M. Fikret Yılmaz

M. Fikret Yılmaz

YÜZ AKIYLA HESAP VERMEK

   Hiç övünmeyelim, biz ne ileri ve kalkınmış, ne de demokrasiyi benimsemiş bir ülkeyiz.
    İçeride hamaset, dışarıda kuru gürültüden başkaca yaptığımız bir şey yoktur.
    Biz, içmeye ayran bulamazken atla gezmeye gitmeyi marifet bellemişiz.
    Bunlara bakarak, karamsar mıyım, değilim. Çünkü milletimizde her türlü başarıyı sağlayacak yeteneğin bulunduğuna inanıyorum. Yeter ki, başında onu yönlendirecek  “adam gibi”  adamlar olsun…
    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK örneğinde olduğu gibi…
            ***
    Bilirsiniz, halkı arasında bir olaydan söz ederken, daha iyi vurgulamak için örnek hikayeler anlatılır. Bu tip yaygın öykülere eskiler, olayı açıkça ve vurucu bir şekilde anlatan örnek anlamında darb-ı mesel derler.
    Bir darb-ı mesel de ben anlatayım:
    Vakti zamanında köyün birinde zengin bir ağa varmış. Ağa, koyun sürülerinin her birini ayrı bir çobana verir, çobanlar da bu sürüleri baharda teslim alıp yaylalara götürür, kışa doğru köye getirip Ağa’ya teslim ederlermiş.
    Bu çobanlardan, gözü açık, kurnaz olan biri, kendisine teslim edilen sürüyü gizli gizli satmış ve parayı da bir güzel harcamış.
    Sürünün Ağaya teslim edileceği vakit gelmiş ve çoban büyük bir kova yoğurtla Ağa’nın karşısına çıkmış. 
    Ağa, hal hatır sorduktan sonra sürünün durumunu sorunca, çoban biraz mahcup konuşmaya başlamış:
    -- Ağa’m, koyunların ellisi yardan uçtu telef oldu, kırkını kurtlar kaptı, otuzu hastalıktan öldü, yirmisi doğururken yavrusuyla birlikte can verdi, onunu eşek tepti. Geriye üç koyun kaldı onları da ben çobanlık hizmetimin karşılığı olarak kendime aldım. Size de işte şu yoğurdu getirdim, diyerek kovayı Ağa’nın önüne uzatır.
    Kızgınlığından ne diyeceğini şaşıran Ağa, hırsla yoğurt kovasını aldığı gibi çobanın başına geçirir. 
    Esmer kafası bembeyaz yoğurda bulanan çoban, yüzünü elleriyle silmeye çalışırken, pişkin pişkin;
    -- Oh be! Yüzümün akıyla hesabı verdim, diye mırıldanarak Ağa’nın huzurundan ayrılır.
            ***
    Siyasi geçmişimize bir göz attığımızda, işlenen kusurların, suçların, yapılan yanlışların, hatta hıyanetlerin hep; “Yapanın yanına kȃrkaldığını”  görüyoruz.
    Sadece idam edilenler hariç. Onlar, yaptıklarını veya iddia edilenleri canlarıyla ödemişlerdir.
     Hukukumuz da siyasetimiz gibi her zaman abartılı ve keskin işlemiştir. Ya affetmiş, ya da çürütmüş ve öldürmüştür. Vicdana dayalı, haklıyı haksızı ayırt edebilen, irdeleyen incitmeyen bir hukuk düzenini bir türlü kuramamışız.
    Bu yüzden tarihimiz af kanunları ile doludur.
    Bir kısım insanların kusurları ve suçları Allah’a havale edilerek bu dünyada yok sayılmış; bir kısmı da en ufak kusurları büyütülerek zindanlarda çürütülmüştür.    
    İçerde ve dışarıda hiç ona buna efelenmeden, aklımızı başımıza toplayıp, kendi söküğümüzü yamamaya, kendi noksanımızı tamamlamaya acilen ihtiyacımız vardır.
    


 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet