SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi

“Din görevlileri, din dillerini güncelleştirmeli!”

“Din görevlileri, din dillerini güncelleştirmeli!”
Bu haber 07 Ekim 2019 - 18:10 'de eklendi.

İl Müftüsü Yusuf Sarıkaya ile son derece bilgilendirici bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşimiz sırasında Müftü Sarıkaya, ailelerin;  çocukların manevi yönlerinin geliştirmesine dikkat çekerek, okullarda seçmeli şekilde verilen; Kur’an-ı Kerim, Siyer Nebi ve Dini Bilgiler seçmeli derslerinin öğrencilere, aileleri tarafından seçtirilmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca Sarıkaya, din görevlilerine de büyük iş düştüğünü belirterek, “Din görevlileri; din dillerini güncelleştirerek gençlere ulaşmalı” diyerek hem aileler hem de din görevlileri üzerine düşeni yaptığı takdirde; toplumun manevi duygularının sağlamlaştırılabileceğini ifade etti.

 

 

Röportaj: Kübra TÜRKAN

Geçtiğimiz gün İl Müftüsü Yusuf Sarıkaya’yı makamında ziyaret ettik ve ziyaretimiz sırasında kendisi ile keyifli ve bilgilendirici bir söyleşi gerçekleştirdik.  Söyleşimiz sırasında Müftü Sarıkaya,  merdiven altı oluşumlardan dini eğitimi almanın yanlışlığına değinerek yanlış din eğitiminin insanları uçlara sürükleyebileceğini ifade etti.  İşte Sarıkaya ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin detayları…

Camiler ve Din Görevlileri Haftası etkinlikleri tamamladı. Çeşitli farkındalıklar ortaya koydunuz. Peki Elazığ insanının din adamlarına yaklaşımı nasıl? Desek bizlere neler söylersiniz?

“ELAZIĞ İNSANI DİNİ KONULARDA ÇOK HASSAS!”

Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle böylesi önemli günlerde böyle bir söyleşi dahi veriyor olmamız ve bizleri ziyaret ediyor oluşunuz bile;  Elazığ’ın,  camilere ve din görevlilerine bakışını ortaya koyuyor. Bu nedenle sizlere teşekkür ederim. Elazığ insanı, gerçekten dini konularda çok hassas ve çok saygılı hakikaten insanı mahcup edecek kadar saygı görüyorum. Bir bakıyorsunuz çok yaşlı amcalar bir yere gittiğimizde ayağa kalkıp, hoş geldiniz demekteler. Bu tabi benden ziyade benim temsil ettiğim makama bu davranışlar sergilenmektedir. Ama tabi ayrıca insan olarak da böylesi güzel davranışları görüyoruz.

“ELAZIĞ’DA DİNİ HAYAT ÇOK CANLI”

Elazığ’da dini hayat çok canlı. Kadının da, erkeğin de, gencin de ve yaşlısın da cidden bunu sürdürüyor. Elazığ pek çok şehrimize göre; hususiyeti olan bir ilimiz. Ben Elazığ’ı daha önceden de bildiğim için bu husus benim için çok yeni olmadı. Daha önce Harput Eğitim Merkezi Müdürlüğü yaptım dokuz yıl burada. Dolayısıyla Elazığ insanı;  misafirperver, dine bakış açısı çok sağlam ve vatanına da toplumuna da son derece duyarlı. Bu nedenle böyle bir ilde İl Müftülüğü yapmayı Rabbimin bana bir lûtfu olarak görüyorum.

Geçtiğimiz günlerde camilerin erişilebilir ve bulundukları yerlerin nüfusları dikkate alınarak yapılmasını istediniz. Peki ilimizde herkes için erişilebilir olan yani evrensel tasarım kriterlerine uygun şekilde kaç adet camimiz var?

“CAMİLERİN İŞLEVSİZ BIRAKILMASINI DOĞRU BULMUYORUM”

Sayısı fazla değil. Bu erişilebilir camilerimizin.  Derneklerimiz kendi imkanları doğrultusunda bazı çalışmalar yapmaktalar. İzzetpaşa caminin kuzey kısmında engelli çıkışı yapıldı mesela. Bazı camilerimizde aynı şey yapıldı. Ama benim burada esas vurgulamak istediğimi şey şu: Camileri bir külliye gibi düşünmek lazım. Küçük dahi olsa böyle olmalı. Yani içerisinde gençlerin, kadınların ve erkeklerin rahatlıkla gelebildiği ibadet ve sosyal çalışmalar yapabildiği yerler olmalıdır. Bu nedenle yeni yapılan camilerde bu hassasiyetin gösterilmesini özellikle vurgulamaya çalışıyorum. Bana sorarlarsa, haberim olursa çeşitli önerilerde bulunuyorum. Camilerin çok basamaklı olmaması gerektiğini ifade ediyorum. Üniversite Cami bitme aşamasında orada erişim çok rahat. Bizim burada özellikle söylemek istediğimiz şu ihtiyaca hitap eden yerlere göre cami yapılmalı. 20 sene sonra burası çok kalabalık olacak diyerek şimdiden devasal camiler yapmak doğru değil, bilindiği üzere betonarme yapılar pek uzun ömürlü değil. İstanbul’da 5.8’lik depremde 40 senelik yapılar tahrip olurken, 172 senelik Osmanlı döneminde yapılan camiler ayakta kalıyor.  Dolayısıyla küçük yerlere butik camiler yapılmalı. Elbette ki her vatandaşımız ezanı duymak ister. Bu her Müslüman’ın doğal hakkıdır. Ama çok büyük cami yaparak içinde bir iki kişi cemaat olması doğru değil. Devlet buraya bir de kadro verecek ve orası işlevsiz halde bir bina oturtmayı doğru bulmuyorum.

“CAMİLERİMİZ ÇOK FAZLA SÜSE BOĞULMAMALI”

Benim camilerle ilgili şöyle bir tespitimde var. Camilerin altında iş yerini yanlış buluyorum. Yeni  yapılan camilerin altında iş yeri olmamalı. O mahallenin cemaati, caminin ihtiyacını görüp temin etmeli. Başka hayırseverler de buna yardımcı olur. Çünkü cami ticarethane mantığına bürünmemeli. Bir diğer hususta camilerimizi çok süse boğuyorlar. Oysa cami tevazu yeridir. Camiyi bu kadar boya ile cila ile kaplamanın mantığı yok. Hat yazılarını da erbabına yazdırmalılar. Çünkü yanlış yazıyorlar bir estetiği yok ve rastgele yazılar kaleme alıyorlar. Oysa tarihi camilerimize gidin oralarda tevhidi, ibadeti ve evrendeki o müthiş uyumu anlatan yazılarla karşılaşırsınız. Yazılan yazılarda bir ahenk vardır. Lakin şimdi bir bakıyorsunuz. Camiye uymayan konularda yazılar yazılıyor bir de yanlış yazılıyor.  Camilerin içi sade olmalı. Caminin mütevazı görüntüsü bozulmamalı.

Son zamanlarda şiddet olaylarının artması, maneviyat duygularımızın giderek zayıfladığına da işaret ediyor ve bu şekilde yorumlanıyor. Peki biz toplum olarak bunun önüne nasıl geçeceğiz ve maneviyat duygularımızı nasıl geliştireceğiz? Çocuklarımızın maneviyat duyguları aşılamak adına onlara din eğitimine ne zaman başlatmalıyız?

“AİLELERE VE DİN GÖREVLİLERİNE BÜYÜK İŞ DÜŞÜYOR”

Çekirdek aile toplumuna geçiş yapıyoruz. Bu geçiş yaparken bazı sancılar çekiyoruz. Nesillerimizi çekirdek aile sistemine göre eğitmek durumundayız. Dolayısıyla bizim özellikle 4-6 yaş Kur’an Kurslarımız bu manada Türkiye’de bir çığırdır. Şunu söyleyeyim. Bunun yanında ilimizde başlattığımız okul cami buluşmaları programı bir nebzede olsa olumlu bir katkı sağlıyor. Diyanet İşleri Başkanlığımızda her görevlinin mutlaka gençlere ulaşması gerektiğini belirtiyor. Bu da son derece olumlu bir etki yapacaktır. Asıl olan burada ailelerle, biz din görevlilerine büyük iş düşüyor. Aileler, çocuklarını sadece dünyalık çok iyi kazanan yerlerde olsunlar ama ne olursa olsunlar anlayışından vazgeçmeliler. Yani iyi yerlere gidebilmesi adına mutlaka gayret göstermeliler ama bunun yanında manevi eğitimi konusunda çözümler üretmeliler.

“AİLELERİN, KAÇI BU SEÇMELİ DERSLERİ ÇOCUKLARINA ALDIRDI?”

Bakın şu anda hükümetimiz bütün okullarda Kur’an-ı Kerim, Siyer Nebi ve Dini Bilgiler seçmeli derslerini koydu. Buradan ailelere soruyorum. Kaçınız bu çocuklara bu dersleri seçtirdiniz? Yok çok az. Biz elbette, fende matematikte ve sosyalde önemli elbette lakin çocuk vicdanının sesini de dinleyecek ve bu dünyada ahret sorumluluğunu taşıyacak eğitimi de almak durumundadır. Bu veliler açısından böyle.

“DİN GÖREVLİLERİ, DİN DİLLERİNİ GÜNCELLEŞTİRMELİ!”

Din görevlilerimiz açısından duruma bakacak olursak; din görevlilerimizin bu konu hakkında çok iyi çalışmaları olduğu halde bazı görevlilerimizin hala din dilini değiştirmediklerini ve çocuklarımızın dili ile konuşmadıkları kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Din görevlilerimiz, din dilini günün şartlarına göre yenilemek zorunda. İnternetin ve sosyal medyanın hayatımıza girdiği bu zaman diliminde çocuklarımızın ve gençlerimizin kelime dağarcığı 30’a, 40’lara kadar indi. Eskiden bir köydeki normal bir vatandaşımız kelime dağarcığı 150-200 kelimeden oluşuyordu. Ama şimdi gençlerimizin kelime dağarcığı çok düşük. En basitinden bizim 10 sene önce kullandığımız sözcükleri anlamıyorlar. Din görevlilerimiz, gençlerin bu durumunu tespit ederek ona göre din dili kullanmaları gerekmektedir. Bu da nasıl olacak hangi dün görevlimiz bunu yapacak derseniz? Kendi yenileyen, geliştiren din görevlimiz bunu yapabilecek. Din görevlisinin elinden kitap düşmeyecek. Tabi baş kitabımız Kur’an, onun yüce meali ve Hz. Peygamber (S.a.v) sünneti olmalı ama bunun dışında dün görevlilerimiz çok okumalı.

Okumanın öneminden bahsettiniz. Ama biz dinimizi de maalesef kulaktan dolma bilgilerler öğreniyoruz. Biraz Ayşe Teyzeden biraz da Ahmet Amcadan öğrendiğimiz doğruluğunu yanlışlığını bilmediğimiz bir şekilde ibadet ediyoruz ve farkında olmadan da bu şekilde bir nesil yetiştiriyoruz. Bunun önüne geçmek için ne yapmalıyız?

“MERDİVEN ALTI YAPILARDAN DİN ÖĞRENMEYE KALKMAYIN!”

Öncelikle şunu söyleyeyim. Dini kulaktan dolma bir şekilde öğrenmek mümkün değildir. Yanlış şey öğrenilir din adına. Öyle şeyler bize geliyor ki falan gün şunu yaparsam günahmış. Gibi şeyler söyleniyor. Buna söyleyeceğim iki husus var. Birincisi kesinlikle dini kapalı kapılar ardında gözetimden ve denetimden uzak ve sorgulanmayan, hesap vermeyen yerlerden öğrenmemelerini tavsiye ediyorum.  Tabiri caizse merdiven altı yapılardan din öğrenilmemeli. İkincisi ise din erbabından öğrenmeli. Köklü din eğitimi almış kişilerden din öğrenilmeli. Bunun yanında din konusunda farklılıkları bir potada eritip, büyük çoğunluğun görüşünü aktardığı teşkilat ise Diyanet İşleridir. Dinin kaynağı metin olduğu için; burada tek sonuç çıkarılması zordur. Burada büyük çoğunluğun kabul ettiği görüşe ehlisünnet ve cemaat demekteyiz. Orta yol görüşüdür bu yol.

“YANLIŞ DİN EĞİTİMİ İNSANLARI UÇLARA SAVURUR!”

Dolayısıyla yanlış din eğitimi insanları uçlara savurur. Ya bakıyorsunuz kendinden keramet gören bir zümre türüyor kendisine ilhamlar geldiğini iddia eden ve iddiadan öteye geçmeyen ve bunu çıkarı için kullanan türlerle karşılaşıyoruz. Yahut da İslam’ın bugüne kadar yorumlanmamış 20 asırdır ümmetin ittifak ettiği hususları görmezden gelip, kendi kafasından din algısı oluşturuyorlar. Bana göre bu iki gurupta ya gafildir ya da dış desteklidir.

Cuma hutbelerinde toplumsal mesajlar veriyor. Diyanet İşleri Başkanlığı geçtiğimiz Cuma Hutbesinde de Müslümanların doğaya karşı sorumlulukları hatırlatıldı. Neler oldu da biz insanlara , doğaya karşı bu denli acımasız olduk. Bunu biraz açar mısınız?

“SAYGIMIZI YİTİRMEMİZİ BENCİLLİĞE BAĞLIYORUM”

Kendimizi sorgulayacak olursak, bir medeniyet değerlerini yitirdiği zaman tek taraflı yitirmiyor. Bir bütün olarak yitiriyor. Çok olumsuz konuşmak istemiyorum. Toplumumuzun kayda değer değerleri Elhamdulillâh hâla ayakta. Benim düşüncem şu bencil bir yapı bizi kuşatmaya zorluyor. Bu girdaptan kurtulmalıyız. Yere düşen bir taşı kaldırmayı bile imanın bir parçası gören bir anlayış nasıl olurda insanlara, hayvanlara ve doğayı öldürmeyi bir davranış biçimi olarak ortaya çıkarır. Şunu söylüyorum:  Bizler insanlara ve doğaya karşı saygımızı yitirmemizin bencilliğe bağlı olduğunu düşünüyorum. Bir insan nasıl olurda anlaşamadığı eşini nasıl olurda öldürür. O canı sen mi verdin ona? Nasıl olur da hayvanlara işkence yapabilir? Ormanları yakabilir?

İslam; kadına birçok hak tanımasına rağmen, kadın hep toplumda var olma savaşı vermekte. Bunun nedeni acaba biz kadınlar olarak yeterince iyi bir nesil yetiştirmemizden mi kaynaklanıyor?

“AHLÂKEN BOZULMUŞ BİR ZİHNİYET TARTIŞMALARI BÜYÜTÜYOR!”

İşin doğrusu; toplumu büyük ölçüde inşa eden kandındır. Bizlerin büyükleri sokağa çıktığımız zaman taşra yerlerdeyiz o zamanlar;  kimsenin bahçesine, evine girme. Kimsenin çocuğu ile kavga etme diye  tembihlerlerdi  bizleri. Eğer bir komşu şikayet ederse; o aile en uygun cezayı kendi çocuğuna verirdi. Bu bir kısır döngü gibi. Erkek egemen bir topluluk ama bu arada onu yetiştiren de bir anne. Söyleyeceğim en önemli husus şu. Bizler müftülük olarak nikah kıymaktayız. Gençlere demekteyim ki her ikinize de görülmez beyaz bayrak veriyorum. Biriniz oldu ya hiddetlendiniz öteki bayrakları çıkarıp barış istiyorum desin. Bu karşılıklı olmalı. Burada kadın hakları şeklinde ortaya koyan bazı şeyler bizim medeniyetimize pek uymadı. Birisinin bir hak talebi olabilir ama bu toplumsal çürümeyi tetikliyorsa o lokal kalmalıdır ve toplumun tamamına sirayet edilmemelidir. Ayrıca kadın ve erkek bir elmanın iki eşit yarısı gibi tasvir ediyorum yarım elma hiçbir zaman bütün elma olmaz. Birbirini tamamlar. Aslında İslam’ın bakış açısına baktığımızda kadına verilen haklar İslam’da erkekten daha fazladır. Kadın çok saygın bir şey olan annelik makamına erişmekte. Biz erkekler bu noktada kadınlarımıza çok iyi davranmalı ve onları mutlu etmeliyiz. Erkek sorumluklarını unutmamalı sabah evden çıkıp gece eve girdiğinde evdeki eşini ve çocuklarını düşünmeli. Konu erkek ve kadın meselesi değil. Konu daha çok ahlaki ve dini bir meseledir. Ahlaken bozulmuş bir zihniyet sonuçta bu tartışmaları meydana getiriyor.

Bazı camilerimizin minarelerinin yüksekliği hava trafiğinde sıkıntı oluşturduğu belirtiliyor. Bu konuda size ulaşan bir şeyler oldu mu?

“ DERNEK ARANDI,SORUNU ÇÖZECEKLERİNİ İFADE ETTİLER ”

Kuyulu’daki minarenin yüksekliği sorun olduğuna dair bizlere de yazı ulaştı. Biz de ilgili derneğe durumu ilettik. Maalesef camiler yapılırken sadece yer tahsisi konusunda müftülük devrededir. Onun dışında ne planlamada ne projede ne mühendislikte müftülüğün bir yetkisi yok.  Ben göreve geldiğimde o minare çoktan yapılmıştı. Belki öncesinde görsek dernektekilere derdik. Buna dikkat edin diye nedir o bir köyde 3 şerefeli bir minarenin manası derdik. Ben derneği de aradım. Sorunu çözeceklerini ifade ettiler. Ama onu az öncede ifade ettiğim gibi, bizler cami yapımlarına karışmıyoruz. Mesela havaalanına yakın bölgede Sondaj caminin minaresi eksi yüksekliğinde duruyor. Sondaj caminin minaresinin boyu kısa değiştirmedik. Camilere tek minare yeter.

Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

“ÇOCUKLARIMIZA DİN EĞİTİMİ ALDIRMAYI UNUTMAYALIM!”

Dini duyarlılığı yüksek bir şehrin Müftüsü olduğum için Allah’a hamd ediyorum. Bu özel günlerimizde Elazığ halkı için bol bol dua ediyorum. Aman ha çocuklarımıza din eğitimi aldırmayı unutmayalım ve seçmeli dersler konusunda velilerimiz duyarlı olsun. Din görevlilerimiz de kendilerini cemaatini yeni yıllara taşıyacak donanımlarla birlikte güzel hizmetler verilmesini diliyorum. Kadınlara, çocuklara hepimiz sahip çıkalım. Aman aile yuvası bozulmasın. Aile bizim en büyük değerimizdir. Çevreye topluma karşı duyarlı olalım. Bize bu imkanı verdiğiniz için de sizlere ve gazetenize teşekkür ederim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER