SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Mehmet Şükrü Baş
Mehmet Şükrü Baş

ELAZIĞ’IN DÜNÜ VE BU GÜNÜ(YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR)

ELAZIĞ’IN DÜNÜ VE BU GÜNÜ(YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR)
Bu haber 13 Nisan 2019 - 8:07 'de eklendi.

Hasbihâl
Ömür güzergâhımızdaki kum saati büyük bir hızla kumunu boşaltıyor. Şairin deyimi ile “Yolun sonu görünüyor”
İsterseniz 60-65 sene öncesine gidelim.
Yıl 1950 aylardan Eylül…
Mercimut’tan gelip Gökçe köyünü geçerek il merkezine giden bir kamyonun tahta kasasındayız. Bu kamyonda neler yok ki, kadınlar erkekler, çocuklar, sepet sepet meyveler, kuzular, tavuklar, horozlar.
Ve benimle cennetmekân ninem…
İçinde bulunduğumuz kamyon tozlu topraklı yollarda şehre doğru homurdana homurdana yol alıyor.
İlk defa bir şehir göreceyim.
Defteri kalemi göreceyim, gazeteyi, kitabı, her evde bulunmamasına karşın radyoyu göreceğim, paramız olursa sinemaya gideceğim. Okullu olacağım A’yı B’yi öğreneceğim.
O gün Cennetmekân ağabeyimin kiraladığı Nailbey Mahallesi Tuncay sokakta iki katlı her katta sadece bir oda ve bir mutfaktan ibaret bahçeli bir eve iniyoruz. Evin alt katında ev sahibimiz üst katında biz oturuyoruz. Dış kapıyı ve bahçeyi müşterek kullanıyoruz. Evde elektrik ve su yok. Suyu 15-20 metre uzaklıktaki köşe başında bulunan taş çeşmeden alıyor, gaz lambası ile aydınlanıyoruz.
Ertesi gün cennetmekân ağabeyim beni Atatürk ilkokuluna götürüyor, okula kaydımı yapıyor ve öğretmenimiz cennetmekân Şefik Sayılı’ya “Eti sizin kemiği bizim” diyerek teslim ediyor.
Başöğretmenimiz rahmetli Ferit Köksal’dı.
O dönemde aynı okulda sabahları Atatürk İlk Okulu öğlenleri de Altınova İlk Okulu olarak faaliyet gösteriyordu.
Yine o zamanlar İstasyon Caddesi üzerinde bulunan şimdiki Mustafa Kemal İlkokulu öğlenden evvel lise, öğlenden sonra ortaokul olarak hizmet verirdi. Müdürümüz Vahap Kışoğlu elinde makas her sabah bizleri kapıda karşılardı.
***
Atatürk İlkokulunun önündeki İstasyon Caddesi büyük bir dereyle şehri ikiye bölüyor. Çantamızı kızak yapıyor bu dereden aşağı kayıyoruz aşağı indiğimizde çantamızdan eser kalmadığını görüyorduk. Akşam olunca da bir iki tokatla mükâfatımızı alıyorduk.
Her hafta cumartesi günü köyüme gitmek için karda kışta iki saat yol yürür gördüğüm her karartıda ürperirdim korkardım.
Nailbey Mahallesi ile bu okulun bağlantısı yani şehrin doğu ile batısını köprü sokaktaki bir köprü ile Müfettişlik Caddesi üzerine kurulan bir köprü ile şimdiki İstanbul Dershanesinin bulunduğu Gazi Caddesi üzerine kurulan yarı taş yarı tahta köprülerden ulaşım sağlanıyordu.
***
Şimdiki Cemiloğlu parkında bir elektrik fabrikası vardı bu fabrikada tıpkı bizi köyden getiren kamyon gibi homurdana homurdana çalışıyor. Bir odada elektrik yandığında öteki odada akım zayıflıyordu.
Akşamları radyosu ve elektriği olmayan komşular radyosu ve elektriği olan komşulara gidip haberleri ve rahmetli Muzaffer Sarısözen’in yönetimindeki “Yurttan Sesler”i dinliyorlardı.
Günlük gazeteler bile iki, üç gün sonrasında şehre geliyordu.
Hatırımdan hiç çıkmayan bir hadise ise ortaokul yıllarımda 1960 ihtilalında Salim Başol başkanlığındaki Sıkı Yönetim Askeri Mahkemesinin yayınlanmasıdır. Salim Başol celseyi açarken “Sanıklar getirildiler bağlı olmayarak yerlerine alındılar” sözü içimizi acıtıyordu.
Sanık dediği kişiler devrin başkanı Adnan Menderes, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Refik Koraltan, Namık Gedik ve diğerleriydi.
O dönemlerin zihinlerde yer eden başka bir hadisesi de Rahmetli Alpaslan Türkeş’i o gür sesiyle radyodan okuduğu bildirilerle tanımamızdır.
O zamanlar büyüklerimiz “En kötü parlamenter sistemin en iyi sıkıyönetim idaresinden kat be kat iyi olduğu” görüşüdür.
***
Zaman zaman ilimizin en eski köşe yazarı olduğumu söylemem mübalağa değildir. Yanılmıyorsam 1962 veya 63 yılları idi o zamanlar aynı mimari tarzda yapılan beşkardeşler binasının birinde bodrum katta hizmet veren bir “Son Söz” gazetesi vardı sahibi rahmetli Hacı Bayram Özpazarcıbaşı idi. Ben o gazetede zaman zaman köşe yazıları yazardım ve rahmetli bana elli kuruş veya bir lira zaman zamanda iki buçuk lira harçlık verirdi. Onun bu tutumu bana gazeteciliği sevdirdi. Bugün beş bine yakın köşe yazılarımın olmasını ona borçluyum mekânı cennet ruhu şad olsun.
İlimizde ondan başka Turan, Uluova ve Bingöl gazeteleri de basın hayatımızda yerini alıyordu.
Yine bu tarihlerdi Uluova gazetesinde yazdığım “Milli Duygularımız” başlıklı bir yazımdan ötürü polisler beni Meydan Karakola aldılar o zamanın katı kuralları sebebiyle gelen vurdu, giden vurdu. Hatta bir gece bekçisi bile avucuma bir cop vurdu ki gözlerimde şimşekler çaktı.
O bekçinin bana neden vurduğunu hala anlamış değilim.
Ortaokul son sınıflarda sene sonlarında bütün derslerden sınav yapılıyordu. Bende Turan gazetesinde “İmtihan Kapısı” başlıklı bir şiir yazmıştım öğrenciler o günkü gazeteyi sabahın ilk saatlerinde tükettiler. Hatta bir nüshasını Mezre Orta Okulunun duvarına asmışlardı.
Şehirde Gölcük, Saray ve Aile Sineması gibi üç sinema vardı. Okuldan kaçıp da aile sinemasına gittiğimiz çok günlerimiz olmuştur.
Paramız olunca Meçhul Kahramanlar, Ya İstiklal Ya Ölüm, Düşman Yolları kesti gibi filmlere gider avucumuz kızarıncaya kadar alkışlar bu filmlerle milli duygularımızı şaha kaldırırdık.
Yine toplu olarak okuldan kaçıp Harput’a gittiğimiz günlerde hafızalarımızda yerini almıştır.
“Hey gidi günler Hey” diyebileceğimiz o günlerden bu günlere geldiğimizde yazar-çizer olmanın dün olduğu gibi bu günde meşakkatli ve riskli bir iş olduğu gerçeğini görmemiz gerekir.
***
O dönemler yokluk dönemleriydi.
Üstümüzde yok, başımızda yoktu. O zamanlar kışlar daha şiddetli geçerdi. 1953 yılında öyle bir kar yağdı ki şehir içinde sokaklarda sadece bir kişinin geçebileceği şekilde küreklerle yollar açılırdı. Buna rağmen bırakınız paltoyu ceket bile bulamıyorduk. Ayaklarımızdaki Ankara lastiği soğuk günlerde kaskatı kesilir ayaklarımızı ısıtmak yerine dondururdu.
Şehirde ulaşım fayton ve at arabalarıyla olurdu sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek derecede altı silindirli taksiler ile jeeplerle sağlanırdı. Belediye otobüsleri ve şehir içi taşımacılıkta kullanılan minibüsler çok sonradan hayatımıza girdi.
O dönemlerdeki bu yokluklara rağmen gönül zenginliği vardı.
Komşu hakkı, kul hakkı, sarsılmaz bir vatan sevgisi gibi önemli kavramlarımız vardı. Evlerimizde öyle çelik kapılar değil iteklesen açılacak şekilde anahtarın biriside komşulumuzda olan tahta kapılar vardı. Ama komşularımıza olan güven rahat ve huzur içerisinde uyumamızı sağlıyordu. O dönemlerde güvenilir bir dostluk, samimiyete dayalı bir Arkadaşlık vardı. Samimiyet vardı, sadakat vardı.
Bağlarda bahçelerde, toprak damlarda yatar gökyüzünü seyre dalardık.
Korku yoktu, tedirginlik yoktu.
Şimdide her şeyimiz var ama bu değerlerimizin hiç birisi yok.
Dostluk yok, komşuluk yok samimiyete dayalı arkadaşlık yok.
Sofralarımızda bulgur pilavı, erişte ve mercimek çorbası, zeytin ve sana yağı gibi yiyeceklerimiz vardı. Kavurma ile pişirilen bu yemekler pişirildiğinde o leziz koku etrafı sarardı.
Bunlara hasret kaldık.
Şimdi sofralar çok zengin ama gönüllerimiz çok fakir kendimiz pişiriyor kendimiz yiyoruz. Paylaşmak yok, bölüşmek yok. Ama o zamanlar komşuda pişen yemekler bize gelir, bizde pişen yemekler komşularımıza giderdi. Bölüşürdük paylaşırdık.
Dertlerimiz müşterek, mutluluğumuz müşterekti.
Bir ceketle birkaç düğün yapılırdı ama o düğünlerimizde güzellik vardı.
İsterseniz o günleri anlatan bir şiirimizle yazımıza nokta koyalım.
İşte o şiir;
ELLİLERDE BİZİM KÖY
Sene Elli’lerdi, Aylardan Ocak,
Köyümüz serindi, gönüller sıcak.
Her akşam gürlerdi, bizlerle ocak,
Ocak başı muhabbetler, güzeldi.
*
Hayber Kalesini, oku derlerdi,
Hepsi birden susup, beni dinlerdi.
Yaşlanmış bir çınar, gibi o dedem,
Sanki kuşanıp ta, cenge giderdi.
*
Bildiğimiz yemek, pilavla çorba,
Ne de hoş olurdu, kuru soğanla.
Artarsa verirdik, kuşlara kurda,
Bizim köyde paylaşımlar güzeldi.
*
Sözü dinlenirdi, bir yaş büyüğün,
Nerde öyle yemek, günde üç övün.
Bir ceketle yapılırdı kaç düğün
Bizim köyün düğünleri güzeldi.
*
Dedemle birlikte, bağda yatardım,
Gece yarıları, hırsız avlardım.
Ben dedemle, askerlikte yapardım,
Anlatılan hatıralar güzeldi.
*
O anlatır bense, susar dinlerdim,
Onunla Yemen’lere, bile giderdim.
O zamandan Atatürk’ü severdim,
Onu sevmek her zamanda güzeldi.
*
Sağlıcakla kalın değerli okurlarım esen kalın.
***///***

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER