SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Gıyasettin Dağ
Gıyasettin Dağ

BİR HIRKA-İ SAADET ROMANI: BÜRDE – 1

BİR HIRKA-İ SAADET ROMANI: BÜRDE – 1
Bu haber 10 Nisan 2019 - 7:33 'de eklendi.

Roman, bize ait bir kavram, bizim medeniyetimize ve kültürümüze ait bir anlatım tarzı değil. Bu topraklara sonradan yerleşmiş bir edebiyat tekniği. Bizim medeniyetimiz daha çok sözünü başka anlatım şekilleriyle kaleme almış, hatıralara, günlüklere, hikâye ve masallara yönelmiş, şiirle yoğrulmuş, roman diye bir tekniği ancak 19. yüzyılda, batı edebiyatıyla ilk münasebetlerin ardından benimsemeye başlamıştır.

Kendine has kuralları, teknikleri ve anlatım şekilleri olan bir edebiyat uygulaması roman. Tüm dünyada artık edebiyat denilince akla şüphesiz roman gelmektedir. Bizde de 150 yılı aşkın zamandır var ve artık iyi romanlar yazılmakta. Ancak zorlukları yok değil. Hele romanda geçenler bizler açısından kutsal kabul edilen konular olursa yâda Hz. Peygamber romanın kahramanlarından biriyse…

Romanla Hz. Peygamber’i anlatmak mümkün mü? Cevabı zor bir soru. Bunu edebiyatın ustaları kendi aralarında uzun yıllardır tartışıyorlar. Okuduğum ve anladığım kadarıyla bu konuda ortaya çıkan ortak görüş, Hz. Peygamber’i romanla anlatmanın imkânsız olmasa da kolay olmadığına dair.

Ancak bir diğer alan var ki bizim medeniyetimiz o alanda inanılmaz bir birikime ve zenginliğe sahip. Şiir.

Her ne kadar Kuran’ın nazil olmaya başlamasıyla bütün şairler kalemlerini kırmış ve bundan daha üstünü yazılamaz demişler ve ilk önce susmuşlarsa da, gerek Hz. Peygamber’in koruma ve himayesinde yer alarak müşrik saflarına söz oklarını atarak, gerekse daha sonraki yıllarda ortaya konulan naat gibi ebedi türlerle şairler medeniyetimizin söz coğrafyasında silinmez izler bırakmışlardır.

Hz. Peygamber risaletle görevlendirildiğinde malumunuz Mekke’de ve Arap coğrafyasında güçlü bir şiir ortamı bulunmakta, yarışmalar ve panayırlar düzenlenerek şiirler yarıştırılmakta, Kâbe’nin duvarını seçilen şiirler süslemekte ve toplumun en önde gelen kişileri şairler kabul edilmekteydi. Bu ortamda Kuran nazil olmaya başladı ve Kuran şairleri onun bir benzerini/bir suresini/bir ayetini yazmaya çağırarak meydan okudu. Ancak onlar Allah’ın kelamı karşısında boyun bükmekten, susmaktan başka bir çare bulamadılar ve bunun üstüne söz olamaz diyerek birer birer Müslüman oldular. Biri hariç, Ka’b bin Züheyr…

Dönemin şiir semasında parlak bir yıldız olan Ka’b, gururuna teslim oldu, çöllere düştü, söz oklarını aylarca, yıllarca İslam’a ve Hz. Peygamber’e atmaya devam etti. Ancak dayanamadı, uzun süre devam ettiremedi, gönlündeki şüphelerle, korkularla daha fazla yaşayamadı, gizlice geldiği Hz. Peygamber’in mescidinde O’na yazdığı şiirini okudu.

“Şüphe yok ki, Resûlullah doğru yolu gösteren bir nur,
Kötülükleri yok etmek için Allah’ın sıyrılmış keskin kılıçlardan bir kılıçtır”

Bu şekilde başlayan uzun şiiri dinleyen Hz. Peygamber üzerinde bulunan mübarek bürdesini (hırkasını) çıkarıp Ka’b’a hediye etti.

Hırka-ı Saadet… Mutluluk hırkası, sevinç hırkası, Ka’b için ise kurtuluş hırkası… Ka’b okuduğu şiirle İslam sancağı altında gölgelenmeye başlarken Hırka-i Saadet ile de Hz. Peygamber’in koruması altına girdi, ölüm fermanından kurtuldu. En iyi, en nadide söz oklarını bu defa Hz. Peygamber’in yanından ve yakınından karşı tarafa, müşrik saflarına atmaya başladı.

İşte Ka’b bin Zuheyr’in hayatının özeti bu. Ancak onun hayatı artık bir roman. Usta hikâyeci Necati Kanter uzun yıllardır üzerinde çalıştığı “Bürde – Bir Hırka-i Saadet Romanı”okuyucuyla buluştu. Yayınlanmadan önce de okuma imkânı bulduğum bu romandan söz etmek için yazdım bu uzun girizgâhı. Neden mi? İçinde Hz. Peygamber’in olduğu bir romanı yazmanın zorluğuna dikkat çekmek için. Romanın asıl kahramanı elbette Ka’b ama Kanter’in romanında Ka’b bir görünüp bir kayboluyor. Tabii ki bunun çeşitli nedenleri var. Hz. Peygamber’in ve aziz sahabelerinin muazzez ruhlarını incitecek bir kelimeden, bir ifadeden kaçınma arayışı, İslam kaynaklarına ve tarihsel gerçeklere ters düşecek bir yorumda bulunmama endişesi, Ka’b’ın “cahiliye dönemini” dile getirmenin zorlukları, içinde aşk ve kadın olan cümleleri romanlarda anlatmanın bizim mahallede nasıl yansıyacağı gibi endişeler…

O yüzden roman bir uzun yolculuk ile başlayıp Ka’b’ın İslam’la müşerref olmasıyla, Hırka-i Saadet’i giymesi ile sona eriyor. Bahsettiğim netameli alanlara girmiyor hocamız.  İmalarla anlatmayı tercih ediyor. Ka’b ile Suad arasındaki aşkı sembollerle ifade ediyor. Bu sebeple romanın kahramanı Ka’buzun bir süre görünmez olurken kardeşi Büceyr romanda asıl kahraman olarak öne çıkıyor. Büceyr’in daha önceden İslam’la müşerref olması elbette bunun asli sebebi olsa gerekir.

Haftaya bu konuya devam edeceğim.

 

Necati Kanter – Bürde

Bir Hırka-i Saadet Romanı

Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER