M. Fikret Yılmaz

M. Fikret Yılmaz

    HANGİSİNE İNANALIM ?

           İktidarı dinlediğimizde, “oh be durumumuz çok iyi” diyor, rahat bir nefes alıyoruz.

            Muhalefeti dinleyince, ufkumuzu karabulutlar sarıyor, ne olacak halimiz? diye efkarlanıyoruz.

            Hangisine inanalım?

            “Yandık, battık, çöküyoruz, her şeye her gün zam geliyor, benzin altı lirayı geçti” feryatları duyuluyor. Pazar yerlerinde çürük sebzeleri toplayan, eti ayda bir kez  bile zor yiyen,  hastanelerde altı ay sonraya  ameliyat randevusu alabilen, ürününü satamadığı için tarlasında çürüten  vatandaşların çoğaldığı; genç işsizlerin oranının  % 20’leri geçtiği söyleniyor.

            Oysa;

            Alış veriş merkezleri dolup taşıyor. Marka giysiler, ayakkabılar kapış kapış tükeniyor. Caddeler son model binek araçlarıyla dolu, kaldırımlarda bile park edilecek yer kalmadı.“ Milli gelir on bin lirayı geçti” deniyor. Her İl’de, hatta birçok İlçe de Üniversite açılıyor.  Afrika ülkelerine yatırımlar yapılıyor. Rusya’ ya domates ihracına yeniden başlanmış.Dışardan, istenildiği kadar et ve canlı hayvan satın alınıyor ve halkımız etsiz kalmıyor. Turizmin yeniden canlandığını herkes duyuyor.

            Hangisine inanalım?

                                               ***

            “Açlık sınırı genişliyor, işsiz ordusu büyüyor. Boşanmalar, aile içi geçimsizlikler, çocuğa tecavüzler, intiharlar çoğalıyor. FETÖ’ ile bağlantısı olmadığı halde iktidara ters düşen gazeteci, akademisyen, öğrenci dahil bazı insanların  haksız yere tutuklandığı , FETÖ’ den tutuklu bazı kimselerin para karşılığı serbest kaldığı”  İddiaları gittikçe yaygınlaşıyor.

            Oysa;

            Açlıktan ölenbirini henüz duymadık. Hayırsever kurumlar, Sivil Toplum Kuruluşları, ve Belediyeler yoksul halka her türlü yardımı dağıtıyorlar. Aslında intiharların sebebi açlık ve işsizlik değil,  kişisel sorunlar, ruhsal bunalımlardır. Hiç aklı yerinde olan bir insan kendi canına kıyar mı?  FETÖ’ den tutukluların serbest bırakılmasının sebebi, onların “itirafçı” olmalarıdır. Bunlardan elde edilen bilgilerle başka FETÖ’cülerin peşine düşüldüğü, yazılıp çiziliyor.

            Hangisine inanalım?

                                               ***

            Bir yanda,“Ülkede ekonomik gidişat çok kötü, dış ülkelere borcumuz altından kalkılamayacak kadar büyüdü, Cari açık gittikçe artıyor, Dolar dört liraya yaklaştı, enflasyon gittikçe yükseliyor” söylemleri gittikçe artıyor.

            Oysa;

            Ekonomi kötü olsa % 7,4 büyüme hızına ulaşılabilir miydi? Siz faiz oranlarının yüksek olduğuna aldırmayın, onu faiz lobileri kışkırtıyor, deniliyor. Yurt dışında bile şirketler kurulduğunu; yurdun büyük kentlerinin inşaat alanına dönmüş olduğunu, gökdelenlerin  minarelerin  boyunu da  sayısını da geçtiğini, ülkede milyon dolar sahibi zengin sayısının arttığını okuyor, dinliyoruz…

            Hangisine inanalım?

                                               ***

            Dış ülkelerle ve komşularımızla ilişkilerimiz akşamları televizyon ekranlarını dolduruyor, hepsinin bizi küçümseyici tavırlar takındığını, sürekli aleyhimize kararlar aldıklarını, tavsiyelerde bulunduklarını,  dinliyoruz. Onlara, “Eyy…” diye, “sen kimsin?, senin geçmişte neler yaptığını iyi biliyoruz…” diye  dikleniyoruz ama sonunda, “onlar ne derse o oluyor” iddiaları da ciddi şekilde ileri sürülüyor.

            Oysa;

            Siyasi ve ticari konularda ziyaretler yapıyor, “anlaştık” mesajları veriyoruz.Dost olsun, düşman olsun dünyanın bir çok ülkesiyle ticari ilişkilerimizin artarak sürdüğünü görüyoruz.. Aksi halde Amerika hemen “size Patriot verelim, F 35 Savaş Uçakları  verelim” der mi? Daha iki ay önce büyük yolcu uçakları siparişimizi kabul etmedi mi? Yalnız Amerika olsa neyse, Fransa ve İtalya  da uçak siparişlerimizi  sevinerek kabul etmedi mi?

            “Pek yakında dünyanın en büyük havaalanını hizmete açacağız. Dünyada örneği çok az olan iki denizi kanalla birleştirip, “Kanal İstanbul” ile dünyanın parasını kazanacağız.” Sözlerini duymayanımız kaldı mı?

            Hangisine inanalım?

                                               ***

            Ülkede  “Adalet İstiyoruz” diyenlerin sesi gittikçe yükseliyor. “Adalet Yürüyüşü”ne katılanların sayısı milyonları buluyor.” İnsanlar İddianameleri bile olmadan yıllarca tutuklu kalıyor. Basın, baskı altına alınıyor…“OHAL (olağanüstü Hal) özgürlükleri kısıtlıyor, haksızlıklara sebep oluyor bu nedenle Uygulamasına son verilsin”  diyenlerin  bu yöndekiİddialarına ilişkin Haberleri  duyuyoruz..

            Oysa;

            “Terörün önlenmesi, örgüt üyelerinin yakalanması için OHAL gereklidir.” İddiası ileri sürülüyor.

            En büyük Adalet Saraylarının yapıldığı,  Mahkemelerimizin çalıştığı, bireysel itirazların Anayasa Mahkemesine, olmazsa Avrupa İnsan Hakları mahkemesine bile ulaşabildiği bir ortamın yaratıldığı söyleniyor.

            Kanun Hükmünde Kararnamelerle devlet işlerinin daha çabuk yapılmaya başlandığını; Polisimizin, canla başla çalıştığını; tehlikeyi vaktinde önleyerek teröriste göz açtırmadığını duyuyoruz.

            “Kendi halinde, geçim derdiyle uğraşan vatandaşların OHAL uygulamasından şikayetçi olmadıkları” söylemi vurgulanıyor.

            Hangisine inanalım?

                                              

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet