SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi

DEPREM

DEPREM
Bu haber 31 Ocak 2020 - 8:09 'de eklendi.

İnsanın olgu ve olaylardan söz etmesi, onu bir inceleme nesnesi olarak kabul etmesi gibi bir amaca dönük olduğu gibi, çoğu kere de olgu ve olaylarla karşılaşınca olmaktadır. Evet, ülkemiz bir deprem bölgesi ve depremlerle birlikte yaşayacağız. Farklı bir coğrafyada yaşayan bir insanın deprem diye bir gündeminin olmaması doğaldır.

Deprem, yerbilimi yani jeolojinin konusudur; Tanrıbilim yani teolojinin ya da anlaşılabilir bir dille din bilimlerinin konusu değildir. Depremi din bilimlerinin konusu yapmak, ancak belirli bir deprem olayının doğrudan faili olarak Allah’ı kabul etmek ya da evrenin ve onun bir parçası olarak yeryüzünün yaratılışıyla depremleri ilişkilendirmekle mümkün olmaktadır.

Herhangi bir yerde gerçekleşen depremin doğrudan faili olarak eğer Allah kabul edilecek olursa, belirli bir deprem olayında insanların “Allah korudu, korusun”, “Allah beterinden saklasın” gibi duaları anlamsız olacaktır. Çünkü olayın doğrudan faili o ise onun bizi korumasını ya da daha kötüsünden saklamasını istemek anlamsızdır. Deprem olayında da pek çok insan yaşamını yitirmektedir. Bu durumda diğer ülkelere nazaran İslam ülkelerinde depremlerde daha çok insanın ölmesini nasılaçıklayabiliriz?

Depremlerin bir yerde artan kötülüklerle herhangi bir ilişkisi yoktur. Çünkü depremin fay hatlarıyla ilişkisi günümüzde insan tarafından bilinmektedir. Bu ilişkinin geçmişte bilinmiyor olması, insanın kötülüklerle deprem arasında bir ilişki kurmasını gerektirmiş olabilir. Fakat günümüz insanı deprem hakkında geçmişe nazaran daha çok bilgi sahibidir. Bununla birlikte insanın doğa olaylarıyla tanrısal istekler arasında ilişki kurmasına dair kutsal kitaplarda pek çok anlatım mevcuttur. İncil’de Ninova’ya tebliğ için gönderilen Yûnus’un Tarşiş’e giden bir gemiye binmesi, denizde dalgalar yükseldiğinde bunun tanrılarla ilişkilendirilmesi, içlerinden birisi nedeniyle fırtınanın yükseldiğini sanmalarından ötürü kura çekerek onu bulmaları ve fırtınanın dinmesi için günahkar kişiyi denize atmaları ve onu denize attıklarında kuduran denizin sakinleştiği anlatılmaktadır. (Yunus 1: 1-16) Bu kıssa Kur’an’da anlatılırken çoğu ögeye değinilmemiştir. (Bkz. Saffât 37/139-143) Eski Mısır’da da Nil nehrinin taşması tanrılarla ilişkilendirilmiş, nehrin taşmaması için güzellik yarışmalarında en güzel kız seçilerek Nil nehrinde Tanrı’ya kurban edilmiştir ki bu kız “Nil gelini” olarak adlandırılmıştır. Tabiki bütün bu anlatımlar bir mittir. Günümüzde insanın doğadaki olayların neden ve sonuçlarını öğrenmesi, onu tanrılara bu tür kurbanlar sunmasını engellemiştir.

Kur’an’ın depremle ilişkili herhangi bir anlatımı mevcut değildir. Şimdi hemen aklınıza Zilzâl suresinin geldiğini sanıyorum. Fakat bu surenin bizim karşılaştığımız depremlerle hiçbir ilişkisi yoktur ki birazdan bu surenin anlamını açıklayacağım. Kur’an’da depremle ilgili doğrudan bir anlatımın olmaması, bu olayın ilk muhatapların bilgisinde fazla yer etmemesinden olabilir. Ancak günümüzde depremle günahlar arasında ilişki kurarak günah-musibet ilişkisini ortaya koyanlar olduğu gibi, depremlerin dayandığı yasaların Kur’an’da açıklandığını ileri süren ilahiyatçılar ve hatta jeologlar vardır. Bu tür ilahiyatçılar ve bu anlayıştaki jeologların Allah inançlarını ve doğa hakkındaki anlayışlarını sorgulamaları gerekir.

Deprem; Allah’ın evrenin bir parçası olarak var ettiği dünyada gerçekleşen doğal bir olaydır. Deprem doğal bir olaydır ve öyleyse onun dayandığı doğa yasaları vardır. Bu yasaları Allah doğada var etmiştir. Çünkü o her şeyi bir ölçüye göre yaratmıştır. Varlıkta var olan ölçünün zaman içerisinde oluşması, onun Allah’tan bağımsız olarak var olduğu anlamına gelmeyecektir. “Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında taneyi de bilir. Hiçbir yaş, hiçbir kuru yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın” (En’âm 6/59) ayetinde evrendeki olaylar özelinde Allah’ın egemenliğinden söz edilmektedir ki gerçekte insan da bunu bilmektedir. İnsanın bildiği şey varlıkta bir düzenin olduğu; bu düzenin bir ölçüden meydana geldiği ve insanın kendisinin bu düzenin var edicisi olmadığıdır.

Geçmişteki alimlerin deprem hakkındaki yorumları, kendi dönemlerindeki bilgilerden ibarettir. Depremlerin Kaf dağının kollarını kıpırdatması şeklinde açıklamak, bilimsel bilginin olmadığı dönemlerde işlev görmüş olabilir. İnsanın varlık hakkındaki bilgisi sürekli değişim göstermektedir. Bu değişimde insanın ulaştığı bilimsel gelişim etkili olmaktadır. Deprem hakkındaki bizim bilgilerimizin de gelecekte çok basit açıklamalar olarak değerlendirilmesi mümkündür.

Allah hiçbir toplumu azgınlığı nedeniyle deprem, göktaşları, taşkınlar, seller vs. doğal olaylarla yok etmemekte; topluluklar ahlaki temele dayanmayan fiilleri nedeniyle helak olmaktadırlar. Aynı şekilde Allah hiç kimseyi güç yetiremeyeceği doğal olaylar vererek denememekte; ancak doğal olaylar akabinde insanları fiillerinden ötürü sınamaktadır. Yeryüzünde insanın hilafet yani medeniyet üretme görevi onun doğal olaylara egemen olan yasaları çözümlemesi ve sonuçlarını insana zarar vermeyecek şekle getirmesiyle mümkün olacaktır. Deprem; yeryüzü ve insan açısından faydalı olmalıdır. Bunun içindir ki depremin yeryüzü açısından gerekliliğinin, göksel cisimlerin fay hatlarına etkisi var ise açıklanması ve teoriler üretilmesi gerekir. Bu da din bilimcilerin görevi değil; yer bilimcilerin görevidir.

Zilzâl suresi her ne kadar bu şekilde adlandırılmış olsa da, bu adlandırma surenin zilzâl sözcüğüyle başlaması nedeniyledir. Burada yerin sallanması yeryüzünün depremlerle sarsılması anlamında değildir. Bu sallama; insanın bilgisinde olan bir anlama işaret etmektedir ki o da; insanın ekinleri elemesi eylemidir. Ekinler elenirken içerisindeki kötüler sallamayla yukarı çıkmaktadır. Evet insan ekinlerin kötülerini iyilerinden ayıklamak için elemekte ve eleme eyleminde kötüler yüzeye çıkmaktadır. İşte insanın dirilişi yine insanın bildiği bir olguyla açıklanmaktadır.

Zilzâl suresinde insan “yeryüzünün ağırlığı” olarak nitelenmektedir. Diriltilen insan “ona ne oluyor” dedikten yani bilincini kazandıktan ve yerin eylemini kavradıktan sonra, yerin Allah’ın vahyetmesiyle haberlerini sıralayacağı, yargılanma gününde insanın amellerini görmesi için bölükler halinde yargılama meydanına getirilecekleri, zerre miktarı iyilik ve kötülük yapanların yaptıklarının karşılığını göreceği ifade edilmektedir.

Bu nedenle zilzâl suresi, yeryüzünde doğal olarak meydana gelen ve tekrarlayan, yer bilimin konusunu oluşturan depremleri açıklamamaktadır. Depremlerin doğasını araştırma bilimin yani insanın görevidir.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
3 ADET YORUM YAPILDI
Yusuf CANBULAT Şubat 1, 2020 / 09:20 Cevapla

Açıklayıcı ve bilimsel bir yaklaşım sergilenmiş. İnsanımız olaylara bu bakış açısıyla bakabilmeli ancak alt yapıda çok eksikliklerimiz var. Bu tarz afetler Allah’ın bir ikazı, uyarısı olarak nitelenirken ilgili kişiler kendilerini aklamakta, olumlu gelişmeler oşunca da aynı kişier başarıyı sahiplenmekte, kendi çaba ve gayretlerinin bir sonucu olduğunu söyleyerek çeişki sergilemektedirler.

Celal Demiray Şubat 3, 2020 / 23:11 Cevapla

Teşekkürler hocam.. Yazınızı ilgiyle okudum. Deprem doğal bir olaydır. demrem değil, bina öldürür. Geçmişte bile insanlar evlerini az katlı ve sağlam zeminlere yaparlarmış. Bilgi çağında hurafeler ile uğraşmak beyhude.. İkimiz ucuz atlattığı bir deprem yaşadı. Yıllardır uyarılıyor. Çok katlı evler, daracık sokaklar, çürük yapılan evler. Malesef bilimden uzaklaşmış, ekonomi bitmiş, tarım ve üretim durdurulmuş, bütün komşularıyla sorunlu bir hale gelmiş bir ülkede yaşıyoruz. Dini bilmeyenler din hakkında ahkam kesilip, insanların hatalarını Allah a yıkmalarını işliyoruz. Her olumsuzluğu Allah istedi. Allah bilir. Gibi. Kılıçdaroğlu nün Akgün otele geldiği gün,bir jeoloji uzmanı çok önemli bilimsel açıklamalar yaptı. Ona yakın kamera vardı. Hiç bir kanal yâyinlamadi. Ama falan hoca depremi başka yere gönderdi hurefesi manşetlerde. Saygılar Can Hocam. Not telefonda yazıyorum.
..

Hatice Tekin Atasoy Şubat 14, 2020 / 20:22 Cevapla

Emeğinize sağlık Erkan hocam.Din ve bilimin yerinin ayrışması adına çok isabetli bir yazı olmuş.Kuranda “kitabı mübinde herşeyi açıkladık” ayetinden, herşeyden kastın dine ait herşey olması gerektiğini anlamak açısından güzel bir yazı olmuş.teşekkürler.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER