SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi

ALLAH’IN AYETİ VE VARLIKTAKİ ÇEŞİTLİLİK

ALLAH’IN AYETİ VE VARLIKTAKİ ÇEŞİTLİLİK
Bu haber 07 Aralık 2018 - 9:28 'de eklendi ve 289 kez görüntülendi.

Allah’ın varlığına gönderme yapan olgu ve olayları kanıt veya delil olarak isimlendirmek, geleneksel olarak çokça yaptığımız bir eylemdir. Çünkü kanıt ve delil ortaya koymak suretiyle Allah’ın varlığını ispat etmek amacını gütmekteyiz. İspat etmek ise bir şey yani varlığın gerçekliğini açıklamaktır. Bunun için de ispat, delile ihtiyaç duyar. Ancak Kur’an Allah’ın varlığına gönderme yapan olgu ve olayları ayet (ç. âyât) olarak isimlendirmektedir.

Kur’an’da ayet sözcüğü pek çok anlamda kullanılmaktadır. Asıl olarak ayet; atıflarını akıl yürütme yoluyla açığa çıkardığımız her şeydir. Bunun anlamı; bir nesnenin veya olayın ayet olabilmesi için onun doğrudan değil de akıl yürütme yoluyla atıfta bulunduğu gerçekliğin kavranılması gerekir. Sözgelimi evimizin bahçesindeki veya sokaktaki bir ağaç bir varlık olarak mevcuttur. O bir nesnedir. Ancak insan onun niçin var olduğu, nasıl var olduğu, kendisindeki düzeni ve var oluş amacını sorgulamak suretiyle bir çıkarımda bulunmak, onun bir ayet olması anlamına gelmektedir.

Bir nesnenin Allah’ın varlığı için ayet olabilmesi için öznenin yani insanın ona bakması ve görmesi gerekir. Bakmak ve görmek, insanın bir organı olarak gözün fiilidir. Hatta buna bir üçüncüsünü daha eklemek gerekir ki o da basardır. Bu üçü de gözün bir fiili olarak bir nesneyi kavramak anlamındadır. Bununla birlikte Kur’an’da çoğunlukla bakmak/nazar, görmek/re’y ve basiret/basar insan zihninin fiili olarak kullanılır. Bu durumda da insan teori/nazariyye, görüş/re’y ve basiret üretir.

Allah’ın varlığı kanıta yani ayete ihtiyaç duyar mı? Eğer onun varlığı açıksa, delile gereksinim duymaz. Eğer insan doğuştan Allah bilgisine sahipse yine kanıta ihtiyaç duymaz. Bu görüşler mezhepsel görüşlerdir; ancak gerçekte onun varlığı her dönemde delile ihtiyaç duymuştur. Bunun için Kur’an’da da onun varlığına ait deliller açıklanmıştır.

Bu delillerin açıklandığı bir bağlamı burada zikretmek istiyorum. Rum suresinde Allah’ın ayeti olarak açıklanan bir dize olgu ve olaylar var ki onların ortak özelliğine değineceğim.

“Sizi topraktan yaratması, onun delillerindendir. Sonra da beşer olmuş yayılıyorsunuz” (Rûm 30/20) ayetinde insanın topraktan yaratılması ve canlı bir varlık olarak yeryüzüne dağılması onun varlığının ayeti olarak gösterilmiştir. Beşer; bir varlık türü olarak insana işaret eder ancak bilgi ve medeniyet üreten insana işaret etmez. Biyolojik olarak insana işaret eder. Öyleyse insanın bir madde olarak cansızdan canlıya geçerek başkalaşması, yani farklılaşması Allah’ın varlığının ayeti olarak gösterilmiştir.

“Kendilerinde huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi onun delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır” (Rûm 30/21) ayetinde bir varlık türü olarak insanda cinsiyetin rolüne ve dişi ve erkek olarak farklılaşmaya dikkat çekilmektedir. Ancak farklılıklar arasında oluşan uyuşuma vurgu yapılmaktadır. Bu ayette eşler arasında oluşan sevgi için iki sözcük kullanılmıştır ki bunlar da mevedde ve rahmettir. Bu iki sözcüğün anlamını ifade eden Allah’ın vedûd ve rahîm isimleri vardır. Bu durumda eşler arasında karşılıksız sevgi ve karşılıklı gözetme olursa, evlilik kurumunun devam edeceği söylenebilir.

“Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması onun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ayetler vardır” (Rûm 30/22) ayetinde, insanın tarih boyunca en fazla ayrışma nedeni yaptığı diller ve renklerin farklığına dikkat çekilmektedir. İnsanlar arasında siyah-beyaz yarımı ve beyazın siyaha üstünlüğü, tarihsel bir yanılgıdır. Renkler, insanın bulunduğu coğrafyayla ilişkili olarak genetik özelliklerimizdendir. Diller arasında bir üstünlüğün de olmaması gerekir. Her toplum kendi coğrafyasındaki nesneleri isimlendirmek için kendine özgü dil üretmiştir. Diller; doğar, gelişir ve ölürler. Dillerin gelişmesinde ve ölmesinde siyasal, etnik ve ekonomik nedenler söz konusudur. Gerçekte Allah insanları faklı dillere ayırmadı; insan kendisi dilleri yarattı. Ancak Eşarilik fırkasına mensup olan alimler, dillerin kaynağının Allah olduğu iddiasındadırlar ki bu iddialarının herhangi sağlam bir delili mevcut değildir.

“Gecede ve gündüzde uyumanız ve O’nun fazlından talepte bulunmanız onun ayetlerindendir. Şüphe yok ki, bunda işiten bir kavim için elbette âyetler vardır” (Rûm 30/23) ayetinde ise bir günün gece ve gündüz olarak ayrışmasında yani farklılaşmasında ayetler olduğuna atıfta bulunulmaktadır. İnsanın uyuması anlatılırken, gece ve gündüz şeklinde farklı zamanlara gönderme yapılmaktadır. Bu anlatım vahyin anlatımının yerelliğinden ortaya çıkmaktadır. Çünkü vahyin inzal edildiği toplumda insanlar gündüz de uyumaktaydılar ki bu uyku kaylûle olarak isimlendirilmekteydi. Bu uyku sadece Araplara özgü değil, gün içerisinde sıcağın etkili olduğu diğer ülkelerde sözgelimi İspanya ve Meksika gibi ülkelerde de mevcuttur ki siesta olarak bilinmektedir. Ancak ülkemizde gündüz uykusu bir adet olarak gelişmemiştir. Bu uykunun Kur’an’da yer alması bunun insan için önemli olmasına değil, ilk muhatapların adeti olmasına vurgu yapmaktadır. Gece ve gündüz farklığının ayet olması ise bu farklılığın insan için yararları nedeniyledir.

“Size hem korku ve hem ümit için şimşek göstermesi ve semadan bir su indirmesi, onunla toprağa ölümünden sonra yaşam vermesi onun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda akleden bir topluluk için ayetler vardır” (Rûm 30/24) ayetinde yeryüzünde bitkilerin kışın ölmesi ve yazın canlanması Allah’ın ayeti olarak zikredilmiştir. İnsan şimşekten hem korkmakta ve hem de ardından yağmur geleceğini bildiğinden ötürü ümit beslemektedir. Toprakta var olan tohumların insan ve diğer canlılara faydalı olabilmesi için suyla birlikte yeşermesi gerekir.

“Göğün ve yerin onun emriyle durması da onun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden biri çağırdı mı, bir de bakarsınız ki çıkıyorsunuz” (Rûm 30/25) ayetinde ise göğün ve yerin varlığını devam ettirmesinin oyun ayeti olduğuna dikkat çekilmekte ve insanın bunun üzerinde düşünmesi istenmektedir. Ölümden sonra diriliş henüz gerçekleşmeden, onda düşünenler için ibret olduğuna değinilmemektedir. Ancak burada da kurulu düzen yani göğün ve yerin varlığını devam ettirmesi ile dirilişte göğün ve yerin düzeninin değişeceğine yani farklılaşacağına atıf vardır.

Varlığın tekdüze olmaması ve farklılaşmasında insan için yarar vardır. Varlıktaki farklılaşmayla birlikte oluşan bu yararların, akıllı bir tasarım sonucu oluştuğu söylenebilir. Bu farklılıklar sosyal alanda da mevcuttur. Farklılıkların da insanı geliştiren bir özelliği vardır. Bu nedenle insanlığın yararına olan bu farklılıklara saygı duymak ve korumak gerekir. Varlıktaki farklılığa ve çeşitliliğe işaret eden bu anlatımların tümünün sonunda işitenler, bilenler, düşünenler, akledenler şeklinde belirlemelerin yer alması, farklılıkların nedenleri ve onlardan ortaya çıkan yararlar hakkında teorilerin geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Bu ayetlerin sonunda düşüncenin ve akletmenin hep topluluk/kavim için olduğunun belirtilmesi, vahyin inzal sürecinde bireysel olarak düşünmenin imkansızlığı nedeniyledir. Çünkü bu dönemde bütün eylemler bireyin değil, kabilenin veya kavmin eylemleri olarak çıkmakta ve değer görmektedir. Çağdaş dünyada bireyselleşme ve bununla bağıntılı olarak özgür düşünce gittikçe gelişmekte; ancak İslam dünyasındaki cemaat, tarikat, siyaset yapıları bireysel gelişme engel olmaktadır.

 

 

 

 

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER