Akın Eraslan Balcı

Akın Eraslan Balcı

İNSAN DOĞASINA UYGUN GELİŞME VE KALKINMAYA EVET

Fikir Günlüğü

Toplumsal ve kültürel sorunlarla gelişme ve kalkınma beraber gidebiliyor. Fakirlikten kurtulmak, müreffeh bir yaşam sürmek ülkemizin de Dünyadaki birçok az gelişmiş ülkenin de temel maksatları arasında yer alıyor. Çin’in büyük nüfusuna karşın gösterdiği muazzam ilerleme beraberinde büyük sorunlar getiriyor, hava ve su kirliliğinden yaşanmaz hale gelen endüstri bölgeleri var. Gelişimini tamamlamış ülkeler bu tür sorunlara karşı daha bağışık. Çünkü uzun bir süreye yayılmış gelişme sürecinde çevreye daha duyarlı modeller geliştirmişler ve antropologlarla beraber çalışmayı öğrenmişler.

Bizim ülkemizde, şehrimizde antroploglar ne kadar etkin. Bu bilim adamlarından ne derece yararlanıyoruz?

Hatta antroplog nedir bilen var mı?

Artık antropologlar yalnızca çeşitli kültürleri incelemekle kalmıyor. Mevcut sorunları saptamak ve bunların nedenlerini araştırmanın yanında toplumsal ve kültürel sorunların çözümüne yönelik çalışıyor.

Şehri geliştirmek, bayındır hale getirmek ve kimi sorunları çözmekten ibaret değil artık belediyecilik de. Çevre mühendisleri gerekli ama yetmiyor.

Günümüzde insanlar ve toplumlar küreselleşme başta olmak üzere ekonomik sistemden gelen uyum sorunları yaşıyor. Ülkemizin hızlı ve sağlıksız kentleşmesi bunun en önemli örneği. Köy ve kırsal yaşamdan kent yaşamına adapte olmanın güçlüğü hepimizin gördüğü ama kanıksadığı bir problem. Gecekondu yaşamı, varoşlardaki sorunlar, şehrin hemen kıyısındaki derme çatma evinin bitişiğinde hayvan besleyip, koyun-keçi yetiştirmeye çalışırken hijyenin hiç olmadığı ortamlarda sağlık tehditleriyle iç içe yaşam. İşsizliğin yanında kaliteli işçi olamayacak kırsal kesim insanının şehirde ait olduğu kültür ve bağları unutup suç ve suçluluğa yönelmesi, uyuşturucu, silah vb kaçakçılığıyla kısa yoldan zengin olma, kumar ve piyango bağımlılığı hemen akla gelen somut sorunlar. Öte yandan geleneksel üretim biçimini şehirde sürdürmeyi engellediğiniz insanlar bu sefer aç kalma tehdidiyle karşılaşacaklar.

Yeni açılan fabrikalar, işlikler, yollar ve köprüler, barajlar inşa edildikleri yerde önemli bir hizmet görmekle birlikte bir yandan da orada yaşayan insanların alıştıkları yaşamı terk etmelerini zorunlu hale getiriyor. Keban barajı yüzünden istimlak edilen topraklardan birçok kişi kopmak zorunda kaldı. Devletin bol keseden verdiği istimlak paraları etkin bir çözüm olamadı. Beraberinde sosyal ve kültürel projeler geliştirilemedi. Sonuç Elazığ vilayetinde uzun süredir az sayıda olan pavyon benzeri içkili-kadınlı eğlence yerlerinde patlama ve istimlak paralarının absorbsiyonu oldu.

Teknoloji bir yandan insan hayatını kolaylaştırmakta, ucuz ve kaliteli bir yaşamı sunmakta, doğal afetlerle başa çıkma yollarını geliştirmekte. Fakat bir yandan da ekolojiye ve kültüre geri dönüşümsüz zararlar da verebilmekte.

Küçük ölçekli şehirlerde bu durum henüz hissedilir boyutlarda olmayabilir. Ama kalkınmada öncelikli olmak için yarışan, büyük şehir statüsü kazanmak, yüz binlik stadyuma sahip olmak, turizm ve endüstri konusunda hızlı gelişmede haklı sabırsızlık gösteren şehirler elbette ki bu heveslerine aşama aşama ilerleyecekler. Bu süreçte uyarmaya çalıştığımız problemler mutlak surette patlak vereceğinden hazırlıklı olmak gerekiyor.

Dünya pek çok küçük ölçekli toplumun yaşam alanının ortadan kalktığını veya tehdit altında olduğuna şahit oldu. Eski yaşamlarını sürdürmeye çalışan bir çok yerli halk, gelişme-kalkınma nedeniyle yeni hastalıklara, ölümlere, açlık ve işsizliğe mahkum olduğuna dair birçok örnek vardır. Bu toplulukların çevresel zenginliğini oluşturan birçok hayvan ve bitki türünün nesli tükenmiş, çevre kirliliğinin yanında ormansızlaşma, nükleer tehditler, mülksüz kalma ve topraksızlaşma görülmüştür. Ülkemiz deneyim sahibi olmadığı Nükleer santraller konusunda çok dikkatli hareket etmelidir. İstanbul’un hızla betonlaşması meşhur İstanbul Ormanlarını küçültmüş, dere yatakları iskan edilmiş ve doğal afetlere karşı doğal korunma hemen hemen ortadan kalkmıştır. Erozyon, sel ve toprak kayması açık bir tehdittir. Kısaca özetlediğimiz bu durumlar insanlık açısından çok pahalı maliyetlere neden oluyor.

Kalkınma ile insan yaşamı arasındaki uyumsuzlukları önlemek için antropologlardan yararlanılmalıdır. Kalkınma projelerinin ve endüstri yatırımlarının insana ve çevreye verdiği zarar asgari düzeye bu sayede indirilebilir. Antropologlar toplum ve kültür araştırması yapmak suretiyle kültürel ve ekolojik zenginliğin ekonomik gelişmeye kurban edilmemesine çalışır. Ülkemizde kimi kalkınma projelerinde antropologlardan yararlanıldığı ve bunun çok başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür. Bu yöntem yaygınlaştırılmalıdır.

Ekonomik gelişmenin yaratacağı zenginlik geri dönüşü olmayan insani ve çevresel zenginlik kaybına yol açmamalıdır. Baraj projeleri, boru hatları, tüneller, büyük ve geniş yollar, yeni yaratılan veya geliştirilen endüstri bölgeleri, ormanların endüstriyel tarıma veya iskana açılarak yok edilmesinin yol açacağı toplumsal ve çevresel etki önceden ölçülmelidir. Karadeniz başta olmak üzere bütün ülkede uygulanan, baraja nispetle daha küçük, hidroelektrik santralleri (HES) birçok küçük topluluğun yaşam biçimini olumsuz etkilemiş, önemli bir siyasal muhalefetin doğmasına yol açmıştır. Yine dünyanın en zengin oksijeninin bulunduğu bölgede endüstriyel ölçekte ve siyanür kullanarak altın madeni çıkarma projesi de olumsuz etkilere yol açmıştır. Oysa antropologlarla işbirliği içinde çalışılsaydı bu tür sorunlar yerine daha insan doğasına uygun kalkınma projeleri devreye konulabilirdi.

Unutmayalım ki ekonomik zenginlik geçicidir ama çevreye, kültüre ve sağlığa verilecek zarar kalıcı olacaktır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet