Prof. Dr. Erkan Yar

Prof. Dr. Erkan Yar

HACCIN ZAMANI

Önceki bir yazımda haccın insanın yeryüzünde yaratılış amacını gerçekleştirmek üzere yine insan tarafından ilk olarak ortaya konulduğunu söylemiştim. Aslında bütün ameller, başlangıçta insan tarafından bir amaca dönük olarak geliştirilmiştir. Söz konusu nüsüklerle ilgili ilahi müdahale, onların biçimlerini değiştirmek şeklinde değil, onlardaki şirk yani Allah’a ortak koşma inancının temizlenmesidir. İnsanlık tarihinde Allah’a inanmayan topluluk neredeyse yoktur. Ancak insan, bir olan Tanrı’ya inanmakla birlikte, onun derece olarak aşağısında Tanrı/ilahveya tanrıça olarak isimlendirdiği bazı varlıklara tanrısal nitelikler vermiştir. Tanrısal nitelikler verilen varlıklar cansız olduğu gibi, bazen insanın kendisi tarafından yapılmış ve bazen de bir gerçekliği olmadığı halde zihinsel olarak var edilmiştir. Bu nedenledir ki Kur’an’da önceki toplulukların inançlarından söz edilirken, onların Allah’ın aşağısında/dûn ilahlar edindiklerine vurgu yapılmaktadır.

Hac, İslam’dan önce Araplarda bilinen ve yapılan bir nüsük idi. İlk olarak beytin inşasını İbrâhim (a.s.) ve oğlu İsmaîl (a.s.) yapmıştır. “Hani İbrahim evin temellerini yükseltiyordu ve İsmail de. “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı” (Bakara 2/127)  ayetinde, evin inşasında babası İbrahim ile birlikte İsmâl’in katkısına da atıf yapılmaktadır. Bu durum İbrahim’in soyunun İshak ile devam ettiği gibi İsmail ile de devam ettiğini ve aynı zamanda dinsel geleneğin de onun aracılığıyla farklı bir bölgede var olduğunu ima etmektedir. Ancak bu dinsel geleneğin İsmail sonrası gelişimi Kur’an’da hiç konu edinilmemektedir. Bunun nedeni hakkında şunları söylemek mümkündür. Kur’an, İbrahim’in oğlu İshâk soyundan gelen dinsel geleneği anlatmıştır. Çünkü Müslümanlar Medine’de Yahudiler ve Hristiyanlarla karşılaşmış ve bu nedenle onların benimsedikleri dinsel geleneğe vurgu yapılmıştır. Bu dinsel gelenek içerisinde çeşitli elçiler görevlendirilmesine karşın, İsmail vasıtasıyla oluşan gelenekte elçilerden söz edilmemektedir. Hatta İslam öncesi Araplar hakkında ”senden önce uyarıcı gelmemiş”(Secde 32/3) nitelemesi mevcuttur.

İbrahim ve İsmail ile birlikte oluşan bu dinsel geleneğin Arap yarımadasında devam ettiği görülmektedir. Bununla birlikte bu gelenek Allah’a onun aşağısında varlıkları ortak koşmaya dönüşmüştür. Bu dönüşümün, Hicaz bölgesindeki inançların Babil’in etkisine girmiş olmasıyla gerçekleştiği düşünülebilir. Hac ibadeti ise şirkle birlikte devam etmiş olmalıdır. Çünkü Kur’an’ın ilk muhataplarında hac ibadetinin olduğu görülmektedir. Bu durum özellikle tövbe suresinin başlangıcındaki anlatımlarda mevcuttur.

Kur’an, İslam öncesi Araplarda olduğu gibi haccın zamanını “Hac, bilinen aylardır.  Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. Azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının” (Bakara 2/197) ayetinde açıklanmıştır. Haccın bilinen aylar olması, haccın zamanının ilk muhataplar tarafından bilindiğine işaret etmektedir. Bu aylar, Arapların kullandığı ay takvimine göre zilkâde, zilhicce, muharrem ve receptir. Ancak tefsirlerde haccın zamanı ile ilgili olarak çeşitli rivayetler yer almaktadır. İbn Ömer’in rivayetinde bu ayların şevval, zilkade ve zilhiccenin ilk on günü olduğu belirtilmektedir. (Bkz. Mâturîdî, Te’vilât, 2/85-86). Bu ayetle ilgili görüşleri zikreden Maverdî ise bu ayetin anlaşılması hakkında üç farklı görüş aktarmaktadır. Bunlar arasında Ebu Hanife’nin görüşü olarak zikrettiği görüşe göre bunlar şevvâl, zilkade ve zilhiccenin ilk on günüdür. (Bkz. Maverdî, en-Nüket’uve’l-Uyûn, 1/259) Bununla birlikte Zilhicce ayının “BenûÜmeyye ayı” olarak isimlendirildiğine ilişkin cahiliyye şiirinden elde edilen bilgiler de mevcuttur. (Bkz. CevâdAlî, el-Mufassal fî Târîhi’l-ArabKable’l-İslâm, 6/350) Tarihte ortaya çıkan görüşler olarak bize aktarılanlar veya yazılı olarak günümüze ulaşanlar, en azından önceki alimlerin haccın bir günde veya günlerde değil, aylarda olduğuna dair görüşte olduklarına işaret etmektedir.

Haccın belirli bir günde olmadığına ve aylarda olduğuna “Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: "Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, sizin kurallara uymanızdır. Evlere kapılarından girin. Allah'ın kurallarına uyun ki kurtuluşa eresiniz” (Bakara 2/189) ayeti de işaret etmektedir. İnsanların Allah’ın elçisine sordukları, ayın algılanan durumundaki değişimdir. Kur’an, ayın algılanan durumundaki değişimin insan için faydasına işaret etmiştir ki bu insanın zamanı ölçmesine imkan verdiğidir. Buna ek olarak hilallerin hacın zamanını belirlemede de geçerli olduğuna vurgu yapılmıştır. Ayın hareketlerine bağlı olarak zamanı ölçme yani vakti belirleme, ancak ayın açık olarak algılanan hallerinde mümkün olmaktadır. Bunlar da ayın görünmesi, yarım ay ve dolunay olması halidir. Bir ayın onuncu gününde hilal açık ve herkes tarafından algılanan bir halde değildir.

Hac ibadetinin tarihse süreçte siyasal nitelikler kazandığı görülmektedir. Elçinin torunu Hüseyin’in Kerbela’da Muharrem ayının 10. günü şehit edilmesi, haccın zilhiccenin 10. günü sabitlenmesi arasında bir ilişkinin olduğu söylenebilir. Çünkü hacc ibadeti zilhicce yani BenûÜmeyye ayının 10. günü iktidarın bayram ilan ettiği ve iktidara bağlı olanların da benimsedikleri bir hac günüdür. Muhalefet ise iktidarın yani Ümeyyeoğullarının bu düzenlemesine karşı kutsal olarak Muharrem ayının 10. gününü bayram ilan etmiştir.  Hüseyin (a.s.) ve ev halkının etrafı Yezid’in görevlendirdiği ordu tarafından sarılmış olmasına rağmen, Muharrem ayının onuncu gününün beklenmesi ve o tarihte şehit edilmesi anlamlıdır. Bu anlam, Hüseyin’in (a.s.) temsil ettiği muhalefetin bayram olarak Muharrem ayının onuncu gününü kabul ettikleri ve Ümeyyeoğullarının da kendilerine muhalefet edenleri bastırmak ve etkisizleştirmek için bayram kabul ettikleri bir günde liderleri olan Hüseyin’in (a.s.) kurban olarak şehit edildiğidir.

Bizim tarihimizde inanç ve amel üzerinde siyasal otoritelerin etkileri açıktır. Günümüzde iman eden insanların inanç ve amel üzerinde gerçekleşen tarihsel siyasi etkileri temizlemeleri ve Allah tarafından Kur’an’da belirlenen inanç ve eylemleri gerçekleştirmeleri gereklidir ve bundan sorumludurlar. Hiç kimse tarihsel bir otoritenin yani Ümeyyeoğullarının inşa ettiği dini İslam olarak sunmak hakkına sahip değildir. Din; Allah’ın elçisi Muhammed’e (a.s.) inzal ettiği dindir ve bu dinin inanç ve eylemlerini de bu dinin yasası olan Kur’an belirlemektedir. Kur’an’a göre de hacc, İslam’dan önce de olduğu gibi haram aylardadır.

Haccın Zilhicce ayının onuncu gününe sabitlenmesi, günümüzde bu ameli gerçekleştirmede büyük sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır. Nüfus artışına paralel olarak hac mekanı ziyaretçilerin gereksinimlerini karşılayamaz hale gelmiştir. İzdiham nedeniyle her hac döneminde ölümler olmaktadır. Suud hükümeti hac görevini yerine getirmek isteyenlerin sayısı fazla olunca, kontrolü sağlayabilmek için ülkelere kota uygulamakta ve bu ameli gerçekleştirmek isteyenleri engellemektedir. Haccın bir günde gerçekleştirilmesi, sadece Suud hükümetinin daha çok maddi kazanç temin etmesine yaramaktadır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

Umut @Islam ve Yasam

22 Eylül 2017 22:42

Sayin Prof. Dr. Erkan Yar Hocam, aylardir Islam ve Yasam adli programiniz yayinlanmiyor. Videolarinizin devamini sabirsizlikla bekliyoruz.

Mehmet @Çok talihsiz bir yazı.

27 Ağustos 2017 00:24

Kendi kafamıza göre din uyduramayız. Bir tarafta Imam ı Azam bir tarafta haccın vaktinin şöyle böyle nedenlerle olduğunu söyleyen siz. Bu din bozulmaz boşuna uğraşmayın

Ali ÖLÇÜCÜ @Teşekkür

25 Ağustos 2017 13:53

Kalemine yüreğine sağlık Sn Hocam

Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet