SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Ata Şengül
Ata Şengül

DEDE KORKUT

DEDE KORKUT
Bu haber 05 Kasım 2018 - 9:28 'de eklendi ve 15 kez görüntülendi.

Allah Allah demeyince işler olmaz.

Kadir Tanrı vermeyince kişi zengin olmaz.

Ezelden yazılmasa kul başına bela gelmez.

Ecel vade ermeyince kimse ölmez.

Ölen adam dirilmez, çıkan can geri gelmez.

Dede Korkut

Edebiyat, her ne kadar, toplumun bir kesimi tarafından, “edebiyat yapma” şeklinde ifade edilen lakırdıda olduğu üzere,“Bir işe yaramayan, konuyu açıklamaya yetmeyen, gerçeği yansıtmayan süslü, parlak ve gereksiz sözler söylemek” gibi algılanıyor olsa da, kültür dediğimiz kavramın manevi ayağını oluşturan hususlardan biri olarak, kişilerin sosyal hayatındaki manevi ihtiyaçlarının karşılanması gibi temel bir işleve sahiptir. Zira kişi, edebiyat sayesinde duygularını ve düşüncelerini sahip olduğu dil vasıtası ile gerçek hayata aktarmakta, kendini ifade edebilme imkânına kavuşmaktadır. Bunun yanı sıra, toplumun değer yargıları, hedefleri, acıları, kederleri, kısaca toplum hayatına dair her şeyin edebiyat vasıtasıyla ifade edilmesi ve bu yolla nesillerden nesillere aktarılması, edebiyatın bir sanat dalı olduğu kadar, milletlerin tarihi hakkında önemli veriler barındıran tarihî ve kültürel bir arşiv olduğunu da ifade etmek gerekir.

Bu tür eserlerin arasında yer alan ve asıl adı, Kitab-ı Dedem Korkut Alâ Lisan-ı Tâife-i Oğuzhan olan, ancak günümüzdeki bilinen adıyla Dede Korkut Hikayeleri, Türk millî kültürünü yansıtan en önemli kaynaklardan bir olduğu kadar edebiyatımızın en büyük eserlerinden ve Türk dilinin en güzel eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Öyle ki, (merhum) Prof. Dr. Muharrem ERGİN’in aktardığına göre, (merhum) Prof. Fuat Köprülü, derslerinde “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar.” demek suretiyle Dede Korkut Hikayelerinin önemine işaret etmiştir.

Söz konusu eser, toplam on iki hikâyeden oluşmakta olup, asırlar boyunca dilden dile, kişiden kişiye aktarılan sözlü edebiyat geleneğinin tipik epik destanlarındandır. 14. yy-15. yy arasında yazıya geçirildiği yaygın bir kanaat olmakla birlikte, yazarı konusunda mevcut bir bilgi yoktur. Nazım (şiir) ve nesir (düz yazı) örneklerinin birlikte yer aldığı hikâyelerde kullanılan dil çok temiz ve güzel bir içeriğe sahip olduğu gibi anlatım şekli açık, yalın ve saf bir niteliktedir.

Hikâyelerin ana karakteri, 9-11. yy arasında yaşayan Oğuz Türkleridir. Bu sebepten ötürü, söz konusu hikâyeler, sahip oldukları edebî nitelik dışında, söz konusu dönemdeki göçebelik, ölüm, aile, inanç, ahlak, çevre bilinci, başta atlar olmak üzere hayvanlara duyulan sevgi, doğruluk, adalet, misafirperverlik, cömertlik, gelenek ve görenek gibi sosyo-kültürel anlayışı yansıtan unsurları yoğun bir şekilde yansıtması bakımından önemli bir bilimsel kaynak olarak da değerlendirilmektedir.

Karakterler etrafında şekillenen temaların başında, Allah ve Peygamber sevgisi gelmektedir. Nitekim hikâyelerin tamamında namaz kılma, abdest alma dua etme gibi dinî unsurlar yer almakta, kahramanlar mücadelelerini Allah ve Peygamber sevgisi üzerinden yürütmektedir. Dikkat çekici diğer bir diğer tema ise kadın ve çocuğa verilen önemdir. Kadın ailenin temel taşı olarak görülmekte ve bu yüzden eşler tarafından büyük saygı duyulmakta ve iyi davranılmaktadır. Çocuk ise geleceğin teminatı olarak kabul edildiğinden terbiyesine ve eğitimine önem verilmektedir. Bu noktada, günümüz toplumu ile karşılaştırma yapıldığında, kadına yönelik şiddet ve çocuklara yönelik tacizlerin yaşanıyor olması, millet olarak ne kadar ciddi bir yozlaşma içinde olduğumuz görülmektedir.

Son olarak değinilmesi gereken bir diğer husus, hikâyelerin sahibinin Dede Korkut isimli kişiliğe ait olduğuna yönelik yanlış algıdır. Birtakım yazılı metinlerde yer almakla birlikte, hikayelerin yazarının olduğu konusunda kesin bir bilgi mevcut değildir. Dede Korkut (veya Korkut Ata) Türk Milletinin hafızasında, Türk töresini iyi bilen, halkın atası, kabilenin reisi, güçlü bir halk ozanı ve bilge bir kişi olarak yer almıştır. Bu yüzden, Dede Korkut’a atfedilen nitelikler, hikâyelerde yer alan hususlar ile özdeşleştiğinden, sembolik olması bakımından, bu isimle anılması olağandır.

Yukarıda sıralanan hususlar ışığında, Dede Korkut hikâyelerini, sıradan, basit bir anlatım türü olarak değerlendirmek böylesi eşsiz bir yazılı kültür hazinesine büyük haksızlık olacaktır. Ne yazık ki, günümüzde, eserin var olan iki nüshasından birinin, Berlin Devlet Kütüphanesinde, diğerinin ise, Vatikan Kütüphanesinde bulunması bu haksızlığın bir göstergesidir. Bu sebepten ötürü, Dede Korkut’un milletimiz tarihinde efsaneleşen kişiliği üzerinden, asırlar boyunca süzülüp gelen bu eşsiz hikâyelerin layıkıyla çocuklarımıza öğretilmesi ve temalarının özümsenmesinin sağlanması millî bir sorumluluktur. Bu kapsamda, Elazığ Belediyesi ve Bizim Külliye dergisi tarafından, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen 1. Uluslararası Dede Korkut Hikâye Yarışması, bu sorumluluğun yerine getirilmesine katkı sağlayacak bir etkinlik olarak değerlendirilmektedir. Gönül isterdi ki, bu yarışmanın beşincisi, onuncusu, yirmincisi düzenlensin. Yine de her şeyin bir adımla başlayacağı düşüncesinden hareketle, milli tarihimizden ilham alınacak bu ve benzeri etkinliklerin sürdürülmesi, milli benliğimizin korunması ve gelecek nesillere aktarılması adına, umut verici gelişmeler olarak görülmektedir.

Baki muhabbetle…

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER