Ahmet Aydoğdu

Ahmet Aydoğdu

EFSANE VALİ TEVFİK SIRRI GÜR VE ELAZIĞ

Sevgili okurlar bilindiği gibi valilerimiz sade bir devlet memurları değil merkezî yönetimin (hükümetin) atadığı ildeki temsilcileridir. İlin kültür, eğitim, ulaşım, sanayi alanlarında gelişip kalkınmasını sağlamak öncelikli görevleri arasındadır. Tarihte öyle valilerimiz vardır ki çalıştıkları bölgelerde bıraktıkları derin izler ile yüz yıl geçse de hafızalardan silinmez, kuşaktan kuşağa anlatılır. İşte böyle bir vali de Tevfik Sırrı Gür’dür. 1892 tarihinde İstanbul’da doğdu. Uzun boylu, esmer ve yakışıklı sayılırdı. Temiz giyiniyordu. Ancak giyebileceği fazla elbisesi olmadığı için çok zaman elbiselerini ters çevirerek giyindiği söylenirdi. Papyon kravat takardı. Sosyal yönü kuvvetliydi.  Kırklareli, Mersin, Elazığ, Muş ve Kastamonu valiliği ile Edirne ve Kastamonu Belediye Başkanlığı yapmış, verdiği hizmetler ve bıraktığı eserleri ile anıtlaşarak bir ‘efsane’ olmuştur.   Çocukluğumda, bir yatırın türbesini yıktırmak istediği için gözleri kör olan bir valinin ‘‘ibretlik’ öyküsü anlatılırdı halk arasında. İşçiler türbenin duvarını yıkıyorlar. Ertesi gün geliyorlar ki duvar sapasağlam. Duvarı gene yıkıyorlar. Ertesi gün gene sapasağlam. Sonunda yatır, emir kullarını değil emir veren valiyi cezalandırıp gözlerini kör ediyor. Sözü edilen kişi 1942 yılında Mersin'e atanan vali Tevfik Sırrı Gür. Valinin ‘yatır’ tarafından cezalandırılması elbette ‘tevatür’ (çok yaygın söylenti )den başka bir şey değil. Ama CHP ile Demokrat Parti'nin ortak çabasıyla ve ‘diktatör gibi davranmak ve para yemek ‘ gerekçesiyle Mersin'den sürdürülen vali, gözlerini ameliyat ettirmek için borç para almış. Erdemlerini göklere çıkardığımız halk, aynı zamanda nankör ve acımasızdır. Kimi zaman siyasal safsatanın iğvasına ( azdırmak, ayartmak) kapılıp akrep gibi sokar. Vali Tevfik Sırrı Gür bizim kuşak için tam anlamıyla bir efsaneydi. Zenginlerden para toplayarak, okuduğumuz ‘müthiş’ liseyi de o yaptırmıştı. Uğur Ersoy'un babası, Tevfik Sırrı Gür'ün Mülkiye'den sınıf arkadaşı. Vali bir pazar günü Yakup Ersoy’a ev ziyaretine geliyor. Havadan sudan konuştuktan sonra, “Yakup, senden bir ricam var, ama söylemeye utanıyorum. Bizim oğlan günlerdir börek diye tutturdu. Acaba iki avuç un vermen mümkün mü? Bunu başkasından isteyemem, sonra bunu kullanmaya kalkarlar” diyor. İkinci Dünya Savaşı dönemi... Gerisini Uğur Ersoy'un kitabından aktarıyorum: “Devlet üretilen tahıla el koymuş ve ekmek vesikaya bağlanmıştı. Şeker ve un bulmak olanaksızdı.  Düşünebiliyor musunuz, Çukurova'nın bir ilinin valisi, iki avuç un rica ediyor. Bu adamın her gün elinden tonlarca buğday ve un geçiyor, ama o bunun bir gramına bile dokunmuyor. Kendi için değil oğlu istedi diye, bunu kötüye kullanmayacağını bildiği bir arkadaşından un rica ediyor, hem de sadece iki avuç. İşte benim dönemin yöneticilerinden birçoğu böyleydi.” 1950 seçim kampanyasında, dönemin İçişleri Bakanı Emin Erişigil Mersin'e geliyor. Bakan, Vali'nin ve Yakup Ersoy'un sınıf arkadaşı. Tevfik Sırrı Gür, Yakup Bey'in, Bakan'ı karşılama önerisini şu gerekçe ile kabul etmiyor ve “ Yakup, Emin özel bir ziyaret için gelmiş olsaydı, arkadaşımız olarak seve seve karşılamaya giderdim. Bakan olarak resmi bir ziyarete gelseydi, ben vali olarak elbette onu karşılardım. Ama bugün o bir partili olarak geliyor. Ben oraya gidersem devletin tarafsızlığına aykırı davranışta bulunmuş olurum.” diyor. Ve aynı gün, güneş battıktan sonra seçim konuşması yapmak isteyen bakana ‘‘yasalara aykırı olduğu ve aynı gün, güneş battıktan sonra seçim konuşması yapmak isteyen bakana yasalara aykırı olacağı için konuşma yapmasına izin vermiyor.  Türkiye’de ideal bir vali tipi yarattı. Bu ayarda yirmi valimiz olsa idi, Türkiye’yi on senede cennete çevirmek mümkün olurdu. Fakat bu hizmetlerinden dolayı tedirgin olanlar ve şikâyet edenler de eksik olmuyordu. Yaptığı inşaatların finansmanını birçok emtia üzerine koyduğu zamlardan sağlıyordu. O tarihte sıkıntısı çekilen gaz, benzin, mazot, demir, çivi, otomobil lastiği, ithal ve ihraç mallarından bağış namı altında para alıyordu. Sümerbank’tan alınan giyim eşyasından da para alınıyordu. Bunlar tüccar ve halk üzerinde şikâyeti mucip oluyordu. Vatandaşların kahvehanelere itibar etmemeleri için tatil günleri dışında oyun oynanmasını yasaklamıştı. Kentte huzursuzluk yaratan, külhanbeylik yapan kişiler hakkında ilginç bir ceza uyguluyordu. Bu kişileri şehrin uzağında vasıta işlemeyen tenha bir yerine gönderip orada bıraktırıyordu. ( Kaynak: Mersinli şair, yazar ve çevirmen Özdemir İnce ve kıymetli eğitimci Kudret Ünal’ın yazılarından ) Eee... Ne oldu valiye? Bütün enerjisini halkı için tüketen valimiz keçilerin ormana girmelerini yasakladığı ve köylünün orman açma girişimlerine sıkı denetim getirdiği için köylüler; “Keçiler ormana girecek, bu vali buradan gidecek.” dediler ve dediklerini yaptılar. 

ELAZIĞ VALİLİĞİ DÖNEMİ:

18 Şubat 1933’ten 30 Haziran 1937 tarihine kadar hizmet gördüğü Elazığ’da işe başladığı tarihlerde parke taşının ne olduğu bilinmiyordu. Zafran Köyü Taş Ocaklarını Türkiye’de tanınan bir yer olarak çalıştıran, işleten ve Elâzığ’ın bütün yollarını buradan çıkardığı parke taşlarıyla döşetip imar eden Tevfik Sırrı Gür’dür. Atatürk Heykeli, Atatürk İlkokulu, Kız Enstitüsü, Kız Öğretmen Okulu, Stadyum, Sivrice Hükümet Konağı, Elektrik Santralı, köylerdeki göçmen evlerini ve Türkiye’nin sayılı Halkevlerinden birisini Elazığ’a kazandıran T. Sırrı Gür olmuştur. Zannediyorum Elâzığ’da efsane valinin adını yaşatacak bir okul olacaktı.  ahmetaydogdu2333@hotmail.com 

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet