SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Erkan Yar
Prof. Dr. Erkan Yar

‘DİNDE YENİLİKÇİLER’ HADİSİ

‘DİNDE YENİLİKÇİLER’ HADİSİ
Bu haber 09 Kasım 2018 - 9:53 'de eklendi ve 332 kez görüntülendi.

Son dönemde ortaya çıkan dinde yenilenme veya güncelleme tartışmaları, gerçekte bir olguya işaret etmektedir ki o da din anlayışımızda değişimin gerekliliğidir. Aslında din ve din anlayışı arasında bir ayrım kabul edilmelidir. Dinin kaynağı insan veya Allah olabilir. Bu kaynağa göre de dinler; beşeri veya ilahi din olarak isimlendirilmektedir. İlahi dinler söz konusu olduğunda son tahlilde Allah tarafından insana indirilen sözlerle din inşa edilmektedir. Ancak bu sözler lafızlardan oluşmakta ve sözcüklerin de sınırları belirlidir. Daha açık bir ifadeyle bu ilahi sözlerin başlangıcı ve sonu bellidir ve açıktır. Farklı dönemlerde insanların bu sözlerden çıkardığı anlamlar ise değişkendir ki buna da “din anlayışı” demekteyiz.

Toplumların din anlayışını oluşturan farklı etkenler mevcuttur. Her toplumun yaşadığı coğrafya, sahip olduğu gelenek ve görenekler, eğitim düzeyi, yaşam tarzı vs. din anlayışının oluşmasına etki etmektedir. Toplumların sahip olduğu bu nitelikler de değişkendir. Ancak bütün bu değişkenleri dikkate alarak İlhami Güler hocanın yaptığı gibi “Sabit din, dinamik şeriat” diyerek şeriatı dininin dışında tanımlamayacağım. Şeriat dediğimiz olgu da dinin bir parçasını oluşturmaktadır. Şeriat ve toplumların yaşam biçimleri değişmektedir. Din ise zaten bu değişken zeminde ortaya çıkan ilkelere bağlılıktır. Bu nedenledir ki iyiliği/marûf emretmek ve kötülüğü/münker sakındırmak emrinde iyilik ve kötülük gerçekte toplumlarda bilinen ve bilinmeyen olgulara atıfta bulunmaktadır. Maruf ve münker gerçekte insan aklının ve toplumsal sözleşmenin gereği toplumda bilinenler ve uygulama olarak gerçekleştirilenler; münker ise toplumsal sözleşmede var olmayanlardır.

Allah, hiçbir toplumu zoraki değiştirmemekte; değişimi toplumların kendisine bırakmaktadır. Bu özellik, dinin tamamen olgusal olması anlamına gelir. Değişim bir sürece bağlıdır ve gönüllüdür. Ancak Ehl-i Sünnet’in din algısında Allah’ın her yüzyılın/başında bir yenilikçi göndereceği ilkesi yer almakta ve bu ilke bağlayıcı olması açısından hadis olarak aktarılan bir söze dayandırılmaktadır. Bu söz de; “Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinlerini yenileyecek birini gönderir” (Ebû Dâvud, es-Sünen, Hadis no: 4291) şeklindedir.

Bu söz Kur’an’ın ruhuna aykırıdır. Allah insanlar arasından elçiler seçmekte ve onlara vahyetmetkedir. Bu ilke Kur’an’da açık bir şekilde yer almaktadır. “Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir” (Şûra 42/51) ayetinde gönderilen elçi insanlar arsından seçilen bir beşer olan elçidir. Allah insanlar arasından seçtiği o beşere vahyetmektedir. Bunun dışında Allah’ın insana gönderdiği herhangi bir isim ve nitelikle bir beşer söz konusu edinilmemektedir. Müceddid ve mehdi de bunlar arasındadır.

Bu sözü hadis olarak kabul edenler ve sahih olduğunu söyleyenlere göre Allah’ın gönderdiği bu kişinin görevi dinde yenilenmedir. Ancak bu din yenilenmeye gereksinim duymamakta mıdır? Bu sözün Hadis Taraftarlarınca sahih kabul edildiği düşünülünce, hadis taraftarları dinde yenilenmeyi gerçekte reddetmektedirler. Bunun için de bidat hadisini ürettiler ve dine sonradan girdiği kabul edilen her şeyi reddettiler. Hadis olarak kabul edilen bu söze göre de; kim dinde olmayan bir şeyi dinde ihdas ederse o bidattir. Her bidat dalalet ve her dalalet ve onu işleyenler de cehennemdedir. Hadis taraftarlarının bidat ile kast ettikleri şey, kendi sosyal yaşamlarında olmayan uygulamalardı. Onlar bidat kavramını kendi sosyal yaşamlarını dış etkilerden korumak için geliştirdiler.

Bu sözle ilgili diğer bir sorun, Allah’ın dinde yenilenme yapacak birini neden her yüzyılın başında gönderdiğidir. Yüzyıl yani asır, eskiden beri insanların sosyal değişim için gerekli gördükleri zamanı ifade etmektedir. Bu nedenledir ki Kur’an’da “yüz sene” ifadesi değişim için gerekli bir zamanı ifade etmektedir. Sözgelimi harap olmuş bir beldeye uğrayıp da oranın nasıl diriltileceğini soran bir kimse yüz sene o köyden uzaklaştıktan sonra oraya döndüğü ifade edilmektedir. (Bakara 2/259) Siyasi otoritenin baskısından uzaklaşarak bir mağaraya sığınan insanların orada üç yüz yıl kaldıkları da ifade edilmektedir. (Kehf 18/25) Bu anlatımlardaki yüz yıllar gerçekte sosyal dönüşümlere ait o dönemin insanlarında var olan kabullerdir. Günümüzde sosyal dönüşümler hızlanmış ve neredeyse çeyrek asırda bu dönüşümler gerçekleşir hale gelmiştir.

Mademki Allah her yüzyılın başında dini yenileyecek bir müceddit göndermektedir, öyleyse bu yenilikçinin nitelikleri nelerdir? Bu yenilikçi nasıl bilinecektir? Eğer bu yenilikçinin yaşamında bilinmesine gerek yoksa, Allah bilinmeyen birini neden göndermektedir? Bir dine inananlar yani Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’a iman edenler, elçinin insanlar tarafından bilinmesi için onda bazı olağanüstülüklerin gerçekleşmesini gerekli görmektedirler. Bu olağanüstülükler de mucize olarak isimlendirilmektedir. Elçinin bilinmesi için olağanüstülüklerin onda gerçekleşmesine gerek varsa, müceddidin de bilinmesi için bazı belirtilere gereksinim olması kaçınılmazdır.

Ehl-i Sünnet, dinde mücedditlerin var olmasını, bunların da her yüzyılın başında gelmesini kabul etti ve bunu da bir hadis olarak naklettiyse, dinde reform çağrılarına neden karşı çıkmaktadır? Dinde reform isteyenler acaba reform sözcüğü yerine tecdit sözcüğünü kullansalar, gelenekçi muhafazakar dindarlar acaba reforma ılımlı bakacaklar mı?

Ehl-i Sünnet içerisinde dahi mücedditlerin kimlikleri üzerinde ittifak edilmemiştir. Allah’ın gönderdiği müceddidin kimliğinin bilinmemesi ve farklı ekollere göre farklılaşması nasıl açıklanabilir? Ehl-i Sünnet içerisinde Hadis Taraftarlarının müceddidleri ile Eşarilerin mücedditleri aynı kişiler değildir. Eşarilerin mücedditleriÖmer b. Abdülaziz (60-101), İmam-ı Şâfiî(150-204), Ebu’l-Hasan el-Eş’ari (260-324), Bakıllani (veya Ebu Hamid İsferayini)(344-406), İmam Gazali, (450-505), Fahreddin Razi, (544-606), İbn Dakik El-İyd, (625-702), Bulkini, (720-805), İmam Suyuti (849-911) şeklinde sıralanmaktadır. (Bkz. Hâlid el-Ibrî, et-Tecdîd ve’l-Müceddidûn inde’s-Suyûtî, Mecellet’u Ulûmi’ş-Şeriyye, Cilt: 7, Sayı:4, s. 1545-1601)Ashabu’l-Hadîs ekolünün mücedditleri arasında Ahmed b. Hanbel, Berbehârî, İbn Teymiyye gibi alimler sıralanmaktadır. Maturidilerin mücedditleri arasında Maturidi, Nesefi, İbn Hümam vs. alimler olmalıdır.

Ehl-i Sünnet’in müceddit anlayışını geliştirmesinin sebebi, Şia’nın imamet anlayışıdır. Şia’ya göre imam İslam inanç esaslarını dışarıdan gelen saldırılara karşı korumak ve ortaya çıkan çağdaş problemlere çözüm üretmekle görevlidir. Allah ona vahyeder ve o da etkin bir din anlayışı geliştirir. Ehl-i Sünnet’in din anlayışı ise donuktur. Özellikle de günümüzde Selefilik olarak ortaya çıkan hareketin din anlayışı tamamen naslara dayalıdır ve yenilenmeye kapalıdır. Bu özelliklerinden ötürüdür ki, tarihte Hadis Taraftarları olarak ortaya çıkan ekol, kedilerinin bidat olarak kabul ettikleri şeylere karşı koyacak ve kendi İslam anlayışlarını ötekine karşı koyacak koruyacak bir kavram geliştirdiler. Bu anlayışa göre öteki de; gerçekte hiçbir zaman diğer dinler veya çağdaş akımlar olmamış; kendisini Müslüman olarak niteleyen diğer mezhepler ve ekoller olmuştur.

Günümüzde her mezhep, tarikat, cemaat kendi mücedditlerini belirlemiş durumdadır. Herkes kendi benimsediği bir şahsı bu asrın müceddidi olarak kabul etmektedir. Her ne kadar hadis olarak aktarılan bu söze göre her asrın başında bir müceddit olsa da, geçen asırda ve bu asırda mücedditlerin sayısı fazlalaşmıştır. Bunun da ötesinde her asrın başında dinde yenilenme yapmak için Allah tarafından gönderilen bu mücedditler kavga etmekte ve diğerlerine üstün gelmek için çaba sarf etmektedirler.

Dinin insan yaşamındaki etki alanı yine din tarafından belirlenmiştir. Her asırda ortaya çıkan sorunları Kur’an’a arz ederek çözmek mümkündür. İnsana bırakılan alanda ise zaten insan her en yenilenmektedir.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
1 ADET YORUM YAPILDI
Saliha Bakıcı Kasım 9, 2018 / 15:04 Cevapla

“bu din yenilenmeye gereksinim duymamakta mıdır? Bu sözün Hadis Taraftarlarınca sahih kabul edildiği düşünülünce, hadis taraftarları dinde yenilenmeyi gerçekte reddetmektedirler. Bunun için de bidat hadisini ürettiler ve dine sonradan girdiği kabul edilen her şeyi reddettiler. ”

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER