Fatih ATABEY

Fatih ATABEY

GAZETECİNİN SAYGINLIĞI KALDI MI?

Her yıl 10 Ocak tarihi Çalışan Gazeteciler Günü olarak kutlanıyor. Bu durum sizce de ilginç değil mi? Niye çalışan gazeteciler günü? Emekli gazetecilerin ya da çalışmayan, çalışamayan, iş bulamayan gazetecilerin ayrı bir günü mü var? Niye çalışan anneler günü, çalışan babalar günü, çalışan sevgililer günü ya da çalışan öğretmenler günü yok da çalışan gazeteciler günü var?

Tabi bu günün bu şekilde anılmasında gazetecilerin yıllardır süren hak arayışlarının etkisi var. Yıllardır devam eden bu hak mücadelesine rağmen egoların tavan yaptığı fakat çalışma koşullarının diplerde olduğu bir meslek oldu gazetecilik. Bakıyorsunuz herkes gazeteci olmuş. Okullu olsun, alaylı olsun bu işin hakkını veren elbette var. Ancak gazeteciliği sadece demeç almak, alınan demeçleri getirip gazetelere koymak şeklinde yorumlayan ve kendine gazeteci diyen o kadar insan var ki saymakla bitmiyor. Böyle bir ortam da başta gazetecinin kendisine, yaptığı işe saygısı kalmıyor. Daha sonra da insanların gazeteciye saygısı kalmıyor. Düşünün bir kere herkes doktorluk yapsaydı, ya da herkes avukatlık yapsaydı bu mesleklerin ne kadar saygınlığı kalırdı. Birde işe bu taraftan bakmak lazım. İlimizde de gazetelere ve gazeteciye olan bakış açısının bundan sonra olumlu yönde değişmesi ve meslektaşlarımızın haklarını kazanması dileğiyle Çalışan Gazeteciler Günü kutlu olsun.

DEMOKRASİYİ ÖZÜMSEMEK

Bugünlerde gündemimizdeki bir başka konu da oda seçimleri… Bu seçimler sırasında adayların takındığı tavırlar ise demokrasiyi nasıl özümsediğimizi apaçık ortaya koyuyor. Bakıyorsunuz bir aday çıkıyor diğerini suçlamaya başlıyor. Diğer aday ona hakaret dolu cevaplar veriyor. Yani anlayacağınız seçim bitene kadar bir kargaşa, bir gürültü patırtı. Kimse karşısında aday olmasın istiyor. ‘Ben tek aday olayım, benden başkası bunu hak etmiyor’ diye düşünüyor. Memleketimizde demokrasi anlayışı biraz daha özümsense belki bu seçimler de daha güzel geçecek. Sonuç ne olursa olsun kaybeden çıkıp kazananı tebrik edecek. Bundan sonra da o odalar görüş alışverişi içinde yönetilecek. Bu şekilde belki daha verimli bir yönetim ve daha iyi çalışan bir oda yapısı sağlanmış olacak. Ama nerede… Tabi bu sadece onların suçu değil. Başımızdakiler bile bir seçimi hep bu şekilde yapmışsa bizim odalardan bunu beklememiz biraz lüks olacak gibi.

YEŞİLÇAM’DAN GERİYE KALAN

Önceki günlerde yine bir üzücü haber aldık. Bir sinema üstadını daha kaybettik. Son zamanlarda kayıplarımız baya bir çoğaldı. 80’li yıllarda doğmuş herkesin kahramanlarıydı onlar. Filmleri ile evlerimize konuk oldular. Aile saadetini, arkadaşlığı, dostluğu, komşuluğu, sevmeyi ve sevilmeyi onlardan öğrendik adeta. Çoğu zaman onlarla birlikte fakirliği iliklerimize kadar hissettik ama hiç mutsuz olmadık ve gocunmadık. Hep umutlu olduk ve fakirliğin de güzelliğini gördük onların filmlerinde. Bazen de zengin olduk onlarla. Ancak zenginlik bile paylaşmak için vardı onların filmlerinde. Yani herkes mutluydu… Hem filmdekiler hem de filmi izleyenler.

Hayat kadar ölüm de gerçekti tabi. Şimdilerde birer birer bizleri terk edip gidiyorlar. Sanki sözleşmiş gibi ardı ardına gidiyorlar birde. Hayattayken birbirlerine söz vermişler sanırsınız. ‘Sen gidersen buralarda yaşanmaz’ demişçesine yeşil çamın o güzel insanları bir bir hayata gözlerini yumuyorlar. En son da Münir Özkul’u kaybettik, yani Mahmut Hoca’yı, yani Yaşar Usta’yı… Sadece Yeşilçam’ın değil bütün Türkiye’nin başı sağ olsun…

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet