SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Ahmet Aydoğdu
Ahmet Aydoğdu

DENEY VE TEORİ

DENEY VE TEORİ
Bu haber 13 Nisan 2018 - 12:42 'de eklendi ve 115 kez görüntülendi.

“ Türkiye’de son 50 yılın öğretmen portresi ” başlıklı yazımda daha ziyade eğitim ve öğretimin baş aktörü olan öğretmenin bir tarih silsilesinde objektif bir değerlendirilmesini yapmıştım. Gerçek olan şuydu: Öğretmen istediği konuyu istediği gibi anlatma yetkisine sahip değildir. Mevzuat Milli Eğitim Bakanlığının ilgili birimleri tarafından belirlenir. Ancak özellikle Fen bilimleri derslerinde konuların daha iyi pekişmesi ve kavratılması öğretmenin elindedir. Öğretmen isterse konuyu sanal bir ortamda anlatarak geçer, isterse konunun bütünlüğüne hükmederek deney yolu ile bir gerçeği öğrencilere yaşatır. Bu öğretim şekline yaparak yaşayarak öğretme şekli diyoruz. Yani DENEY yaparak. Ancak öğretmenin sınıf karşısında deneyi kendisinin yaparak öğrencilere takdim etmesi‘deney yapılmış ’anlamına gelmez. Zira öğrenci ilgili araç ve gereçleri kendisi kullanmamış sadece seyretmiştir(Gözlem) Önce deney nedir? O’na bakalım: Bilimsel bir gerçeği, yasayı, ispatlamak, kanıtlamak ve hiçbir kuşkuya mahal bırakmayacak şekilde gözler önüne sermektir. Eş anlamlısı görerek tecrübe kazanmaktır da denilebilir. Amaç: Bazı araç, gereçlerin kullanılması ile insanların henüz bilmedikleri bilgileri keşfetmek, doğruluğunu göstermek, yaparak yaşayarak öğrenmek. Bir örnek üzerinde anlatalım: Diyelim öğretmen bir cismin özgül ağırlığının belirlenmesini istemektedir. Önce öğrenciler gruplandırılmalı ve her guruba ağırlığı ve hacmi belli olmayan başka, başka cisimler dağıtarak sistemli bir çalışma içine girilmelidir. Bu suretle her öğrenci kendi yaptığı deneyin sonuçlarını ve elde ettiği verileri asla unutmayacaktır.

Özellikle, fizik, kimya, biyoloji gibi Fen Derslerinde kuru kuruya anlatılarak geçilen derslerde öğrenci öğretmenin gözünün içine bakarak ‘anlaşıldığını’ ima ederse de konu gerçek anlamda anlaşılmış değildir. Anlık bir belirtidir bu. Ezbere dayalı kısa vadeli çok özel(spesifik) bir algı. Bu anlatmaya çalıştığım yöntem sadece fen derslerine özgü bir kural da değildir. Tarih dersi hariç diğer bütün derslerde de durum aynıdır. Örneğin bir coğrafya dersini harita üzerinde anlatmak ne kadar başarı sağlayacaktır ki? Öğrenci gördüğünü bire bir yaşayarak öğrenmelidir. Yani bölgelerin denizleri, dağları, akarsuları, bitki örtüleri, iklim ve mevsim farklılıkları da bu yönde incelenmelidir. Özellikle Eğitim Fakültelerinde okuyan öğretmen adaylarına gerek müfredat çerçevesinde gerek stajları dönemlerinde gezi, gözlem ve deney kapsamlı geniş bir program zorunlu hale getirilmelidir. Eğitim ve Öğretimde temel koşul(özellikle matematik, fizik, kimya gibi) derslerde işe zorla başlamak değil, kolaydan zora doğru bir iletkenlik üzerinde durulmalıdır. Öğretmen adaylarının formasyon(biçimlenme) almaları da bu iş için yeterli bir sebep değildir.İki bin yıllarına yakın bir zamanda okulum adına bilimsel bir toplantıya katılmıştım Mersin de.

Konu “ Fen bilimlerinin önemi ve öğrenimi ”idi. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal hayatının tamamına yakın bölümünü Amerika’da geçiren ünlü Türk Profesör Oktay Sinanoğlu’nu bu iş için Türkiye’ye davet etmişti. Toplantı iki aşamada üç saat sürdü. Profesör toplantıya beraberinde gelen Milli Eğitim Müdürü Osman Genci nazik bir lisanla toplantıdan ayırmıştı. Profesör “ Arkadaşlar ben buraya sizlere bir şeyler öğretmek için değil, sizlerden bir şeyler öğrenmek için geldim. Lütfen rahat olalım. ” Diyerek söze başladı. Konuşmasında özetle ‘ ezber’ inde bir çeşit öğrenme metodu olduğunu ancak pozitif bilimlerin yumağı olan fen bilimlerinde hiçbir mana ifade etmediğini kaydetti. Özetle anlatmaya çalışırsam: Öğrenme en iyi şekilde deney yolu ile kazanılır ve görerek- yaşayarak ortaya çıkar. Fen bilimlerinde formüllerin dili ancak deney yaparak anlaşılır. Buda öğrenciye sonsuz bir istek ve öz güven kazandırır.  Öğrenci hurafeden, sanal ve hayal aleminden uzaklaşarak gerçeklerle tanışma fırsatı yakalar. Profesörün babacan ve sevecen tavrı hepimizi oldukça etkilemişti. Çok yararlandık. Ama şunu da üzülerek ifade edeyim. Okullarımızda fen bilgisi, fizik, kimya ve biyoloji öğretmenlerimiz işleyecekleri konularla ilgili deney yapmaya pek istekli değillerdir. Çünkü önce kontrollü bir ön hazırlık çalışmaları yapacaklar sonra da laboratuarda gerekli düzenlemeleri yaparak ciddi bir sorumluluk üsteleneceklerdir. Bir önceki yazımda bu ciddi konunun önemine yeterince değinmiştim. Sonuç olarak cumhuriyet devrimi ile şekillenen eğitim ve öğretimin tek amacı çağdaş uygarlık seviyesinin gerisinde kalmamaktır. Eğitim ve öğretimin akışına yön verenlerin şunu iyi bilmeleri gerekir ki öğrenciye düzgün ve etkin cümlelerle Denizlerde nasıl yüzülür? Bisiklet nasıl kullanılır? Gibi maharetleri sözle kazandıramazsınız. Önemli olan işi biçimine getirmektir. İşte: Uluslararası Öğrenci Başarısının Değerlendirme Programı (PISA) testi sonuçları ortada. “ Türkiye’deki öğrenciler Bilim, Matematik ve Okumada OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü ) ortalamasının altında kaldı.” Yani Türkiye 72 ülke sıralamasında ancak 50’nci sırada görünüyor. Şimdi biz bu gerçeği nereye koyacağız?

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER