SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Erkan Yar
Prof. Dr. Erkan Yar

Evreni Kim Yönetiyor?

Evreni Kim Yönetiyor?
Bu haber 06 Ağustos 2018 - 10:05 'de eklendi ve 452 kez görüntülendi.

Tarihte ve günümüzde en önemli inanç sorunu, aslında Tanrı’nın varlığıyla ilişkili değildir. Tabiat karşısında güçsüzlüğünü idrak eden insan, kendisinde olmayan mutlak nitelikleri verdiği bir yaratıcıya son tahlilde iman etmektedir. Ancak bu iman bir Tanrı’nın varlığına imandır. Ve insan inanmış olduğu yaratıcıya kendi inancına uygun olarak isimler vermiştir. Tanrı veya Tengri, Allah, God, Hoda vs. bu isimlerden bazılarıdır. Gerçekte de önemli olan isim değildir ve isimlendirilendir. Bunun için de ilah kabul edilen bir varlığa verilen isimler neredeyse sınırsızdır.

Evrenle ilişkili olarak materyalist anlayış, onun bir yaratıcıya gereksinim duymadan var olduğu ve varlığını devam ettirdiği şeklinedir. Bu anlayış açısından evrende eli olan bir Tanrı mevcut değildir. Amacım ateistlerin yani Tanrı tanımazların inançlarını anlatmak değil; bir yaratıcıya inananların inandıkları yaratıcının evreni nasıl yönettiğine ilişkin inançlarını konu edinmektir. Bir yaratıcının var olduğuna ve evrene müdahale ettiğine inanları teist olarak adlandırmaktayız. Deistler de bir yaratıcının varlığına inanmaktadırlar. Ancak deistlerin inandıkları Tanrı evreni yaratmış ve yarattıktan sonra evrenden elini çekmiştir.

Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam teist dinler olarak adlandırılmaktadır. Bunun anlamı bu dinlere göre bir yaratıcı vardır ve evrene müdahale etmektedir. Hangi ad verilirse verilsin, bu yaratıcının evrene müdahalesi bu inanç biçimlerinde iki biçimde olmaktadır. Bunlardan birisi Allah’ın doğa olaylarına müdahalesidir ki bununla nedenselliği bozarak mucizeler meydana getirdiğine inanılmaktadır. Diğeri ise Allah’ın aleme sözlü müdahalesidir ki bununla da vahiy ve ilahi kitaplar ortaya çıkmaktadır.

Allah’ın evreni yönettiği ve müdahale ettiğine iman edenler; onun evereni yönetme biçimiyle ilişkili olarak çeşitli görüşler ileri sürmektedirler. Bunlar da; a. Allah’ın doğrudan evreni yönettiği b. Allah’ın melekleri araçlığıyla evreni yönettiği c. Allah’ın kanunları aracılığıyla evereni yönettiği d. Allah’ın evrendeki bazı olayların yönetimini bazı insanlara verdiği şeklindedir.

Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde Allah’ın evereni doğrudan yönettiğine ilişkin pek çok anlatım mevcuttur. Sözelimi “Şüphesiz ki Rabb’iniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş’a kurulup işleri yöneten Allah’tır. O’nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O, Rabbiniz Allah’tır. O hâlde O’na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?” (Yûnus 10/3) ayetinde işleri onun yönettiği ifade edilmektedir. Bununla birlikte evrendeki tekil olayların da onun tarafından yönetildiği açıklanmıştır. Sözgelimi rahmetinin önünde rüzgarı müjdeci olarak gönderen (Furkân 25/48), yağmuru indiren (A’râf 7/57) vs. doğadaki olayları yönetenin hep o olduğunu Kur’an anlatır. Bununla birlikte yaratma/halk ve düzenleme/emr de ona aittir(A’râf 7/54).Allah’ın evreni yönetmesiyle ilgili Kur’an’daki bu anlatımlar, gerçekte Allah’ın egemenliğinin her varlıkta olduğuna işaret etmektedir.

Melek inancı kutsal dinlerde mevcuttur.İslam öncesi Araplarda olduğu gibi İslam’da da meleklere iman, iman nesnelerinden birisi olarak yer almaktadır. Ancak meleklere iman, Kur’an’da anlatıldığı biçimiyle Allah’ın yasalarını insana bildirdiği, yasalara uygun davrananları veya davranmayanları denetlediği, yasalara uygun davrananları desteklediği, suçluları cezalandırdığı bağlamlarda yer almaktadır. Doğa olaylarının yönetimiyle ilgili meleklere görev/görevler verildiğine ilişkin Kur’an’da hiçbir anlatım mevcut değildir.

Kur’an’ın anlatımları dikkate alındığında, Allah’ın evreni kanunları aracılığıyla yönettiği söylenebilir. Bu yönetim bazen evrende olan her şeyin bir yasaya/kitâb uygun gerçekleştiği şeklinde ifade edilmektedir (Bkz. En’âm 6/59). Onun maddi yasalarını ifade eden ikinci kavram meşiet yani dilemektir. Allah’ın dilemesi, var olan her şeyde onun belirlediği yasalarına vurgu yapmaktadır. Allah’ın evrende koyduğu bu yasalar sünnetullah kavramıyla ifade edilemezler. Çünkü sünnetullah, Allah’ın evrendeki sosyal yasalarıdır ve fiziksel yasaları değildir. Evrendeki fiziksel yasalar diğer bir biçimde de varlıktaki düzene/nizâm, kader, vezn vurgu yapılarak anlatılmaktadır. Eğer evrende bir düzen varsa -ki insan tarafından algılanan bir düzen vardır- bu düzen varlıktaki ölçüden/kader ortaya çıkmaktadır.

Kur’an’ın ilk muhataplarının inancı olan şirk inancında, bir olan Allah’ın mertebe bakımından aşağısında putların var olduğuna iman edilmekteydi. Şirk inancı açısından putların, insan-Allah ilişkisinde işlevleri vardı. Putperestler ilahi güç atfettikleri o varlıkları şefaatçiler ve Allah’a yakınlaşma aracı olarak kabul ediyorlardı. Ancak şirk inancı açısından putlara evrenin yönetiminde görev verildiğine ilişkin bir anlatım, Kur’an’da yer almamaktadır.

Tasavvufun Müslüman dünyada gelişmesinden sonra ortaya çıkan velayet inancı, Kur’an’da iman eden müminlere işaret eden velî kavramını kendi anlamından uzaklaştırdı. Bu dönüşümden sonra veli kavramı iman etmek suretiyle Allah’ın dostu olan mümin anlamından; Allah’ın kendisini mucizelerle/kerâmet doğruladığı, onlara ilahi söz ilka ettiği/ilhâm, günah işlemekten koruduğu/mahfuz kimselere işaret eden bir kavrama dönüştürüldü.Halbuki dünya üzerinde bu özelliklere sahip herhangi bir beşer mevcut değildir. Kur’an, elçilerin dahi diğer insanlar gibi/misl olduğunu pek çok ayette açıklamaktadır (Bkz. İbrâhîm 14/11; Kehf 18/110 vd.)

Çoğu mistik düşüncede ğavs, kutub, abdâl vs. hangi isimle isimlendirilse isimlendirilsin bazı kimselere Allah’ın evrendeki bazı olayların yönetimini verdiğine inanç mevcuttur. İbn Arabî, dünyadaki yedi bölgenin yedi abdâl tarafından yönetildiğini ve bu apdalların da göğün yedi katında mekan tutan elçilerin ruhaniyetlerinden istifade ederek dünyayı yönettiklerini iddia etmektedir. Kutup; bir şeyin kendisi etrafından döndüğü mile denilmektedir. Veliye kutub denilmesi, evrendeki olayların onun etrafından döndüğüne inanılmasındandır. Tarikatların çok olmasına binaen kutuplar çoğalınca bu kez de kutupların kutbu/kutbu’l-aktâb anlayışı ortaya çıkmıştır. Kutub bazı sufilerce ğavs olarak isimlendirilir ki onlara göre ğavs her devirde bir tanedir ve birden çok olmaz. Sufiler akli ve nakli delilden yoksun bu inançlarıyla, otoritesini benimseniş oldukları velinin karizmasını güçlendirmektedirler.

Tarikatların ve sufi eğilimlerin geçmişte olduğu gibi günümüzde de yaygınlaşmasının temelinde gördükleri siyasal desteğin ve Müslümanların maddi ve manevi olarak gelişmesini istemeyenlerin etkisi vardır. Ülkemizde dişe dokunur hiçbir özelliği olmadığı halde salt mele, şeyh, veli, ağa vs. çocuğu olduğu halde bürokraside yer alan çok sayıda insan mevcuttur. Burada Alevi dinsel otorite olarak kabul edilen dede çocuklarını da yazardım amma, dedelerin otoritesi siyasal otorite nezdinde henüz pekiştirilmemiş olduğundan onlardan söz etmedim.

Kur’an, emanetlerin ehline verilmesini emretmektedir (Nisâ 4/58). Emanet kavramının anlamını siyasal ve idari görevleri de kapsayacak şekilde genişletebiliriz. Bu durumda dinin temel emri olarak işlerin liyakat esasına göre verilmesi gerektiğini savunanların, bu ilkeyi bürokraside uygulamaları gerekir.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER