SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Erkan Yar
Prof. Dr. Erkan Yar

DİNDE GÜNCELLEME YA DA YENİLENME

DİNDE GÜNCELLEME YA DA YENİLENME
Bu haber 27 Ekim 2018 - 9:02 'de eklendi ve 315 kez görüntülendi.

Ülkemizdeki dini tartışmalarda söylenen /söz değil de söyleyen /özneye itibar edilmektedir. Bu şu demektir. Nesne değil de özne önemlidir. Bunun da ötesinde bir de sözü söyleten kişi veya neden önemlidir. Bunun için de bazen “söyleyene değil de söyletene bak” deriz. Söyleten bir kişi olabileceği gibi, nedenler ve şartlar da olabilir.

Sayın Cumhurbaşkanı geçen yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde yaptığı bir konuşmasında “dinde güncelleme” gereğini açıkladı. Bu açıklamalarda çağın gereklerini görme/asrilik ve İslam’ın güncellenmesi gerektiğini bilme olgularına vurgu yaptı. Hatta İslam’ın asırlar öncesi hükümlerinin güncel olarak uygulanamayacağını; bu uygulamalarda yer ve zamanın gereklerine dikkat edilmesine atıfta bulundu. Bu yılki başka bir vesileyle yaptığı konuşmasında Sayın Cumhurbaşkanı kadınların ibadet mekanlarında var olması gerektiğini açıkladılar. Geçen yılki ve bu yılki “İslam’ın güncellenmesi” vurgularının kadınlarla ilgili hükümlerle ilişkili olduğu görülmektedir. Bu demektir ki güncelleme özellikle toplumsal alanda kadının konumuyla ilişkili olarak gerekli görülmektedir.

Bununla birlikte siyasetin genel olarak hayatın çeşitli alanlarında yenilenme çabası arzusunda olduğu görülmektedir. Ancak burada bazı kavramları açıklamada ve anlam alanlarını belirlemede konunun anlaşılması açısından yarar olduğunu görüyorum. İlk olarak “dinin tamamlanmış” bir olgu olmasından hareketle “dinde güncelleme” yerine “dinin doğal alanına çekilmesi” olgusunun dinin anlamına ve hedeflerine daha uygun olduğudur. Çünkü ekleme ve çıkarma yapmadan bir şeyi güncellemek mümkün değildir. Dinde ekleme ve çıkarma yapmak da imkansızdır.

Din “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim” (Mâide 5/3) ayetinde dinin olgunlaştırıldığı/kemâl ve ayetlerin indirilmesi suretiyle insan fiillerine ait ilkelerin belirlenmesi sürecinin tamamlandığı ifade edilmektedir. Bu ise dinin bir alanının olduğuna dikkat çekmektedir. O alan da insan fiilleridir. İnsan fiilleri olarak da inançta hak ve batıl, amelde iyi ve kötü, ahlak alanında da övülen ve yerilenlerin belirlenmiş olduğuna dikkat çekilmektedir.

Dinin amacı, insanı geliştirmek ve onun özgür iradesiyle eylem yapmasını sağlamaktır. Bu açıdan bakıldığında yeryüzünde halife olarak görevlendirilen insanın kendisidir. (Bakara 2/30) Hilafet görevi doğrudan insanın görevidir ve bu görev onun görev alanında olan varlıkları çözümlemesi ve bir uygarlık inşa etmesini içerir ki onun bu özelliği varlıkları isimlendirme yeteneği olarak adlandırılmıştır. (Bakara 2/31) İnsan bu özelliğini geliştirdiği sürece saygıyı/secde hak etmektedir. (Bakara 2/34) Bütün bu anlatımlar, insanın yeryüzünde etkin olduğuna işaret etmektedir. Bu süreçte din, sadece insana kendi doğasında var olan doğruyu bulma/hidâyet özelliğini açığa çıkarmayı hedeflemektedir.

Tarihsel süreçte din bu doğal zemininden çıkarılmış ve her alanda hükmün yani yargının kendisine dayanması gereken bir olguya dönüşmüştür. Bununla şunu demek istiyorum. Allah’ın insana bıraktığı ve insanı etkin kılmak istediği alan, insan tarafından görevinin gerektirdiği şekilde doldurulmamış ve vahiy tarafından doldurulması istenmiştir. Böyle olunca da değişen koşullara uygun dinsel hükümler dini metinlerden çıkarılamaz hale gelmiştir. Bu nedenledir ki Mecelle’nin 39maddesinde, “Ezmânın tağayyuru ile ahkâmın tağayyuru inkâr olunamaz” şeklinde bir ilke yer almıştır. Bunun anlamı; zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesinin gerekliliğinin inkar edilemeyeceğidir. Mecelle’de bu şekilde bir hükmün yer alması gerçekte, zaman içerisinde insana bırakılan alanda insanın hüküm koymaması ve her şeyi dinin alanında kabul etmesi şeklinde olumsuz bir durumu açıklamaktadır. Halbuki zaten din değişen zamanlarda insanın değişen hükümler koymasını onaylamaktadır.

Yukarıda ifade ettiğim bu ilke “Sana da o yasayı hak, önceki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol kıldık. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir” (Mâide 5/48) ayetinde açık bir şekilde yer almaktadır. Bu ayette “sizden biriniz için bir şeriat ve bir yol/minhâc kıldık” ifadesinde “kılmak” sözcüğü “cealnâ” sözcüğüyle ifade edilmektedir. Bu sözcük ise asıl olarak insan tarafından geliştirilen ilkelerin var olduğuna ve ilahi iradenin de buna değer verdiğine gönderme yapmaktadır. Diğer bir deyişle insanın geliştirdiği ilke ve kurallar Allah tarafından onanmakta veya onanmamaktadır. Bütün toplumların yaşam tarzları ve yaşamlarına ilişkin kurallar aynı değildir.

Siyasetin dinde güncelleme istekleri, gerçekte uygulama alanında ortaya çıkan zorluklara çözüm arama arzusundan ortaya çıkmaktadır. Ancak bu isteklerin karşısında toplumumuzda var olan kökleşmiş bazı kurum ve kuruluşlar mevcuttur. Bunlar arasında Türkiye’de din işleriyle görevlendirilmiş Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapısı ve işleyişi güncelleme ve yenilenmenin önünde önemli bir engeldir. Çünkü bu yapılanma zamanın değişmesiyle değişmemekte; değişen zamana ait yeni hükümler ortaya koymamaktadır. Ancak bu yapının da ötesinde Türkiye’de var olan ve zamanla daha da kökleşen cemaat ve tarikat yapılanmaları değişimin önündeki en önemli engellerdir. Çünkü bu cemaat ve tarikatlarda otorite olan kişilerin dinsel bilgisi olmadığı gibi; insanın gelişimine ve gereksinimlerine yani zamana ait bilgileri de yoktur. Diğer bir deyişle bunlar zamandan ve ahkamdan bihaberdirler. Ancak bu yapılar bütün bilgisizliklerine rağmen Türkiye’de yaşamın her alanında etkili olma arzusundadırlar. Bu arzuları son zamanlarda daha da palazlanmış durumdadır.

Tarihsel süreçte dinde yenileneme arzuları ortaya çıkmıştır ki bu durum tecdîd olarak isimlendirilmiştir. Ancak yenilenmenin/tecdîd gereksinimi kabul edilse ve yenilenmeyi yapacaklar müceddid olarak isimlendirilse de, bu yenilenme hareketi özellikle de bidat olarak isimlendirilen ve Arapların kendi din anlayışlarına aykırı gördükleri şeylerle mücadele olarak ortaya çıkmıştır. Yenilenme olgusunun “Şüphesiz ki Allah her yüzyılın başında bu ümmet için din işlerini yenileyecek birini gönderir” (Ebû Dâvud, Sünen, Kitâbu’l-Melâhim, Hadis no: 4291) şeklinde hadis olarak rivayet edilmesi ve bu hadisin de Hadis Taraftarları tarafından benimsenmesi ilginçtir. Yani din konusunda en tutucu olanlar bile her asırda dinde yenilenmenin gerekliliğine inanmışlardır.

Gazâli, kendi döneminde bir ihya hareketi içerisinde olmuştur. Onun son yazdığı eserini “İhyâu Ulûmi’d-Dîn” olarak belirlemesi de anlamlıdır. Ancak Gazâlî’nin bu eserini inceleyenler, bu eserde dinsel ilimlerin yenilenmesi yerine dinsel ilimlerin öldürülmesi gerçeğinin var olduğunu görecekledir. Bu durumda onun eserini “İmâtet’u Ulûmi’d-Dîn” olarak isimlendirmek eserin içeriği dikkate alındığında daha tutarlı olacaktır. Çünkü o dinsel ilimler olarak Ehl-i Sünnet ekolünün akaidni, fıkhını ve tasavvufunu kabul etti ve bunlarda da geçmişte var olanların ötesinde bir şey söylemedi.

  1. yüzyılın başlarında Mısır’da Cemaleddin Afgani tarafından geliştirilen hareket, bu kez ismini tecdîd ve ihyâ olarak belirlemedi ve ıslahat olarak belirledi. Bir şeyi ıslah etmek, demiri döverek bir alet yapmada olduğu gibi bir nesnenin özelliğinde var olan bir şeyi ortaya çıkarmak anlamındadır. Ancak bu hareket de gerçekte Selefilik içerisinde bir ıslahat yapmak amacındaydı.

Burada birkaç örnek verdiğim yenilenme hareketlerinin genel özelliği, bu hareketlerin dış bir saikin zorlamasıyla ortaya çıkmış olmalarıdır. Tarihte herhangi bir dış faktör olmadan Müslümanların din anlayışlarında herhangi bir yenilenme girişimi olmamıştır.

Dinde yenilenme ve güncelleme isteklerine cevap olarak iki temel tez sunmak istiyorum. Bunlardan birincisi; yenilenme ve güncelleme isteklerinin siyasal bir otorite yerine içsel bir gereksinimden ortaya çıkmasının gerekliliğidir. İkincisi ise; bu tartışmayı yenilenme ve güncelleme şeklinde yürütmek yerine; dinin kendi alanına çekilmesi ve dinin insana bıraktığı alanı onun hüküm inşa etmesi için açık hale getirmek olarak tanımlamak gerekir.

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER