Prof. Dr. Saadet Akarsu

Prof. Dr. Saadet Akarsu

saadet.akarsu@gmail.com

PİR AŞKINA

SAĞLIK VE YAŞAM

Prof. Dr. Saadet AKARSU

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı

e-mail: saadet.akarsu@gmail.com

27.01.2016 tarihinde “KANSER NEDİR? NEDEN KANSER OLUNUR?” başlıklı yazı ile devam eden “SAĞLIK VE YAŞAM” 100. sayısına geldi. Bu özel yazıyı, karşılık gözetmeden ve görmeden; tam inançla, gerçek bir sevgi ile yapmak anlamında kullanılan “PİR AŞKINA” olarak belirledim. Bu şekilde, aşk hissedilirken vücudun sinirbilimsel kimyasal değişimleri belirtilecektir. Bundan sonra, iş yoğunluğum nedeniyle; ayda bir yazmaya devam edeceğim.

Aşk kendini iyi hissetme halidir. Hayata neşeyi getirir. Kişi aşık olduğunu fark etmeden bilinçaltı 6 saniye önce hissetmeye başlar. Ömrü 1-2.5 yıldır. Bu esnasında salgılanan hormonlar cilde parlaklık, gözlere canlılık ve kişiye yaşam enerjisi verir. Kişi kendini müthiş dinamik ve sağlıklı hisseder. Her olaya pozitif bakar. Bu duygunun ilk dönemlerinde; dopamin, NGF (sinir gelişim faktörü) ve vazopressin gibi kimyasallar artar. Serotonin azalır. Daha sonra dopamin ve noradrenalin hormonları çekilir. Yerlerini sevgi hormonu olan oksitosine bırakır. Dopamin 1 reseptörü devre dışı ya da iyi çalışmıyorsa, sadakat duygusu aksar. Düzenli aile yaşamı için dopamin 1 reseptörünün iyi çalışması gerekir.

Aşık olan kişi diğer kişiye odaklanarak, başka birşey düşünemez hale gelir. Aşk esnasında, alt benlik, benlik ve üst benlik (akıl) arasında çatışmalar yaşanır. Uyuşturucu gibi keyif veren endorfin salgılanmasına neden olur. Uyuşturucu bağımlılarının uyuşturucu bulamaması durumunda gösterdiği belirtiler, aşık kişinin terk edildiği zamanki bulgularına benzer.

Bir insanın diğerine aşık olması için en öncelikli uyaran görseldir. Bir insanın görsel özellikleri, algıya ilk takılan ve beyinde en hızlı biçimde değerlendirilen ipuçlarını içerir. Sonra söz konusu kişinin zekası, sesi, konuşma üslubu, kültürü ve sosyal konumu gibi diğer etkenler gelir. Giriş kapısı görmedir. Bir önemli bağlayıcı unsurda feromonlar (ter bezlerinden salgılanan kokusuz moleküller) denilen koku sinyalleridir. Bu sinyaller sayesinde kendimize biyolojik olarak en uygun eşi seçme yeteneğine sahipiz. Feromonlar, eş adaylarına genetik yapı ve olası biyolojik uyum hakkında bilincin algılayamadığı ama davranışlara sinyaller vererek farkında olmadan doğru seçim yapmaya yönlendirir.

Aşık beyin görüntüleme yöntemleri ile belirlenebilir. İnsan beyninde romantik aşk etkisi ile aktif hale gelen bölgeler bulunur. Vücudumuzda meydana gelen ve bizi hayatta tutan bütün işlemlerin en üst kontrol merkezi olan hipotalamus, açlık-tokluk hislerimizden vücudumuzun su ve tuz dengesine, duygusal durumlarımıza kadar hemen herşeyi kontrol eden farklı merkezler içerir. Aşık beyinde hipotalamusun faaliyeti artar. Annenin yavrusuna karşı hissettiği bağlılık beyinde aşkın diğer çeşitlemelerine göre farklıdır.

Aşık kişinin beyninde 4 alan (medial insula, anterior singulat, hipokampus, striatum) uyarılır. Aşkın öfori yaratması bundandır. Bunlar dopaminin; yani beynin ödül, tutku ve bağımlılıkla ilişkili sinirkimyasalının yüksek olduğu bölgelerdir. Dopamin, oksitosin ve vazopressin aşk ile ilişkili sinirkimyasallardandır ve beyinde hipotalamustan salgılanırlar.

Uyku ve iştahı düzene koyan serotonin miktarı ise düşer. Bu nedenle aşık kişi uyuyamaz, yemeden içmeden kesilir. Serotonin azalması obsesif kompulsif bozuklukta da görülür. Aşk da bu hastalık gibi takıntılı bir olaydır.

Bu bölgelerden ilk 3’ü korteks dediğimiz kabuk bölümüne aittir ve aşkın istemli davranışlarımız üzerine etkilerinden sorumludur. Aşık olunan kişiden başka bir şey düşünememe, yemeden içmeden kesilme, sürekli bir heyecan ve içi içine sığmama hali bu bölgelerin aşırı faaliyetleri ile olur. Diğer 2 bölge beyin yarım kürelerimizin iç kısmında yer alan bilinç dışı (korteks altı) sistemlere aittir. Bu bölgeler, aynı zamanda madde bağımlılığı gibi kişinin kontrolünü ele geçiren diğer durumlarda da aktifleşen kısımlardır. Böylece insan aşkını düşündükçe kendisini ödüllendirilmiş hisseder, daha mutlu olur ve gittikçe onu daha fazla düşünmeye başlar. Dünyanın en tatlı kısır döngülerinden biridir. Aşk, beyinde bazı ortak alanları aktif hale getirir. Anterior singulat ve striatum bunlardandır. Beyinde bazı alanlarda da fonksiyon azalması olur. Bu alanlardan başlıcası, beynin mantık, muhakeme, kişilik, dürtü denetimi ile ilgili frontal bölgesidir.

Oksitosin sevginin ve duygusal bağlanmanın oluşmasında etkilidir. Beynimizin kalbi denilen hipotalamusdan salgılanır. Kadınlarda aşkın ve sevdanın kaderini oksitosin belirler. Oksitosin ve vazopressin, bağlanmada önem taşırlar. İnsanda en yüksek olduğu durumlar doğumdan hemen sonra annenin bebeği emzirmesi anındadır. Bu şekilde anne ile bebeğin bir ömür sürecek bağı kurulur. Hipofiz bezinde depolanır. Orgazm, doğum ve emzirme sırasında salınırlar. Yeni bir ilişkide, aşkın en heyecanlı, bağın yeni kurulduğu dönemde, hem kadında hem erkekte kanda vazopressin düzeyi yükselir.

Aşk ile beyinde kortikal ve subkortikal yapılarda aktivite artışı, amigdala adlı korteks altı bölgede ise aktivite azalması olur. Amigdala hislerimize yön verir. Beynin şakak lobları içine gömülmüştür. Korku, öfke ve fobiler gibi duyguların hafızalarını depolar. Bu duygularla ilişkili davranış kalıplarını yönetir. Aşık beyinde amigdala bölgesinin faaliyeti baskılanır. Korku duygusu azalır. Korkutucu durumlarda amigdala aktiftir. Frontal ve temporal alanlarda, negatif duyguların oluşumu ile ilgili alanlarda da aktivite azalması izlenir. Bu aşık kişiden duyduğumuz, ne yaparsa yapsın kızamıyorum ona, bırakamıyorum söylemini doğurur.

Aşk hormonları

  1. Oksitosin. İnsanları birbirlerine bağlar. Eşler arası sevgi ve şefkati sağlar. Emzirme, orgazm ve aşkda artar. İnsan aşık olduğunda karşısındakine kuvvetli hisler yaşar. Bir an dahi ayrı kalmak istemez. Bağlılığı sağlayan en önemli hormonlardandır. Birbirlerine sarılarak selamlaşan, hatta tokalaşan insanlarda dahi artar. Oksitosin tek eşlili, sadakat ve şefkati temsil eder. Testosteron ise çok eşliliği teşvik eder.   
  2. Dopamin. Kişiye coşku ve sevinç verir. Ödül sisteminin temel molekülüdür. Özlemek, sevgiliyi görmeden duramamak ve tutku onun işlevidir. Madde bağımlılarındaki gibi artışı insanı gittikçe artan bir şekilde aşık olduğu kişiye bağlar ve ona bağımlı yapar.
  3. Serotonin. Tokluk ve ruh durumu düzeni ile ilgilidir. Mutluluk hormonudur. Eksikliğinde depresyon ve panik atak görülür. Aşkın ilk safhalarında belirgin azalır.
  4. NGF. Özellikle yeni aşıklarda miktarı artar. Romantik duyguların ortaya çıkmasında çok önemlidir. bir aracıdır. Normal bir beyinde sinir gelişimini uyarır ve sinir sisteminin arızalarının giderilmesini kolaylaştırır. Dolayısıyla aşkın insana iyi gelmesi bu artış ile mümkündür. Aşksız cinsel dürtülerde NGF artışı olmaz.
  5. Vazopressin. Normalde vücuttan idrarla atılacak olan su miktarını kontrol eder. Özellikle erkeklerde saldırganlık davranışıyla ilişkilidir. Saldırganlık sergileyen hayvanlarda miktarı artar. Aşkı için her şeyi yapmayı göze alan aşıkları ortaya çıkaran önemli bir kimyasaldır. Oksitosin kadar olmasa da bağlılığı ve sadakati temsil eder.
  6. Noradrenalin. Sevgi ve aşk esnasında yüz kızarması, göz bebeklerinde büyüme, el titremesi, çarpıntı ve heyecandan sorumludur. Adrenalinin etkisi de eklenirse mide krampları, ellerde titreme ve terleme görülebilir.
  7. Feniletilamin. Dopamin türevi olup, aşığın heyecanından ve her an enerjik olmasından sorumludur.

Uzun süre devam eden birlikteliklerde yukarıdaki aşık beyin bulgularının birçoğu bulunmaz. İlk dönemlerde hislerin ve duyguların etkisi, limbik sistemin komutları altında gerçekleşen aşkın bacayı sardığı dönemler, yıllar içinde beynin daha üst merkezleri tarafından yönetilen akılcı, insani ve üst seviyeli bir birlikteliğe dönüşür.

Sevilmeden yapılan bir çalışmadan hayır gelmez. Aşk olmayınca meşk olmaz.

Sağlık dolu YENİ BİR YIL dilerim.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet