaca ünlü Encyclopedia Britannica’da (Ana Britannica Ansiklopedisi) ilgili deprem maddesinde, anılan Palu depreminde 51.000 kişinin öldüğü ve sarsıntının tarih boyunca Anadolu’da yaşanmış en büyük deprem olduğu ve Hatay’a, Suriye’ye dek etki ettiği belirtilmektedir.

Bu depremin Keban’da da büyük zararlar oluşturduğu, yapıların, evlerin zarar gördüğü, maden ocaklarının çöktüğü ve çok sayıda yeraltı işçisinin öldüğü, hatta depremde ölen azınlıklardan 40’a yakın işçinin adının “Bevlü” ya da “Bavli” olduğu, depremin yarattığı yıkım ve üzüntüden dolayı yakılan ağıtlarda öne çıkan bu addan “Herkes kendi Bevlü (Bavli)’süne ağlar” gibi bir deyimin Keban’da bir halk deyimi olarak doğduğu da söylenmekte ise de Keban ile ilgili resmi kayıt ve belgelerde bu doğa yıkımı ile ilgili çok da bilgi görememekteyiz.

Depremler kaçınılmaz doğal olaylardır. Bilim insanları depremin dünyanın ve yaşamın oluşumunda büyük katkısı olduğunu yazarlar. İnsanoğlu-doğa savaşımında -en son Japonya’daki deprem ve dev dalgalarda gördüğümüz gibi- kazanan çoğunlukla doğa olmuştur. Bu nedenle depremi ortadan kaldırmak olanaksız ise de etki, hasar ve yitimleri önlemenin yolu bilim ve akıldır.

Encümen kararlarıyla en tehlikeli bölgeleri yapılaşmaya açmanın, belediye meclisi kararıyla fay hattını iptal etmenin, sıradan bir imza ile verimli sulu tarlalarda yüksek katlı yapılara izin vermenin örneğini çok gördüğümüz ülkemizde güç olsa da; siyasal kaygıların, getirim (rant) anlayışının insan yaşamının önüne geçmemesi, aklı ve bilimi asla yadsımamamız dileğiyle yapıtta yazının en altında yazan “Ma’âzallâhite’âlâ”sözünü yineliyorum: “Tanrı esirgesin.”

Saygılar sunuyorum.

Kaynak:

1- Osmanlı Salnameleri, Ahmet Bayındır

2- İstanbul’un Uzun Dört Yılı (1785-1789), Taylesanizade Hafız Abdullah Efendi Tarihi
3- Osmanlı Döneminde (1725-1920) Keban Maden Emini ve Kaymakamları, Sabit Bilgin
4- Encyclopedia Britannica, Deprem, Türkiye’de Depremler maddesi.

5- Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı 8 Kasım 2012

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER