Akın Eraslan Balcı

Akın Eraslan Balcı

SEZAR VE DEMOKRASİ: DİKTATÖRLÜK MÜ? MECLİS Mİ?

Fikir Günlüğü

“İnsanlar hem birbirlerine ihtiyaç duyarlar, hem de özgür olmak isterler. O halde, birlikte yaşamak için en uygun yol hangisidir? İnsanların özgür ve hakça eşit olduğu fikrini savunan tek yol demokrasidir. Demokraside karar verdiğimiz temel şey şudur: Bize, olabilecek en büyük özgürlükleri kazandırmak için, var olan özgürlüklerimizin küçücük parçalarını kaybetmemize neden olan yasalara uymak.”(Brigitte Labbe, Diktatörlük ve Demokrasi)

Roma Cumhuriyeti devrinde ülke tehlikeye düştüğü zaman devletin bütün buyurma kudreti 6 ay için bir diktatöre verilirdi. Diktatör bir devlet memuru olup bu yetkiyi halk adına kullanırdı. Ülkenin tehlikede olmadığı normal durumda ise Konsül adı verilen iki yüksek dereceli memur devletin başında bulunurdu. Bu çift memur, devletin yönetme ve buyurma yetkisine eşit olarak sahiptiler, fakat sadece iki yıl süreyle. İş başına seçimle gelirler ve süreleri bitince normal görevlerine dönerlerdi. Her zaman, görev süreleri bitince millete hesap verme zorundaydılar. Altı aylığına iş başına getirilen diktatörler için de durum aşağı-yukarı böyleydi. Hatta Cumhuriyet devirlerinin dışında dahi hükümdarlar meclislere veya direkt olarak halka karşı belli ölçüde sorumluluk sahibi olup gereğinde hesap verme zorunluluğu taşıyorlardı.

Günümüzde bütün Dünya tarafından kabul gören Batı tarzı yönetim biçiminin temelinde millete karşı sorumluluk yatar. Batı uygarlığının ilk kendisini göstermeye başladığı eski Yunan ve Roma devrinde, henüz imparatorluk haline gelmemiş, küçük ve birbirinden bağımsız şehir devletlerinin en büyük yetkilere sahip kralları dahi halka veya meclise karşı sorumluydular. Mutlak yetkilere sahip hükümdarların yanında bir meclis hep vardı. Mesela Roma’nın krallık devrinde Kuria adı verilen meclis bulunmaktaydı.

Biz, İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin baskısıyla, yani halkın genel istemiyle değil de sınırlı sayıdaki bir elit ve çoğunu asker ve yüksek memurların oluşturduğu bir grubun eliyle kurulan Meclis-i Mebusan ile ilk kez padişahın yanında bir seçilmişler grubunun yönetimde söz sahibi olabileceğini gördük. Meşrutiyet öncesi devirlerde ve Eski Türk tarihinde mutlak söz sahibi Kral, İmparator veya Başbuğ’un yanında, ona danışma hizmeti veren Şura’ları bu manasıyla Meclis olarak görmemek gerekir. Zira bu şuraların padişaha hesap sorabilme veya eleştirebilme gibi bir yetkileri kesinlikle yoktu. Yüzyılı aşan süredir demokrasinin, kanun ve başka yazılı kurallarla özürlü ve eksik de olsa uygulanmasına karşın günlük yaşamda, halkımızın içinde hala özümsenemeyişinin altında, Doğu toplumlarında demokratik yaşam tarzı geleneğinin olmaması yatar. Bizim gibi toplumlarda demokrasi yüzyıllar sonra bile kökü dışarıda ithal bir yönetim tarzı olarak kalmıştır. Geleneksel yaşam tarzı, temsil ve yönetim kademesinde bulunan ve demokrasiyi görevi gereği bizzat uygulamak durumunda olanların bile özel ve sosyal yaşamlarında geçerliliğini korumaya devam etmiştir. Mecliste en koyu ve en şiddetli demokrasi tartışmaları yapan çoğu mebusun evinde, ailesinde, aşiretinde demokrasinin lafı bile yoktur. Kendi grubu, etnik topluluğu veya ekonomik kuruluşu için hak, adalet ve demokrasi arayan bir girişimci, aynı hak ve demokrasi arayışını başka bir grup veya kuruluş için çok görür, tahammül dahi edemez.

Roma Cumhuriyetinde bütün siyasi işler Forum adı verilen meydanda görüşülürdü. Halk Meclisi, Forum’da toplanırdı. Forum siyasi olduğu kadar Roma’nın coğrafi merkezi de sayılırdı. “Bütün yollar Roma’ya çıkar” sözü de buradan gelmektedir. Çünkü Roma, bir ülkeyi fethettiği zaman ilk yaptığı iş, ne kadar uzakta olursa olsun o ülkeyi yol ile Roma’ya, Forum meydanına bağlamaktı. Yollar altı askerin yan yana yürüyebileceği genişlikte ve ustalıkla yapılırdı. Günümüzde hala kullanılabilir durumda Roma yolları Dünya’nın çeşitli yerlerinde vardır. Balkan Savaşı döneminde dahi,  Osmanlı İmparatorluğunun Pay-i Tahtı İstanbul ile, bütün Balkanlara şamil askeri güç olan 2. Ordu’nun merkezi Edirne arasında inşa edilmiş bir yol yoktu. Gidip-gelen kafilelerin zamanla oluşturduğu iz şeklinde, yağışta kullanılması olanaksız patikalarla ulaşım sağlanırdı. Oysa yüzlerce yıl önce, Roma şehrinin Forum meydanından, İmparatorluğun en uzak ülkelerine kadar kesintisiz Roma yollarıyla gidebilmek mümkündü. Fethetmenin, ele geçirilen ülkenin diline, dinine, adetlerine karışmamak değil, orayı merkeze bağlamak, Roma medeniyetini, yönetim şeklini, hukuk ve geleneklerini götürmek, ekonomik ve siyasal birlik sağlamak olduğunu Romalılar anlamış ve bunun gereğinin yol inşa etmek olduğunu da idrak etmişlerdi.  Bu idrak bize Cumhuriyetimizin kuruluşuyla nasip olacak ve yeni Cumhuriyet, eğitimle birlikte önceliği yol yapmaya verecekti.

Cumhuriyet dönemi yaşayan Roma İmparatorluğu’nda Sezar’a gelinceye kadar başka diktatörler de oldu. Sulla (MÖ 78) bunlardan biriydi. Savaşlarda yararlılık gösterdiği için Konsül seçilmişti. Pontus’ların bütün Anadolu’yu ve Ege’yi ele geçirmesi üzerine Roma, Pontus Devletine savaş açtı. Fakat Halk Meclisi diğer konsül olan Marius’u Ordunun başına geçirmek istiyordu. Senato ise Sulla’dan yanaydı. Sulla Ordusuyla Roma’yı bastı. Meclisi tanımadı. Başkumandanlığı zorla aldı. Doğu seferine çıkıp zaferle döndü. Marius taraftarlarını ezdikten sonra diktatörlüğünü ilan etti. Marius’un bütün heykellerini yıktırdı hatta mezarını açtırarak cesedini Tiber nehrine attırdı. 120 bin askerine arazi dağıttı. Kornellia kanunlarını çıkardı.

Görüldüğü gibi, ülke tehlikeye girdiğinde Cumhuriyet ve demokrasi rejimi bazen isteyerek bazen de zorla biçim değiştiriyor ve diktatörler türeyebiliyor. Tarihsel ve sosyal şartların oluşturduğu diktatörlükler, günümüzün manasından oldukça farklı. Cumhuriyet ve demokrasiyle yönetilmeye alışmış bir ülkede bütün yetkileri kendisinde toplayan yöneticiler için kullanılıyor. Fakat Roma devrinde bu yöneticilerin ülkeyi hukuk, ekonomi ve siyaset alanlarında ileri götürdüğü ve meclisin yine de var olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

“Sen de mi Brutus” sözüyle meşhur Julyus Sezar, Marius’un yeğenidir. Sulla kendisini öldürtmek istediği için Asya’ya kaçmıştır. Çok zeki ve hırslıydı. Roma’nın gördüğü en iyi hatip ve yazarlardandır. Sulla öldükten sonra Roma’ya dönmüş, girdiği işlerde başarısız olmuş ve borçlanmıştı. Fakat Halk Meclisi taraftarı olduğu için önce Maliye Vekili, sonra da Belediye Başkanı seçilmişti. Başkanlığı sırasında popülist davranması ve sık sık eğlence düzenlemesi yüzünden kendisini halka sevdirmişti. Bu yüzden Belediye Başkanlığından sonra İspanya ülkesine Vali atanmıştır. O devirde Senato Cumhuriyeti yeniden kurmak istiyordu. Ama Sezar ve Halk Meclisi Cumhuriyete karşıydı. Sezar arkadaşlarıyla beraber yönetimi ele geçirdi ve kendisini Konsül seçtirdi. Tarihte büyük adamların hep büyük zaferleri olduğunu görürüz. Sezar da Almanları ezdikten sonra uzun ve kanlı savaşlarla Galya ülkesini fethetmiştir. Bu fetih ona büyük bir prestij kazandırmıştır. Fakat Sezar Galya’da iken, kader arkadaşı Pompeyus ona ihanet etmiş ve entrikalarla kendisini Konsül seçtirmiştir. Sezar’ı da vatan haini ilan etmiştir.

Roma tarihinde bir başka önemli “Meclis Basma” hadisesi de bu yüzden gerçekleşti. Sezar kendisine çok bağlı olan muzaffer ordusuyla beraber Galya’dan gelerek Roma’yı ve Senato’yu bastı. Askeri güç kullanarak Roma’ya ve meclise hakim oldu. Burada vurgulanması mutlak gerekli olan nokta şudur: Sezar bütün gücüne, haklılığına ve prestijine rağmen meclisi kapatmamıştır. Onun yerine meclise kendi taraftarlarından bir kısmını, yani kendi adamlarını yerleştirmiştir. Rakiplerini ezen ve daha başka birçok ülkeler de fetheden Sezar 5 sene boyunca Roma’nın diktatörü oldu. Cumhuriyet rejimine ve kanunlarına dokunmadı. Meclisleri olduğu gibi bıraktı. Devletin bütün kudret ve yetkilerine sahip olmasına, başrahipliği dahi üzerine almasına karşın, İmparatorluk tacı giymemiştir.

Oysa çoğu diktatör bütün gücü elinde tutarken bir yandan da demokratik yönetimleri kötüler. Demokratik rejimleri kötü, dağınık ve verimsiz gösterir. Bu tür diktatörlerin en meşhuru Adolf Hitler’dir. Kavgam adı verilen fikir kaçışmaları ve saçılmalarıyla dolu kitabında demokratik yönetimi ve meclisi yerden yere vurur.

Senato onun tunçtan bir heykelini yaptırmış ve Roma’nın en büyük ödülü, en önemli nişanı olan defne dallarından oluşan bir taç giydirmiş, kendisine “Vatan Babası” unvanı vermiştir. Bugün kullandığımız takvimin esasını Sezar kurmuştur. Romalılar, ayın döngüsüne göre ayarlanan bir takvim kullanıyorlardı. Mısırlıların kullandığı güneş takvimini düzenleyerek Roma’da kabul ettiren Sezar’dır. Temmuz ayı Sezar’ın isminden (Julius) gelmektedir.

Sezar, halk meclisine dayandığı için halk tarafından çok seviliyordu. Asiller ise onun Cumhuriyeti yıkacağından kuşku duyuyorlardı. Suikast ile öldürülmesinin altında bu şüphe yatar. Sezar yerel yönetim birimleri municipium’ları tek örnek bir yapıya kavuşturdu. Bir anlamda demokrasi ve yerel yönetimleri güçlendirdi. Bir diktatörün demokrasiyi bu kadar kollaması ve güçlendirmesi ironik. Kartaca ve Korinthos gibi büyük kentleri yeniden canlandırarak, terhis edilmiş askerleri ve Roma’daki işsizleri buralara yerleştirdi. Yabancı halklara Roma yurttaşlığı hakkını tanıdı. Senato’nun üye sayısını artırarak temsil niteliğini yükseltti. Barbarlara karşı acımasız davranışlarıyla tanınmasına karşın, birçok muhalifini affederek önemli makamlara getirdi. Fırat’ın batısındaki toprakları ele geçirmek amacıyla yeni bir sefere hazırlanırken suikasta kurban gitmiştir. Dünya tarihinin en etkili insanlarından biri olan Sezar, suikasttan 2 yıl sonra kendisini katleden Senato tarafından kutsanmış ve Roma tanrılarından biri olarak kabul edilmiştir.

Bizim tarihimizde en önemli siyasal baskınlardan biri İttihad ve Terakki tarafından yapılmıştır. Enver ve Talat beyin önderlik ettiği grup hükümetin bulunduğu Bab-ı Ali’yi 1913 yılı Ocak ayında basarak kendilerine direnen Savunma Bakanı’nı öldürmüş ve Sadrazam (Başbakan) Kamil Paşa’ya da zorla istifasını imzalatmışlardır. Baskının gerekçesi Kamil Paşa’nın Balkan Savaşı sırasındaki başarısızlıktan sorumlu tutulması ve Edirne’nin Bulgarlara teslim edileceği korkusuydu. Baskının en önemli etkisi esen hürriyet ve demokrasi rüzgarının durması olmuştu.

           

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet