Akın Eraslan Balcı

Akın Eraslan Balcı

VAHDETTİN VE MONDROS

Akın Eraslan Balcı

Üç kıtada at koşturan şanlı ecdadımızın en son yıkılan İmparatorluğu, yenilgiyi kabul etmek için bile muhatap arıyordu, Birinci Dünya Paylaşım Savaşı’nın son günlerinde. Sırf bu arayış bile iki başbakan yedi. Önce Talat Paşa, ardından Tevfik Paşa. Yenilgiyi kabulü, yenenlere kabul ettirmek son başbakan İzzet Paşa döneminde oldu.

Bulgar Kralı Ferdinand, Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm ve Avusturya-Macaristan İmparatoru Charles, taçlarını ve tahtlarını bırakarak memleketlerini terk etmişlerdi.

Aynı kaçış Osmanlı İmparatorunda da görülecekti. Hem de savaşta düşmanımız İngilizlerin gemisine sığınarak. Oysa bizim ecdadımız gerçekten şanlı ve şereflidir. Osmanlı hanedanına savaş meydanında olmasa bile, en azından sarayının içinde silahındaki son kurşuna kadar savaşıp şehit olmak yakışırdı. Şehadete ulaşamazsa son kurşunu kendisine saklamak...

Sultan Vahdettin, beraber savaştığı mağlup hükümdarların akıbetlerinden ürküyordu. Acaba galip devletler ona nasıl muamele edecek, nasıl bir kader tayin edecekti? Bu sebeple Barış görüşmelerine en sadık adamını göndermek istedi. Heyetin başında en yakın adamı olmalıydı.

Milli Mücadeleye de karşı çıkan meşhur Damat Ferit Paşa’yı önerdi.

Zaten Damat Ferit de “padişahımız zulümden muarradır” diyerek savaştan, yenilgiden padişahı sorumlu tutmuyordu. Bu söz günümüz hainlerinde de aynen tekrarlanmakta, hainler arasında kuşaktan kuşağa nakledilmektedir. Hainler için ülkesi uğruna ölenler ve ölümü göze alanlar yenilgi ve teslimiyetten sorumlu, yan gelip yatanlar ise müstesna ve muarradır.

Birinci Dünya Savaşı sırasındaki üçüncü Başbakan İzzet Paşa hükümeti, Padişah Vahdettin’in önerdiği Damat Ferit’i kabul etmek istemedi. İzzet Paşa, padişaha şöyle diyor: “Padişahım bu adam delidir (mecnundur), böyle önemli bir görev kendisine nasıl verilebilir?” Ancak padişah başbakana kesin emrini verir: “Siz kendisiyle görüşüp talimatınızı veriniz. Biz onu idare ederiz”.

Damat Ferit daha sonraki gelişmeler nedeniyle delege olmadı ama savaşta, yenilgide ve onur kırıcı Mondros’ta ‘sorumluluğu yok’ denen padişahın tutumunun aktif ve belirleyici olabildiğini ders açısından dikkate değer.

Bu arada İngilizler anlaşmaya yanaşmak istemiyor, daha çok toprak ele geçirmek için ilerlemesini sürdürüyordu.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet