Akın Eraslan Balcı

Akın Eraslan Balcı

GİZLİ ANLAŞMALAR-1

Fikir Günlüğü

Bugün arşivden çıkan bir yazımı sizlerle paylaşacağım. (Ayışığı gazetesinde yayımlanan Ayışığında yansıyan yazılarımdan birini)

Osmanlı Topraklarının paylaşılması için I. Dünya Savaşı sırasında gizli anlaşmalar imzalanmıştır. Bu anlaşmalar Batı Dünya’sının Doğu’yu hakimiyeti altına alma düşüncesinin ürünüdürler.

Gizli anlaşmaların açığa çıkmasını Bolşevik Ruslar (Sovyetler) sağladı. Rusya, Sovyetler Birliği’ne dönüşmeden önce bu gizli anlaşmalara katılmış, imza koymuştu. Fakat Birinci Dünya Savaşı bitmeden önce Rusya’da Bolşevik devrimi oldu. Rusya savaştan çekildi. Daha sonra, gizli anlaşmaları düzenleyen ve imzalayan İngiltere, Fransa ve İtalya’yı Dünya’ya deşifre etmek, onları dünya kamuoyunda kötü göstermek istediği için gizli anlaşmaları açıkladı.

O dönemin süper güçleri arasında bulunan Amerika, İngiltere ve Fransa’yı da korkutuyordu. İngiltere ve Fransa, Amerika ile çelişkiye düşmeden gizli anlaşmaları uygulayabilmek için Paris Konferansı’nda mandater sistem düşüncesini ortaya attılar.

Mondros Mütarekesine 7 ve 24. maddeleri koydular.

Azınlıkları Osmanlı’ya karşı kışkırttılar. Azınlıklar, hak talepleriyle ayaklanınca, İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı’yı parçalamak ve topraklarına el koymak, buralarda hakimiyet kurmak isteği de meşruiyet kazanıyordu.

Günümüzde de Türkiye’yi karıştırmak, suni problemler ve halk isyan hareketleri başlatarak, çeşitli kışkırtmalarla “Şark Meselesi” ni halletmeye çalışıyorlar.

Birinci Dünya Savaşı başladığında İngilizlerin Doğu Anadolu topraklarında “Büyük Ermenistan” kurma niyetleri vardı. Ancak Sykes-Picot görüşmeleri sırasında Rusya, Doğu Anadolu’nun Ermenilere verilmesine karşı çıktı. Çünkü Doğu Anadolu’yu kendisi almak istiyordu. Rusya’nın karşı çıkması üzerine İngiltere, Büyük Ermenistan projesini askıya aldı.

Sykes-Picot anlaşmasına göre İngiltere Irak’ı alıyordu. Doğu Anadolu Ruslara bırakılınca İngiltere ve Rusya sınır komşusu olacaktı. Bu durum İngiliz siyasetine aykırı idi. Bu yüzden İngiltere, Rusya ile arasında tampon görevi görecek küçük devletçikler olsun istiyordu.

Bu yüzden Ermenilere yaptığı gibi, Kürtleri de tahrik etmeye başladı. Küçük bir Kürdistan Devleti İngiltere ve Rusya sınırlarını birbirinden ayırabilirdi.

İngiltere belki o günün şartları içinde, küçük bir Ermenistan ve küçük bir Kürdistan Devleti kurdurabilirdi. Ancak Fransa olaya müdahil oldu. Fransa, eğer İngiltere Rusya ile sınır komşusu olmak istemiyorsa, arada küçük Ermenistan ve küçük Kürdistan devletleri kurulmak yerine buraların kendisine bırakılmasını istedi. Bu yüzden İngiltere bir kez daha Kürdistan ve Ermenistan kurulması fikrinden vazgeçti.

Günümüzde bazıları mütemadiyen Kürtlere devlet kurulması sözü verildiğini, fakat bu sözün tutulmadığını söyleyerek, bölücü terör için sözüm ona gerekçe yaratmaya çalışırlar. Kendilerine söz verildiği halde devletleri olmayan tek halk, diyerek Kürtleri kışkırtmak isterler. Halbuki söz dedikleri şey, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’yı paylaşan büyük devletlerin kendi çıkarlarına göre uydular yaratma girişiminden başka bir şey değildi. Günümüzde emperyalist milletlerin her türlü politikasına alet olmayı vazife sayan işbirlikçiler, aydın görünümlü ayrılık tahrikçileri ve vatan hainleri ne yazık ki boş buldukları meydanlarda cirit atmaya devam ediyor...

Rusya’da Ekim 1917’de komünist ihtilal olunca ve Rusya savaştan çekilince, İngiltere’nin Rusya ile sınır komşusu olma endişesi de otomatik olarak ortadan kalktı. Bunun üzerine İngiltere yeniden Doğu Anadolu’da Büyük Ermenistan ve Güneydoğu Anadolu’da Kürdistan devleti kurma projesini masaya getirdi.

Ayrıca İngiltere, Osmanlı Devleti’nden ayrılacak Arap toprakları üzerinde tek ve büyük bir Arap Devleti kurmak düşüncesini de terk etti. “Böl ve yönet” politikası uygulayarak kendisine bağlı çok sayıda güçsüz devlet kurdurtmak ve bunları mandater devlet olarak yönetme projesini devreye koydu. İngiltere’nin zaman ve mekana göre değişmeye uğrayabilen, fakat tek değişmezi her zaman İngiltere’nin menfaatlerini koruma ilkesi olan“Şark Politikası” en sonunda şu aşamaya gelmişti:

Anadolu’da Türkiye, Ermenistan, Kürdistan, Pontus Rum ve Boğazlar devletleri adı verilen beş“ayrı devlet” kurulacaktı. Orta Doğu’da ise Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün, Suud, Hicaz, Yemen, Kuveyt, Hadramut ve Umman olmak üzere on devlet kurulacaktı.

İngiltere bu nihai projesinin Orta Doğu ayağını gerçekleştirmiş, fakat Anadolu ayağını, eski Osmanlı Subayları önderliğinde Kurtuluş Savaşı veren Türkler yüzünden gerçekleştirememiştir. Türkler, emperyalist devletlerin kendileri için biçtiği kaftanı giymemiş, tarihi kendi elleriyle kendileri yazmışlar, kaderlerini kendileri tayin etmişlerdir.

Batı Dünyasının Şark Meselesi;

Doğu’ya hakim olmak, Batı Dünyası’nın “Şark Meselesi” adını verdiği bir amaçlar bütünüdür. Şark Meselesi, Batı’nın meselesidir. Bu mesele zamana ve mekana bağlı olarak değişik şekillerde ortaya çıkmıştır. Hristiyanların, veya Batılı Devletlerin, Türk ve Müslümanların hakimiyetini ortadan kaldırma sorunudur. Uzun yıllar Avrupa’yı meşgul etmiştir.

Avrupa için Balkanlarda bulunan Hristiyan milletleri üzerinde Osmanlı’ların hakimiyeti bir sorundu.

Osmanlıların Asya toprakları üzerinde yaşayan Hristiyanlar üzerindeki hakimiyetleri de sorundu.

Anadolu’da Türklerin bulunması da onlar için bir sorundu.

Bu ve benzeri sorunları Avrupa “Şark Meselesi” ortak başlığı altında topluyordu.

Dolayısıyla bütün politikasını Balkanlardaki Hristiyan milletleri Osmanlı hakimiyetinden kurtarmak, Osmanlı Devleti içindeki Hristiyanlar için reform istemek, Türkleri tümüyle Balkanlardan atmak, Asya’daki Hristiyan milletlere muhtariyet kazandırmak, Anadolu’yu parçalamak ve Türkleri buradan çıkarmak istiyordu. Batılı devletler Türkleri Balkanlardan atmak konusunda başarı kazandırlar. İstanbul ve Anadolu’yu alma safhası ise Birinci Dünya Savaşı ve sonrasına kalmıştı.

İtilaf devletleri Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilip parçalanacağından o denli emindi ki, Doğu’ya hakim olma hareketinin karşısında en büyük engel olarak gördüğü Osmanlı yıkılınca, Şark Meselesi de hallolacaktı. Aralarında çıkar birliği olan İtilaf devletlerinin birlik ve bütünlüğü güçlendiren bu anlaşmalar, Mondros Mütarekesi’nin ağır şartlar taşımasında da etkili oldu. Bir sonraki devam yazımızda Mondros Mütarekesi’nden sonra başlayan işgaller ve gizli anlaşmaları okurlarımızla buluşturacağız.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet