SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi

Bulut: İlimizde kültürel faaliyetler neredeyse yok denecek kadar az!

Bulut: İlimizde kültürel faaliyetler neredeyse yok denecek kadar az!
Bu haber 30 Ağustos 2019 - 17:31 'de eklendi.

Cumartesi Söyleşileri…

Bizler Cumartesi Söyleşilerinde Elazığ’da doğmuş ya da bu kentin ikliminde kültür sanatla hemhal olmuş. Yüreğinde bu şehre özlem duyan, bu şehirle alakalı anıları olan, zamanın bir iki adım ötesinde duygularını, bilgilerini, hislerini, gelecek kuşaklara daha özgür, refah seviyesi daha yüksek, evrensel değerler eşliğinde bakış acıları yakalamaları için ter döküp çabalar sarf eden sanatçılarımıza, bazen ses olmak istedik. Bazen fikir işçisi de dediğimiz sanatçılarımızın yalnızlıklarını paylaşmak istedik ve daha da önemlisi onları ilimizin ve ülkemizin yarınlarını şekillendirecek gençlerine daha iyi tanıma ve ekol alacakları değerler içinde analiz etme çabası içinde olduk. Bu hafta ki konuğumuz ilimiz yazar ve şairlerinden İlhami Bulut oldu. Bulut, ilimizde kültürel faaliyetlerin neredeyse yok denecek kadar dibe vurduğunu kaydederek, “Elazığ’da ulusal çapta Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’ndan başka bir şaire sahip değiliz. İlimizdeki egosal çekememezlik ne zaman ki, uygar bir yarışa dönerse o zaman ümit belirir, yoksa muhal olur muhal” dedi.

 

 

Röportaj: M. Yalçın AZİZOĞLU

Sanat duyguları evrensel kurallar dâhilinde sunma biçimidir. Duygular öznel olmasa da ifade etme şekilleri özneldir. Bu da sanatı üstün kılan değerdir. Sanatçıların üstünlüğü evrenselliği de duygularını beklentilerin üstünde izah edip yarattıkları farkındalıklarla ölçülür. Onlar her zaman zamanın bir iki adım ötesinde yaşarlar. Bazen yaşadığı zaman diliminde anlaşılmamaları hak ettikleri değeri saygıyı görmemelerini üstatlar bu kıstasa binaen yorumlarlar. Sanatçıların sanat ruhu ve yeteneklerinin doğuştan kazandıkları da gene birçok uzman tarafından zikredilen bir anlayış olduğu kırmızıçizgilerle sınırlandırılmış bir tanımdır. Bizler de sanat ışıklarımızı yansıtmak ve bir nebze olsun etrafımızın aydınlanmasına katkı sunmak adına Cumartesi Söyleşileri gerçekleştiriyoruz. Cumartesi söyleşilerimizin bu hafta ki konuğu ise ilimiz yazar ve şairlerinden İlhami Bulut oldu. İşte Bulut ile gerçekleştirdiğimiz o keyifli söyleşinin detayları…

İlhami Bulut kimdir sizden dinleyelim?

Sevgili Azizoğlu; Öncelikle ben okuyucularımı tanıyorum. Güzel yürekli insanlar. Sizin aracılığınız ile o güzel yüreklere bir damla şiir, şiire dair bir malumat servis edebilirsek çok mutlu olacağım.1956 Elazığ doğumluyum, Elazığ Edebiyat Fakültesi’nden ayrıldım, Adalet Yüksekokulu Mezunuyum. Bir kamu kurumunda daire müdürü iken 2013 yılında emekli oldum, 2011 yılında basılan ‘SIR SIZINTISI’ isimli şiir kitabım bulunmaktadır.  Ayrıca; ‘Elazığ Kalemleri’ isimli bir araştırma kitabının çalışmaları sürerken; ‘Araftan Sesleniş’ isimli şiir kitabımın kitaplaşması Manas yayıncılık nezdinde sürmektedir.
Beş yıldan beri Elazığ mahalli gazetelerinde köşe yazarlığı yapmaya çalışıyorum, halen Elazığ’da çıkan Hâkimiyet gazetesinde de yazmaktayım. Birkaç şiirim bestelendi.  İLESAM üyesiyim, bazı şiirlerim; Türk Edebiyatı, Bizim Külliye, Bizim Ece, Hece Taşları, İLESAM,  Bekir Abi gibi dergilerde yayımlanmış bulunmaktadır.  Elazığ’da düzenlenen Hazar Şiir Akşamları’na 2016 yılında Elazığ’dan şair olar katıldım. Halen Elazığ’da yaşıyorum evli, 2 çocuklu, üç torun sahibiyim.

Edebiyata ilginiz, yazmaya merakınız ne zaman başladı?

“MEVLİTLER BENİ ÇOK ETKİLERDİ”

Ben 5 yaşından itibaren okunan mevlitleri takip ederdim. Mevlit, beni çok etkilerdi, farklı âlemlere taşıyordu beni, tarlada ekin biçerken babam: Son orakları çalarken, tarla bitiminde ‘Gökten indi bir kır at, kanatları kat be kat, kolumuza kuvvet, tarlamıza bereket, ‘Allahümme Salli Ala Seyyidna Muhammet’ diye ilahi tarzında dörtlükler okurdu. Bu ve bunun gibi duygu esintileri bende farkında olmadan bir birikime yol açtı sanırım. Okula başladığım zaman da İstiklal Marşımız beni çok etkiledi, arkadaşlarla törenle topluca okumak üzerimde çok farklı bir tesir icra etti. Milli bayramlarda okul öğrencileri olarak köy meydanında toplanır şiirler okurduk. Ben de Faruk Nafiz Çamlıbel’in ‘Çoban Çeşmesi’ şiirini ezbere sanırım güzel okurdum.  Okuduğum şairler, şiirler, duygu malzemesi olarak bir birikime yol açarak şiirlerime vesile oldu ve duygu gözenekleri dolmaya başladı diye düşünüyorum.  Şiir için şunu derim: Şiir bir duyu ve duygunun mumyalanmasıdır. Ayrıca; aşkın tanımsız ve bitimsiz lakırdısıdır. Şiirin tanımı yok.  Şiir okuyucunun sol yanında bir seğirtme ile kendini belli ettirmeli.

İlimiz kaynak, tema, doküman ve çalışma sahası bakımından şair ve yazarlar için nasıl bir zenginlik taşımakta?  

“SANATTA OBJEKTİF BAKIŞ MUTLAKTIR”

Harput miğferli Elazığ; şiire uygun bir doku taşımaktadır. Gerek coğrafi gerekse beşeri boyutu ile mülhem olur. Bu yönüyle sorun yok beldemizde; Deniz kıyısına vuran bir Aylan bebek, maden kazasından, martılara, simit atan bir çocuktan, annesinin babasının koluna giren bir insandan, telefonda bir arkadaşımın arayıp hal hatır sormasıyla veya televizyon izlerken, bir kuş kanadından tutun tüm dönencelere kadar hemen hepsi ilham kaynağında şiirsel bir done olarak değer bulabiliyor bende. Sanatta objektif bakış mutlaktır, kendine yontma başlarsa, orada sanat can çekişir. Şunu demek istiyorum şehrimiz Elazığ gibi bir Gümüşhane’de bir Diyarbakır’da, Devrekani’de aynı minvaldedir, hülasa güzel yurdumuz tüm  boyutları ile şiir çizgisinde yer almaktadır.

İlk kitabınızın yazma yayınlanma serüvenini anlatır mısınız?

Damla dolunca damlar, ilk şiir kitabım 2011 yılında hacmine ulaştı, ben de ‘Sır Sızıntısı’ ismiyle kitaplaştırdım. Bir duygu ürünüdür şiir kitabı, her adımı heyecan verir. Kendime özgü heyecanla yayımlandı.

 İlk kitabın farklı heyecanı ve sevinci olur siz neler yaşadınız?

“HEYECEN SAMAN ALEVİ OLMAMALI ”

İlk kitap sanılıyor ki, şairliğin tescili böyle algılanır, bu kişinin kendi boyutu ile ilgili bir algıdır. Oysa sanat, şiir yönünden bakarsak hiç de böyle değildir. Yahya Kemal Beyatlı sağlığında kitap bastırmamıştır. Demem o ki; bu heyecan saman alevi olmamalı. Şiir olmalı şiir. Diğer mülahazalar şahsidir. Diye düşünüyorum.

Yeni eser ve yeni çalışmalarınız hakkında neler söylersiniz?

‘Araftan Sesleniş’ isimli şiir kitabımın basım çalışmaları Manas Yayınevi nezdinde sürmektedir. ‘Elazığ Kalemleri’ isimli çalışmamın ilk cildi hazır hale geldi. Şimdiki çalışma pozisyonum bu minvalde.

 Ülkemizde yazar olmanın sıkıntıları nelerdir?

Bilinen hususlar; kitap okuma oranı ülkemizde maalesef binde birdir. Kitaba taalluk eden tüm konular bu grafikle değerlendirilmelidir. Boy aynasındaki görüntümüz bu. Ülkemizde şahsi canhıraş gayretle kitaplar vücut bulmaktadır. Ben bir yazardan dinledim Amerika’da bulunmuş bir müddet, beni takip ettiler dedi, kitap yazdığımı anlayınca evime kadar gelerek eş güdümü giriştiler diye ilave etti. Devlet olarak yapmışlar bunu. Bu konu uzun ve üzüntü verici.

                 

  Edebiyatı sahasında sizi etkileyen akımlar şair, yazarlar kimlerdir.

“SANMAM Kİ OKUMADIĞIM ŞAİR OLSUN!”

Sanmam ki okumadığım şair olsun, itiraf etmeliyim batı şiirinden çok şey almaya çalıştım, bizde de; poetikası olan şairlerin tümünden geniş ölçüde etkilenmişimdir, diğerlerinden etkilenmediğim anlamını çıkarmamak kaydıyla. Etki yönleri muhtelif kimi tema, kimi tarz, kimi dil, kimi biçim her yönde de etkilendiğimi belirtebilirim.

Gelişmiş ülkelerle kendimizi kıyaslarsak okuma oranımız çok düşük seviyelerde bunun sebebi nedir? Sizin ne gibi önerileriniz olur

“HİÇ BİZ NİYE OKUMUYORUZ DİYE BİR SLOGAN ATILDI MI?”

Finliler der ki; kütüphaneler demokrasinin kaleleridir. Adamlardaki okuma oranı yüzde 15’lerde, bizim dinimizin ilk emrini sağır sultan duydu bu oran bizde binde 1, ben bir siyasi adaya sordum; ülkemiz dünyadaki bir skalada 81. Sırada ne dersiniz bu konuda; el cevap; benim ülkem böyle bir sıralamada böyle bir yerde olamaz, okuma oranı ile kaçıncıyız dedim Hııı dedi.  O kadar siyasi sloganlar atıldı, atılıyor. Hiç duydunuz mu ey ahali, ey milletim biz niye kitap okumuyoruz diye…

İlimiz de birçok etkinliğin, sosyal projenin içinde sizleri görüyoruz. Bu konu hakkında ki düşünceleriniz?

“KÜLTÜREL FAALİYETLER YOK DENECEK KADAR DİBE VURMUŞ”

İlimizde kültürel aksiyonların tamamına yakını Manas Yayınevi nezdinde cereyan ediyor.  Şener Bulut, açık ifade etmek gerekirse bu işi gönüllü yürütüyor.  Zaten ilimizde çokta proje olmuyor, belediye bütçesinin yüzde üçünün kültürel etkinliklere ayrılması gerekir. Hani, İlimizde kültürel faaliyetler yok denecek kadar dibe vurmuş, arada sırada Manas YAYINCILIK nezdinde yapılanlarda görünüyoruz. Bizi böyle bu projede görmüş oluyorsunuz sanırım.

Elazığ da ki yerel medyayı, edebi dergileri takip ediyor musunuz sizce ilimiz kültür sanatı için yeterli mi?

“BASIN, MEDYA; ÖZGÜRLÜĞE ÖYKÜNEN TEMCİT”

Elazığ’la, İsviçre’nin Bern şehrini karşılaştıralım bir an için ne görürüz. Bir iki dergi intişar ediyor, birini genç arkadaşlar sürdürüyor, şiir adına olumlu adımlar atılıyor, diğer derginin başı kumda, Elazığ’la ilgili değerlendirme yapacak olursak, hiç konuşmamamız daha yararlı olur. Sorunuzun içinde yer alan; ilimiz kültür sanatı için yeterli mi? Ben bu soruya ikiye böleceğim izninizle, sanat ve kültürü ayrı ayrı mülahaza etmek daha yararlı olur diye düşünüyorum. Sanat için yeterli olmayan hiçbir şey yoktur, tek eksiklik insandır. Kültür ise, bir yabancı bizim bu söyleşimizi okusa bizim kültür düzeyimizi anında çıkarır, zaten bizce de malum. Basın, medya; özgürlüğe öykünen temcit.

Geriye dönüp baktığımızda mücadele ile geçmiş bir ömre sahipsiniz. Bu ömür içinde yüreğinizde kalan ukde var mıdır?

Bilseydim dünyanın bu kadar boş olduğunu, tüm boş vakitlerimi okumakla geçirirdim. Bu sorunuzu bu yanıt ancak istiap eder.

Vakit ayırıp bizi konuk ettiğiniz için gazetemiz adına sizlere teşekkür ediyor, başarılarınızın devam etmesini canı gönülden diliyorum.  Söyleşimizin son sözünü siz kıymetli üstad İlhami Bulut Beye bırakıyorum. Son olarak hemşehrilerimize, bizleri takip eden okurlarımıza vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
“RUHSUZ ŞİİR CESET GİBİDİR, GÖMÜLÜR GİDER”

Ben teşekkür ederim. Şairin toplumsal sorumluluğu vicdanidir, hayata, topluma sırtını dönenin yazdıklarına şiir deme ihtimali yoktur. Böyle biri şiiri yutsa bile ruhsuz olur, ruhsuz şiir de ceset gibidir. Gömülür gider.  Şiir de realite, idealizm, hüzün bunların ilgili kefede yer alması muhayyerdir. Şu kadar ki şiirin ayakları az çok yere basmalı diye düşünüyorum.

“İLİMİZDEKİ EGOSAL ÇEKEMEMEZLİK NE ZAMAN Kİ, UYGAR BİR YARIŞA DÖNERSE O ZAMAN ÜMİT BELİRİR”

Elazığ’la ilgili şiirle ilintili olarak şunları söylemek isterim; her ne kadar Cengiz Aytmatov, Hazar Şiir Akşamları vesilesiyle şehrimizde bulunurken Elazığ ‘şiirin başkenti’ demişse de, bu o gün o gece için geçerli olur ancak; şiirin başkenti olması için yurt çapında bilinen şair olması gerekir. Bir Manisa’ya bir Mardin’e bir Artvin’e gittiğinde bana Elazığlı bir şair söyler misin? Diye sorduğunda, Elazığ’ın şiirin başkenti olup olmadığını o zaman anlarsın. Ulusal ölçekte Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’ndan başka isim sahibi değiliz. Sanatta objektiflik esas, genlerimizle gelen, kayırmalı, hatıra dayalı yaklaşımlarla ne şiir olur ne de şair doğar.  İlimizdeki egosal çekememezlik ne zaman ki, uygar bir yarışa dönerse o zaman ümit belirir, yoksa muhal olur muhal.

LÜLEYZA

bedenden çıktığım hür bir zamanda
kavlin mürekkebini karıştırıyorum
kalbin demirlediği firuze bir limanda
lüleyza ile yüreğimi barıştırıyorum

/
aşka beyaz ışık çiselerken yıldızlar
feray bir gecede çıkar gelir lüleyza
gözlerinin rengine boyar bir anda
bir bakışla sıcak sıcak açar yüreğimi
aşkın atar damarına girer lüleyza

/
ay ışığı çiselerken ürkek tenine
kıvrak bir kemanda titrer sesim
başının izinde döner durur gece
imlasız bir sesle dökülür nefesim

/
lüleyza’da kalır aşkın gözbebekleri
göz ucuyla tanrıyı hatırlatan kadın
öpmek aşkın işidir sevdalı yerleri
ben bir yalan sen bir rüya mıydın
ateşe gönderdik bütün kelebekleri

/

lüleyza bir salkım bulut getir bana
bu yorgun kalbimin terini sileyim
ellerin ıslak ıslak gel de sür yarama
bu aşkın kudretini ben de bileyim

/
bir şiirden bir makber ördü bir şair
siyah bir şarkı olarak kaldı bizlere
buyruk almadan akar mıydı bu nehir
bizi damla damla kim taşır denizlere

iflas eden bu kalbi ele aldı lüleyza
çıkarmaya başladım taşın suyunu
akmış gidiyorum şehirden şehirlere

/
anka kanadı kerem külünden dokunur
eli mızraplı mecnun masum biriydi
yiğit bir sevdalı kalbi alnından vurur
aşka bu idam hükmünü kim verdi
aşık kopardı kemendi debelenip durur

/
adem elmayı soymadan mı yedi
niye gönlümüz kamaşıyor lüleyza
bu aşk nöbeti bu aşk fırsatı bizde
bu yürekler şimdi ne bekliyor lüleyza

/
bir gün bir ayrılık alıp giderse beni
bu şiirin altına resmimi eklersin
ruhum tanımaz olursa bu bedeni
ellerin kalbimden usul usul çekersin

/

bu nasıl bu nasıl bir sevda lüleyza
sürekli sürekli ağlayanlar vurulur
sevdayı unuttu bu kalbin vatanı
bu aşkın icabı senden sorulur

/

varsın biraz da ayrılık beklesin aşkı
gel de düğmele beni ecel ötesine
doldur yüreğin al intikamı lüleyza
sükutun hançeri kınında kalsın
zernişan olsun pul pul gözyaşlarım
aşk kitabından bir bakış fırlat
vur gitsin bu ayrılıkları lüleyza
hasretin çeyizi vuslata kalsın…

/

‘Lüleyza’ kendi ismiyle dizelenen şiirin yoldaşı, benim araştırmalarıma göre hiçbir yerde hiçbir şekilde kullanılmamış bir kelime.  ‘Lüleyza’ Sevgili arkadaşlar ‘Eylül’ce’ den şiirle birlikte türetildi.
Bilindiği gibi; Attila İlhan’ın ‘Pia’ , Bekir Sıtkı Erdoğan’ın ‘Ska-lar-ya’ , Cemal Süreya’nın Güvercinden türettiği ‘Üvercinka’ , Özdemir Asaf’ın ‘Levinia’ bunlar dilimizde, Türkçemizde olmadığı halde türetilmiş kelimelerdir.
Geoffrey N. Leech, dilın, özellikle şiir dilinin yaratıcı kullanılışı meselesinde şunları söylemektedir: “Dil, içindekini aktarabilmek için şairin kullandığı en mühim vasıta olduğuna göre, -bir şair, dili bir anlamda yaratıcı şekilde kullanmadan nasıl yaratıcı olabilir?
Biz de naçizane ‘Lüleyza’ yı şiir severlere türetilmiş bir kelime olarak birkaç dize ile takdim ediyoruz.
Sanatsal olan her türlü eleştiri memnuniyetimize halel getirmez.

HARPUT SEVDASI

Her ne zaman duysam bir bülbül sesi;
Bir HARPUT ezgisi dinler gibiyim.
Hicran faslındaki gül meselesi,
Mazimden derlendi diyebilirim.

/

Karıştı mazimiz çeşm-i giryana,
Dolar şamdanlara; yanar yan yana
Bir maya,hasreti sarar figana
Her an gözlerimi silebilirim.

/

Kalplere şifadır kadim sevdamız.
Nebi nesebiyle hakka bağlıyız
Baba tarafından Hazar Dağlıyız.
Ateş yakmaz bizi yemin ederim

/

Ömrün güzergahı; kaş-göz arası,
Tıpkı bana çekmiş bülbül vefası.
Bu dünyaya sığmaz HARPUT sevdası,
Mahşerde kapına gelebilirim…

*

 İstanbul’da

bir türkü mavzeri yaylımda
basıyor akşam çığlığını gölgesi kopmuş martılar
mavi bir yangın çıktı gönlüm ateş altında
kim demiş çok kalabalık bu şehir
bir türkü bir de ben dolaşıyoruz İstanbul da

/

bir acı kahveden geri mi kalır bir buse hatırı
paslı bir kampana göz yaşlarında
senden geçti bu illet
her acı sirende bir hicran başlar İstanbul da

/

“İstanbul u dinliyorum………..”
kınası dökülmüş eski mısralarda
sen olmadan şiir olur mu gülüm
şimdi bir şair olsam ki ne yazar İstanbul da

/

beyoğlu benim olsa içindeki caddesiyle
emirganı üste verseler bütün çay bahçeleriyle
hatta bir yalı döşeseler tam boğaz kenarında
velhasıl iki yakanın bütün mülkü
beş para etmez eğer sen yoksan İstanbul da…

/

İlm-i Ledün

Ağlamanın dili yok; her damla bir şiirdir.
Aşk ile ağlayanın hıçkırığı zikirdir
Açar göğsün aşk ile kalbi kalbe aktarır
Yoktur akli izahı bu bir gönül ilmidir.

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER