Prof. Dr. Erkan Yar

Prof. Dr. Erkan Yar

Ölü ve Gelin

Ölüm, insan için olduğu gibi her canlı için de bir gerçekliktir. İnsan ölümü iki şekilde kavrar. Birincisi; Öleceğimizi biliriz çünkü her an değişmekteyiz. İnsan yaşamı bu dünyada oluşla/kevn, cosmos başlar ve bozuluşla/fesâd, caos son bulur. Oluş ve bozuluş arasındaki süreç sürekli değişimdir. Oluş ve bozuluşun kendisi de değişimdir. İnsandaki en son değişimdir ölüm. İkincisi ise; Diğer canlıların ölümünü duyularımızla kavradığımız gibi kendi türümüzden bireylerin ölümünü de kavramaktayız.

İnsanın kendi türünden ölülere ilişkin yaptığı ritüeller farklı kültürlerde çeşitlilik gösterir. Bazı kültürlerde ölüler yakılmakta ve geriye kalan külleri ebedi varoluş için nehre atılmaktadır. Bazılarında ölülerin ruhlarının göğe yani Tanrı’ya yükselmesi için bedenler parçalanarak hayvanlara verilmektedir. Bazıları önemli insanları mumyalayarak saklamayı inanç olarak benimsemişlerdir. Fakat insanların çoğunluğu ölülerini toprağa gömmektedirler. Ölüye karşı yapılan bu farklı ritüellerin kaynağının insan olduğunda şüphe yoktur; ancak ritüellerdeki bu farklılaşmanın nedeninin ölüm ve diriliş hakkındaki inançların olduğu da açıktır.

Bir kimse öldüğünde, diğerleri ölümün ne olduğunu kavramak için çaba sarf etmezler. Zaten bilinmektedir ölümün ne olduğu ve ne yapılması gerektiği. Yıkanmalı, giydirilmeli, salat edilmeli/namazı kılınmalı, kabristana/makber taşınmalı ve defin edilmelidir. Kabir olarak isimlendirilen bir yer vardır ki aslında orası ölüler diyarıdır. Makber veya mezar dememiz, tamamen toplumsal algılarla ilişkilidir. Kabir bir çukurdur, ölünün çukura konulmasını önemseyenler ölünün defin edildiği yere makber demişlerdir. Ölünün konulduğu kabri ziyareti dikkate alanlar mezar demişlerdir. Ancak ölü için yapılacak ilk şey, onu diriler diyarından ölüler diyarına taşımaktır. Bu mekan değişikliğine ölünün gücü olmadığından, dirilerin görevidir onu omuzlarda taşımak.

Ölü için yapılan bütün eylemler, aslında onu Allah ile buluşmaya hazırlamaktır. Çünkü insan ölülerin Allah ile buluşacağını tasavvur etmekte ve bilmektedir. Onun bu bilgisinden hareketle Kur’an da “Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinenler ayetlerimizden gafil olanlardır” (Yûnus 10/7) demekte ve ölümden sonra insanın Allah’a kavuşacağını açıklamaktadır. Fakat bu kavuşma ya da buluşma/likâ onda bir olmak ya da onunla birleşmek için değildir. Buluşma; insanın dünyadaki fiillerinin hesabını vermek içindir. Onun huzurunda olmak ve hesap vermek içindir. Ölüm olgusu için çeşitli dillerde kullanılan sözcüklere bakıldığında, belki de bunların en güzeli “Hakk’a yürümek” ifadesidir. Bu nedenle Hakk’a yürüyen Hakk’a arz edilmeli yanı Ona sunulmalıdır. İşte ölü için yaptığımız bütün ritüeller, onun Hakk’a sunumu/arz içindir.

İlk olarak; ölü yıkanmalıdır/ğusl. Onun yıkanması için suyun ısıtılmasının ancak psikolojik bir değeri vardır ve ölüyü tazim etmek içindir. Onun için Türkçede “suyu ısındı” ifadesi ölümü ifade etmek için kullanılır. Ölünün yıkanması, o kişinin ölmeden önce yıkanmayı/ğusl gerektiren bir fiilinden ötürü değildir. Dirilerin cünüplükten yıkanması insan tarafından geliştirilmiş ve vahiy tarafından da emredilmiştir. “Eğer cünüp iseniz, temizlenin” (Mâide 5/6) ayeti dirilerin yıkanmasını emretmektedir. Bu nedenle “cünüplük hali” ve “temizlik hali” dirileri niteler. Ölünün yıkanması ise buluşma/likâ için temizlenmesi ve hazırlanmasıdır.

Ölüye kokular sürülür. Yıkanmış bir bedenin kokuya gereksinimi olmasa da, onu güzel kokular içerisinde göndermek gerekir buluşmaya. Ölüye koku sürülmesi, onun defin işlerini yapanlara güzel kokması için de değildir. En değerli kokular, misk, kâfur ve hanut sürülür ölünün bedenine. Ölüye koku sürülmesi ona tazim yani yüceltmek ve saygı duymak için değil; ölünün buluşacağı varlığı tazim ve yüceltme içindir.

Ölü kefenlenmelidir. Ölünün elbisesine özel isim verilmesi yani kefen denmesi, onu dirilerin elbisesinden ayırt etmek içindir. İnsan başlangıçta elbiseyi avreti örtmek ve soğuktan korunmak amacıyla kullanmasına rağmen; günümüzde elbise bunun ötesinde daha pek çok şeye de atıfta bulunmaktadır. Elbisenin tercih edilen biçimi, rengi, markası vs. toplumsal bilinçte çeşitli atıfları vardır. Kişinin ekonomik durumuna ilişkin atıflar yapar. Renklerin tercihi bir kimsenin psikolojisini açığa vurur. Bu nedenle elbise toplumsal yaşamda simge görevi de görür. Onun için ölünün giysisi beyazdır. Beyaz insan nezdinde temizliğe, saflığa, günahsızlığa atıfta bulunur. İnsan kendi türünden olan birini günahkar olsa da Allah ile buluşmaya günahsız ve temiz olarak göndermektedir. Onun için kefen, yaşamında maddi imkanları ne olursan herkes için aynıdır. Kefen, terk parça değildir. Erkekler ve kadınlar için de farklılaşır. Üç parça veya beş parça. Kadın ve erkeğin kefeninin parçaları bakımından farklılaşması, aslında dünya yaşamındaki erkek ve kadın algısıyla ilişkilidir.

Ölüye salat edilmelidir ki günümüzde “cenaze namazı” olarak isimlendirilmektedir. Fakat bu salat, diğer salatlar gibi değildir. Ölünün bağışlanması ve kurtuluşa ermesi için duadır. Bunun içindir ki Allah ile buluşmayı inkar edenlerin namazı kılınmamaktadır. Bunun için Kur’an “Onlardan ölen birine salat etme ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler” (Tövbe 9/84) demektedir. Ölüye salat etmek, aslında ona Allah ile buluşmasında başarı dilekleridir.

Ölü taşınırken herkesin önünde taşınır. Çünkü buluşacak olan odur Allah ile.O, kabristana varmadan kabri yani odası hazırlanmıştır itinayla. Eskiden kabir kazıcılar vardı ki onlar kabri düzen içerisinde kazarlardı. Artık iş makinalarıyla kazılır oldu kabirler. Bu ise ölüyü değersizleştirmek ve simgeleri geçersiz kılmaktır.

Kur’an, insanın ölüleri gömmesi/defin uygulamasının beşeri kaynağına vurgu yapmaktadır. Tanrı’ya kurban sunan iki kardeşten söz edilir. Birinin kurbanı kabul edilmiş ve diğerinki ise kabul edilmemiştir. Kurbanı kabul edilmeyensuçu kardeşine yüklemekte; nedeni kendi fiilinde aramamaktadır. Bunun sonucunda kardeşini öldürmüş ve kardeşinin bedenini ne yapacağını bilmemektedir. İnsanın özelliği, varlığı gözlemlemek, çözümlemek, anlam ve eylem çıkarmak olduğundan, bir karganın yeri eşelemesi eyleminden çıkarsamada bulunarak o, kardeşini gömmesi gerektiğini anlamıştır. (Mâide 5/27-31) İnsan; karganın yeri eşelemesinden farklı anlamlar da çıkarabilirdi. Burada insanın gelişimi konu edinildiğinden, insanın ölüleri gömme uygulamasını geliştirmesi açıklanmaktadır.  Bu anlatım her şeyden önce insanın ölülerle ilgili uygulamaları bir süreçte geliştirdiğine atıfta bulunmaktadır. İnsanın ölüleri toprağa gömmesinin, ölümden sonra diriliş inancının geliştiğine de atıfta bulunabilir.

Ölüye telkin yapılması, kabir sorgusu ve azabı inancının gelişmesinden sonra ortaya çıkmış bir adettir. Telkin; bir kimseye dışardan bir şeyi veya bilgiyi ilka etmek ve ona yol göstermektir. Ölü işitmez ve konuşmaz. İtibar etmez söylenenlere ve ölüye sağdıç gerekmez. Bütün bu rütellerden sonra artık ölü buluşmaya hazırdır. Onun için terk edilir ve yalnız bırakılır. Artık bu gün yevmu’l-likâ yani buluşma günüdür.

Artık gelini yazmaya gerek var mı? Gelinin eşinin evine varması şeb-i ârus yani buluşma gecesidir. Gelin de yıkanır ve temizlenir. Kokular sürülür. Temizliğinin işareti olarak beyazlar giydirilir. Bir konvoyun önünde nakledilir. Gitmeden odası hazırlanır. Her ne kadar evlilik damat ve gelin arasında olsa da, düğünde gelin vardır odakta ve her şey gelin için yapılır aslında.

Zemheride de olsa ölüm ve düğün, toplum bu ritüelleri yapmaktan geri durmayacaktır; simgeler ve atıfları devam edecektir.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

Saliha Bakıcı @Erkan Yar

02 Şubat 2018 13:09

Yüreğinize sağlık, hocam.

Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet