SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Gıyasettin Dağ
Gıyasettin Dağ

BİR CAMİ MİMARİMİZ VAR MI?

BİR CAMİ MİMARİMİZ VAR MI?
Bu haber 13 Mart 2019 - 8:22 'de eklendi.

Bir köy imamı köyün kaderini değiştirir mi? İsterse neden olmasın. Çocukluğum köyde geçti, ortaokula kadar bir köy okulunda okudum.  Köy yaşamının güzelliklerini de zorluklarını da bilirim. Hele kış aylarında yaşam daha da güçleşir. Ancak bizim zamanımızda köy yollarının günlerce kapalı kalmasını bile kimse dert etmezdi. Herkesin ekmeği, yoğurdu, yumurtası evinde vardı. Köylerde hem okullar hem de camiler faaldi.  Kışın zorlukları çok etkilemezdi insanları o zamanlar.

Uzun kış akşamlarını sabırsızlıkla beklerdim. Köyümüzün teknisyeni, ustası, marangozu, tamircisi de olan, kimin ne işi varsa koşan Mehmet Emin hocamız kış akşamlarını köyümüzde bir eğitim seferberliğine dönüştürmüştü. Her akşam bir evde toplanır, önce sohbet ve muhabbet, ikramın ardından derse başlardık. Köyün bütün sakinleri en gencinden en yaşlısına kadar hocanın talebesi idi. Kimin ne eksiği varsa öğretirdi. Ama özellikle namaz surelerini ezberleme işini itinayla yaptırmaktaydı. Yaşlılardan bu sureleri bilmeyenler veya yanlış bilenler okuyup bize sıra gelene kadar zaten ezberlemiş olurduk. İnanılmaz mutluluktu. Çocuk hafızamızla hızla kaydederdik mübarek Kuran’ı aklımıza. Kuran’dan ezber olarak ne öğrendimse o zaman öğrendim.

Kerpiçten yapılma küçük bir camimiz vardı, şu an maalesef görevlisi olmadığı için kapalı! O camide geçerdi zamanımızın çoğu. Yıllar boyu ezan okudum, müezzinlik yaptım o camide. Hocamızı çok sevmiştik oda bize sadece namazı değil camiyi de sevdirmişti.

O kerpiç camimizde kıldığımız namazların tadını, sobanın etrafında halkalanan köylülerimizin dinlediği sohbetin lezzetini bir daha alacağımı sanmıyorum. Hocamız köyümüze elektrik gelince tüm evlerin olduğu gibi camimizin elektrik tesisatını bizzat döşedi, camimizi tamamen yeniledi. Bir oda bir mutfaktan oluşan imam evini yine imece usulü yenileyip genişletti.

Hocamızın bizlere sevdirdiği namaz aşkı çok şükür eksilmeden devam ediyor. Ancak camiler konusunda maalesef aynı şeyleri söylemem zor. Kerpiçten yapılan o köy camisinde kıldığım namazların tadını betondan yapılan, hiçbir vasfı olmayan camilerde, bodrum katlara yapılmış havasız ve ışıksız mescitlerde alamadım yıllardır.

Harput’ta olduğum zamanlarda namaza mutlaka Ulu Camiye gitmeye gayret ederim. Oradaki deruni havayı hissetmeye çalışır, secdeden ayrı bir tatla kalkarım. Bir başka şehre gittiğimde varsa ulu mabetleri mutlaka bir vakit de olsa namaz kılmaya gayret ederim. Hele o camiler bizim medeniyetimize tanıklık etmiş, o medeniyetten izler taşıyan, ince bir işçiliğe, zarif bir mimariye, ışığından ses düzenine kadar estetik bir yapıya sahipse… Ruhsuz beton yığını mescitlerden namazı kılar kılmaz kendimi zor dışarı atarken, o camilerden çıkmak bile istemem…

İstanbul’a gittiğim zamanlarda en az özlediğim şey uykudur. Bütün tarihi yapıları detaylarına kadar görmek, gece gündüz demeden gezmek, tarihin nefesini hissetmek isterim. Süleymaniye’de bir bayram namazı kılmak henüz nasip olmadı ama en azından sabah namazının tadını aldım. Fatih veya Şehzade camisinde bir yatsı namazının hissettirdiklerini biliyorum. Dimağımıza bu tatları bırakan sadece o taş yapılar değil elbet. Atalarımızın o mabetleri yaparken Tanpınar’ın dediği gibi “sadece inşa etmemeleri aynı zamanda ibadet etmeleri”, binaya ruh katmaları olsa gerek.

Dücane Cündioğlu’nun Mimarlık ve Felsefe kitabını okurken bir yandan da bütün bunları düşündüm. İnşa ederken eksik bıraktıklarımızı, yaptıklarımıza, özellikle de camilerimize neden ruh katamadığımızı sorguladım. Bilim ve teknolojinin bu kadar ilerlemesine, mühendislik ve mimarideki inanılmaz gelişmeye rağmen cami inşaatlarımızda Mimar Sinan’ı aşmayı bırakın, o seviyeyi bile neden yakalayamadığımızı düşündüm.

Mütevazı olmaktan çok uzak, beton yığını, devasa camiler inşa etmeye başladık. Kitabında bu ölçüsüzce yapılan camilere itirazla başlayan yazar hepimizi mütevazı olmaya çağırmaktadır. “Efendimiz’e (S.A.V) ilk seslenilen yer Hira’ydı. O’nun mabedi bir mağaracıktı. Küçücük. Daracık. Âlemlere asıl rahmet o mağaracıktan yayıldı”.

Son yıllarda büyük camiler yapma, yüksek minareler dikme, kubbeler inşa etmeyi iki amaçla yaptığımızı savunan yazar, bunlardan birisi bir zamanların baskı ortamına karşı halen ayaktayız mesajı vermek, bir diğeri de Cumhuriyetle başlayan yenileşme ve batılı mimari anlayışına karşı Osmanlı’nın yükselme dönemine dönme ve nispet etme düşüncesidir demektedir.

Atalarımızın yaptıkları eserlerle vermek istedikleri bir mesaj, o eserlere kattıkları bir ruh vardı derken şu örneği kitaptan alıntılamak isterim. Selimiye’ye dört minare yapan Mimar Sinan ana kubbedeki âlemi anlatırken Tezkiretü’l– Bünyan’da şöyle demektedir, “Menar-ı çar güya çar-yar-ı Fahri Âlemdir, O günbeddeâlem Nur-ı Nebi’ye olunur ima”. Büyük usta dört minarenin dört büyük halifeye delalet ettiğini, ana kubbede yer alan âlemin ise Nuru Nebiyi yani Hz. Muhammed’i sembolize ettiğini söylemektedir.

Geleneksel ev anlayışımızı, ev mimarimizi çok kolay terk ettiğimizi, ülkeyi bir beton mezarlığına çevirdiğimizi savunan Cündioğlu, ev mimarisinde bu terk edişe rağmen cami mimarisinde gelenekseli ısrarla devam ettirdiğimizi, taklitleri sürdürdüğümüzü ama yaptıklarımızın kötü taklit olmaktan öteye geçemediğini yazmaktadır. Bu ev geleneğini terk edişimizi acı bir dille şöyle anlatmaktadır, “İslam mimarisinde balkon yoktu avlu vardı, medeniyetimizin temel taşlarından biri mahremiyetti çünkü”. Avlu içe dönüktü, bize aitti, özeldi. Balkon ise dışa dönük, herkese açık ve mahremiyeti yok!

Yazarın ısrarla değindiği bir konu daha var ki inşa ederken doğaya saygılı olmaktır bunun adı. Doğaya, tabiata rağmen yapmak değil. “İslam irfanı sadece canlılara değil, taşa toprağa da hürmet etmeyi emreder” demektedir. Camilerin eski resimlerine bir baktığımızda yeşille iç içe, bahçesinde ulu çınarların bulunduğu, dinginlik veren yerlerdi. Ya yeni yaptıklarımız. Gölgelik bir tane bile ağaç olmayınca cenaze namazı kılınan yerlere branda çekerek bu işi çözdük!

Dücane Cündioğlu

Felsefe ve Mimarlık – Kapı Yayınları

 

 

 

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER