M. Fikret Yılmaz

M. Fikret Yılmaz

  MAHKEMELER MEYDAN SAVAŞI

       Türkiye’de Hukuk Devleti yürürlükte değildir. Çünkü, yargı organlarının birbirini dinlemez hale gelmekte oldukları ortaya çıkıyor. Yüce Divan da dediğimiz Anayasa Mahkemesinin kararını alt mahkemenin tanımadığını görüyoruz. Daha düşündürücü olan ise, siyasilerin görüş bildirerek bu mahkeme kararlarını yönlendirme yetkisini kendilerinde görmeleridir.

         Hukukun işlemediği toplumlarda yine de yönetenlerin başvuracağı kanunlar vardır. Kanunlar, iktidarda bulunan gücün devleti yönetmek için başvurduğu kurallardır. Bunlar evrensel hukuk kurallarına uymasa da devleti bağlar. Halk da, hangi eylemin nasıl bir ceza veya tepkiyle karşılanacağını bilir. Böyle yönetilen devletlere Kanun Devleti denir. Hukuk Devleti’nden farkı ise, burada basın özgürlüğü, insan hakları, eşitlik, toplanma ve gösteri hakkı gibi bir çok toplumsal özgürlükler ya sınırlıdır, ya da hiç yoktur. Toplumun yaşama koşullarını, iktidar düzenlediği bir takım kanunlarla sağlar.

         Kabile devletlerinde, daha doğrusu kabilelerin yaşantısında ise kanun da yoktur. Kabile reisinin koyduğu kurallar vardır. Bu kurallar bile kolay kolay değişmez. Çünkü bunlar geleneklere, adetlere, törelere dayanmaktadır.

         Kanun devletini yönetenler yozlaştıkça, kanunları isteklerine göre değiştirirler. Bugün suç olmayan bir davranışın yarın suç olduğu ilan edilir, halk ne yapacağını şaşırmaya başlar. İşte o zaman toplum ya boyun eğer, ya da kıpırtılar kargaşaya ve kaosa doğru ilerler.

         Kaos olduğunda, gücü elinde bulunduranların kendilerini kenara çekme ve zarar görmeme imtiyazları kalmaz.

                                      ***

         Son yıllarda bizim iktidarımız, “Tökezlersek mahvoluruz” mantığına yatkın görünüyor. Bu durum, iktidarı hiçbir hal ve koşulda bırakmayacağı, böyle bir ihtimal belirdiğinde her şeyi göze almaya hazır olduğu izlenimi vermekte veya böyle bir kanaatin uyanmasına yol açıyor.

         İktidar sözcüsü ve ileri gelenleri tarafından Anayasa Mahkemesinin (AYM) “anayasa ve yasaların çizdiği sınırı aştığı” ilan edildi.

         Bu sınır nedir, nereye kadardır? Sınırı çizme yetki ve sorumluluğu siyasi gücü elinde bulunduranların her gün değişen istekleri doğrultusunda yapacakları bir iş midir?

         Her önüne gelen, hoşuna gitmeyen bir durumda “sınır aşılmıştır” derse, bütün sınırlar birbirine karışmaz mı?

         Çünkü sınır,”dediğim olacak” diyen iktidarın uygun gördükleriyle her gün farklı çiziliyor. Bu yönetim biçimine isteyen faşizm, isteyen totalitarizm, isteyen tek kişi yönetimi diyebilir. Söz konusu olan kindar ve kıyıcı, bir baskılı idaredir.       

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet