Üstün ÜSTÜNDAĞ

Üstün ÜSTÜNDAĞ

YERYÜZÜNÜN EN KUTSALLARI ‘ANALAR’

     İnsanı dünyaya getiren sevgi, şefkat ve merhamet timsali, analar...

       Elleri, hatta cennet kokan ayakları öpülesi kutsal varlıklardır. Karşılıksız sevginin adıdır; Dünyadır, deryadır, dermandır, merhamet ve engin şefkattir ana… Aylarca yüklenip taşıyan, bin bir acı ile dünyaya getiren, bu acıya sevgi ve şefkat adına katlanan, sabreden yüreğin adıdır, ana. Şefkat ile dokunan ilk elin, merhametle sarıp sarmalayan canın, bir ömür unutulmayacak kokunun adıdır, ana. Bakıma en muhtaç olduğumuz dönemlerde hep yanımızda olan, hasta iken uykusuz sabahlayan gecelerin adıdır.’Yavrum’ diyen o kadife sesin, merhametle bakan munis gözlerin adıdır. Hayata hazırlayan, iyi ve kötüyü ayırt etmemizi öğreten, ilk öğretmendir ana. Ana candır, can ana. Can feda…

        İnsan hayatında önemli bir yer işgal eden Anayı cenabı Allah'ta kutsamaktadır. İsra süresi 23-24. ayette: ‘Rabbin, …anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle… Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.’ buyurarak bizi uyarmaktadır. Toplumun birer ferdi olarak bu uyarıyı ne kadar dikkate alıyoruz. Her dakikası bizim için çarpan bu yüreklere karşı ne kadar mütevazı davranabiliyoruz.

       Çocukken paylaşamadığımız,‘benim annem’ , ‘yok benim annem’ dediğimiz bu kutsal varlıkları, onların yaşlılık dönemlerinde gel gör ki; ‘senin de annen’ diyerek onları yalnız bırakıp, hayatımızı devam ettiriyoruz. Yok, yok!  Yalnız değil, yalnız kalmasınlar diye son yıllarda sayıları hızla artan huzur(!)evlerine yerleştiriyoruz. Huzur bulsunlar diye ya da huzur bulalım diye. Eskiden sınırlı sayıda odadan müteşekkil evlerde bir aileden fazlası yaşamını sürdürebilirken; şimdilerde en az iki-üç odalı evlerde maalesef fedakar, cefakar, çilekeş analara bir kanepelik yer bulunamamaktadır. Bir ana dokuz çocuğa bakar ama dokuz çocuk bir anaya bakamaz, denir ya… Ne kadar acı değil mi? Sonrada anneler gününde yok bilmem hangi bayramda yüreği yanık, gözleri donuk, yüzü soluk, şekilde özlem içinde  bir evladını bekleyen anayı huzurevinde ziyarete gitsek ne anlamı var ki…

        Allah’ın apaçık buyruğuna karşın, onlara bunu reva görebiliyorsak, dinin diğer kutsallarını yerine getirmenin bir önemi var mıdır, bilinmez. Ama bilinen bir şey var ki; annenin dini, milliyeti yoktur. Ana kutsaldır. Hangi milliyet ve dine mensup olursa olsun kutsanmıştır, kutsaldır. Yüceliği, ana oluşundandır.

       Günümüzde yaşadığımız topluma bakıldığında, anaların yalnızlığı genelde eşlerden kaynaklanan kabul sorunundan olduğu düşünülmektedir. Oysa her dişi, yaşlılığın kıyısına dayandığında emin bir limanda, güvende olmak ister. Bu yüzden çocukları tarafından kabul edilmek isteyen ana, gönlünü yuvasını öz anası olmasa da başka bir anaya bir kadına açmak zorundadır. Eşlerden her biri bu bilinçle yaşamalı bu vicdanla düşünmelidir. Her birey kutsalına değer vermeyi bilmelidir. Tabii bunu yaparken neyi nereye koyacağını bilerek, iki kadın arasında bir çatışmaya mahal vermeden eş ve ana arasında dengeleri gözeterek davranmalıdır. Hele yaşlılığın müzmin sorunlarıyla cebelleşen ana bir an olsun ihmale gelmeyecek kadar önemlidir. Mesela; yaklaşık bir aydır hastanede yatan o en kutsalımın yanından neredeyse hiç ayrılmadım. Tedavisiyle ilgilenmemin yanı sıra, ona hep sevgi ve ilgiyle yaklaştım. Sevgi sözcükleriyle O’nun özel ve kıymetli olduğunu hissettirerek adeta terapi yaptım. Öyle ki normal tedavi sürecinden daha önce iyileşme başladı. Ama maalesef aynı odada kalan hastanın refakatçisi, bu durumu gözlemlemiş olmalı ki ’ Allah senden razı olsun, hayretle izliyoruz seni, şu bizimkisi de az biraz senin gibi davranabilseydi keşke ‘ diyerek, annesini ziyarete gelen, soğuk ve iğneleyici konuşan oğlundan bahsetmişti. Üzüldüm. Şefkati dağlar kadar yüce olan anaya bu türlü davranmak ne kadar acı!

         Merhamet peygamberi, ağlayarak annesinin mezarını ziyaret ettiğinde yanındakilere ‘ Annemin bana olan şefkat ve merhameti gözümün önüne geldiği için ağlarım’ demiştir. Yaratılmışların içinde kim onlar kadar şefkat ve merhamet sahibi olabilir ki. Bu yüzden insanlığın mimarı, hayatın yaşam filozofları bu yüce varlıkları layıkıyla sevmek, onları kırmamak, incitmemek boynumuzun borcudur. Vicdanen gelecekte huzur bulmak, dinen önemli bir görevi yerine getirerek, bu dünyayı olduğu kadar sonra ki yaşamı da kurtarmak her akıllı insanın bilmesi gerekendir. Bu görev bilinciyle yaşayan insanlar mutmain bir şekilde sorunsuz ve geleceğe güvenle bakarlar. Her kadın bir anadır. Hadi hemen o altında cennet olan ayakları öpelim fırsatımız varken, yarı mahcup kızarak çekse de, müsaade etmese de eğilip öpelim. Cennetin yerinin, anaların ayakları dibinde olduğunu bilen, bunun gereğini yapan insanlardan olmamız dileğiyle...

 



 

              

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

Yasin çelik @Duygu yüklü

18 Mart 2018 11:16

Anaların yalnızca anneler gününde hatırlandığı günümüzde,annelere davranış şekillerimizle,Allah’ın bize ne kadar merhamet etmesini bekleyebiliriz ki... Bir insan annesini dahi sevemezken allahı,peygamberi ve hatta yaradandan dolayı yaratılanı ne kadar sevmesi beklenebilir ki. Allah razı olsun,vesselam...

Abdullah Bulut @Tebrik

17 Mart 2018 12:02

Yüreğine, kalemine sağlık. Acı bir gerçeğe parmak basmışsın. Güzel, içli bir yazı olmuş. Tebrik ederim.

Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet