Akın Eraslan Balcı

Akın Eraslan Balcı

Global Bakış: ORTA DİREĞİN YÜKSELİŞİ VE ETKİLERİ

AYIŞIĞINDA YANSIYAN

Akın Eraslan BALCI

Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi

aebalci@live.com

Geçen 30 yıllık döneme bakıldığında ekonomideki ağırlığın ve jeopolitik etkinin Batı dünyasından Doğu dünyasına doğru kaydığı açıkça görülüyor. Dengeleri Doğu dünyası lehine yeniden kurmaya başlayan bu değişim süreci günümüzde de kısmen devam ediyor. Mevcut olanların yanı sıra, henüz doğmakta olan küresel güçleri birbirleriyle karşılaştırdığımızda, değişime yön veren birçok esaslı kuvvetin içinden bazıları hala gizli. Acaba kalkınmada hız yakalayan ülkelerde neler olabilir? Devletlerin kendi içlerinde olanlar kadar, aralarındaki ilişkilerin değişimi de ilgiye şayandır. Hala komünizmle yönetilen Kuzey Kore’nin otoriter rejimi, orta direğin global artışından etkilenir mi? Çin’deki gibi yumuşatılmış bir sosyalist, seyreltilmiş bir kapitalist rejim haline gelir mi?

Önümüzdeki 20 yıl içinde, fakir kabul edilen Dünya’mızda “orta sınıf” olarak adlandırılan, bizim iktisadi ve sosyal hayatımıza “orta direk” ismiyle girmiş iktisadi toplum kesiminin oranı artacak.

En temel beslenme ve barınma gereksinimlerini karşılayabildikten sonra, günde en az 10-15 dolar, en fazla 100 dolar harcayabilenler, orta sınıf kabul ediliyor. Davranışsal özellikleri önem taşıyor: tüketim malları satın alır, sağlıklı yaşama önem verir, çocuklarına eğitim imkanları sunarlar. Alışverişte reklamdan etkilenirler. Modaya uymaya eğilimlidirler. Yüksek yaşam standartlarına ulaşma hevesi taşır ve fırsat ararlar. Şehir yaşamına uyum sağlamış olup sanatsal ve kültürel etkinlikleri takip eder, siyasetle ilgilenirler. Birey olma bilinçleri gelişime açıktır.

Ekonomist Dergisi 2009 yılında yayınladığı bir araştırmayla Dünya nüfusunun yarısının artık orta sınıfa mensup olduğunu ilan etti. Ayrıca Asya ülkelerindeki sayılarının, Batı dünyasını geçtiğini yazdı. Paris’teki Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü,halen 2 milyar olan orta sınıf nüfusun, 2020 yılında 3.2 milyara, 2030 yılında ise 4.9 milyara çıkacağını belirtti. Enstitüye göre 7 milyarlık Dünya nüfusunun içinde orta sınıf %28.5 oranında. Nüfus 2030 yılında 8 milyardan biraz fazla olacağına göre, orta sınıf %60’dan fazla bir orana ulaşacak. İnsanlık tarihinde ilk kez, orta ve yüksek gelirlilerin sayısı, fakirlerin sayısını geçecek! Birçok ülkede orta direk ağırlık kazanacak!

Orta sınıfın yükselişi Asya ülkelerinde ve en yoğun olarak Çin’de takip ediliyor. Çin 160 milyon orta sınıf “tüketici” sayısıyla Amerika’dan sonra ikinci en çok orta sınıf nüfusuna sahip ülke olmasına karşın,orta sınıfbütün nüfus içerisinde %12 paya sahip. Ama bu payın 2030 yılında %74’eçıkacağı tahmin ediliyor. Hindistan’da ise %90’a yakın olacağı ön görülüyor. Orta sınıftaki artış eğilimi Asya Kıtası’nın ötelerine de uzanıyor: Brezilya nüfusunun üçte ikisi “orta direğe” kayacak, Latin Amerika ülkelerinde sayıları, Kuzey Amerika’yı (ABD ve Kanada) geçecek. Afrika’da ilerleme biraz yavaş oluyor ama sayı ikiye katlanacaktır.

Orta sınıfın ekonomik açıdan önemi tüketici olması, yani mal ve hizmet satın almalarıdır. Tüketim ekonomiyi ve ülke hayatını canlı tutar. Fakat ortaya çıkan bu global yeni tüketici grubunun gelirleri ve dolayısıyla harcamaları, hala Kuzey Amerika ve Avrupa’daki eşdeğerleri olan orta sınıf mensuplarına göre düşük kalmaya devam edecektir. Zengin milletlerin, küresel orta sınıf harcamalarındaki payı muhtemelen yarıdan fazla azalacak ve %64’den %30’a düşecektir.

Böyle bir dönüşümün etkilerinin derin olacağı hemen tahmin edilebilir. Belli ki iktidar gücü el değiştirecektir. Büyüyen orta sınıfların, idarede daha çok söz sahibi olmak istemeleri doğaldır. Dolayısıyla hükümet politikalarının orta sınıfın etkisinde daha çok kalması beklenir. Ülkelerin toplumsal, ekonomik ve idari hayatından derin değişmeler olasıdır. Hatta kültür ve sanatta, iktisadi alt yapının değişmesine bağlı gelişmeler de beklenir.Üreticiler, büyük imalatçılar, ihracat ve ithalatçılar da yatırım ve pazarlarını orta sınıfın tercihlerine göre şekillendireceklerdir. Rejimler üzerinde önemli etkileri olan büyük sermayedarlar, karlarını artırmak için, orta sınıfın büyümesini destekleyeceklerdir.

Pek tabiidir ki, orta sınıfın talepleri daha yüksek sesle dile gelir. Eğitim için hem sayısal hem de kalite anlamında daha fazla istek olacağı gibi, özellikle kadınların ikinci planda kalmaya zorlandığı ülkelerde, ülke yaşamına katkıda bulunma talepleri de eğitim istekleriyle beraber artış gösterecektir. Dolayısıyla kadın hareketlerinde de artış ön görmek abartılı olmaz.

Bitmek bilmez bir gelişme içindeki dijital teknolojiye olan talep de artacaktır. “Başka Bir Arap Baharı” adıyla Ayışığı Gazetesi’nde yayınlanan çalışmamızda da belirtildiği gibi, dijital devrimin Arap dünyasında yarattığı belirgin değişim, gelecekte nelerin olabileceği konusundaki tahminlere ışık tutabilir.

Daha da derin düşünürsek, her an elde hazır bulunan ve serbestçe kullanılabilen internet ve diğer iletişim ağlarıyla orta sınıf, uluslararası potansiyel bir güç haline gelebilir. Kendi yaşam tarzları üzerinde daha çok kontrol için, bugünün otoriter veya kısıtlı özgürlük tanıyan yönetimlerine karşı daha etkin bir mücadele ortaya çıkabilir. Çin’de internet kullanıcısı sayısının ABD’den daha fazla olduğunu unutmamalıdır. Otoriter yönetimlerin her türlü uygulamasının uluslararası Dünya’da anında yankı bulması internet ağı sayesinde kolaylaşmıştır. Bir ülkedeki başkaldırı kısa süre içinde uluslararası bir başkaldırıya dönüşebilir. Orta Doğu ülkelerindeki isyanlar iletişim ağları sayesinde domino etkisi kazandı.

Demokratik ve kalkınmış ülkelerde yaşayan eğitimli insanların değer yargılarıyla bakıldığında; “milyarlarca” insanın yoksulluğun kıskacından kurtulması, onların evrensel temel değerlerle kucaklaşacağı beklentisini doğuruyor. Yani bireysel özgürlüklerin gelişeceği, insan haklarına daha çok saygı duyulacağı ve hukukun üstünlüğüne dayanan yönetimlerin geleceği vb. Fakat toplumun refahının gelişmesiyle bireysel özgürlüklerin artması arasında kesin bir ilişkiden söz edilemiyor. Ayrıca refah ve demokrasi arasında da doğrusal bir ilişki bulunmuyor. Yani ne kadar çok refah varsa o kadar çok demokrasi olur diyemeyiz. Fakat refahın artmasıyla birlikte “eğitilmiş birey” sayısında ne kadar çok artış olursa, sözü edilen evrensel değerleri destekleyenlerin sayısı o kadar çok artabiliyor.

Ne var ki refahın etkisi tek yanlı değil. Bir de madalyonun öbür yüzü var. Batı tipi temsili demokrasi anlamında olmasa bile, otoriteyi elinde bulunduran şimdiki seçkinler grubu üzerinde,toplumdan kaynaklanan özgürlükler ve yönetime daha çok katılım temeline dayanan iktisadi ve politik baskı filizlenirse ne olacak? Acaba yönetimi elinde bulunduran seçkinler grubu da aynı şekilde evrensel değerlere yüzünü döner mi? Ne yazık ki cevap evet değil. Dünya’nın her yerindeki baskıcı yönetimlerin bu politik uyanışa karşı direnmeleri beklenmelidir. Yönetimin nimet ve ayrıcalıklarından vazgeçmek kolay olmaz. Dolayısıyla orta sınıfın yükselişinden dolayı her zaman iyi beklentiler içinde olmamak icap eder. Refahın ve eğitimin artışına bağlı olarak ortaya çıkacak özgürlük talepleri, baskıcı yönetimlerin hemen kolayca kabul edebileceği talepler olmayabilir. Bu da ne yazık ki ülkelerin kendi içinde iç karışıklıklara neden olabilir.

Orta sınıfın artışıyla birlikte Dünya’nın daha kararlı ve barış içinde bir ülke haline geleceği söylenemez. Unutmamalıyız ki büyük güçlerin kendi aralarındaki yarışmaları hala devam ediyor olacak.Sınırlı doğal kaynaklar için yarış ve mücadele hız kesmiyor. Doğal kaynakların bir kısmı ise yaşam için olmazsa olmaz nitelikte. Büyük Devletlerin Dünya’nın diğer bölgeleriyle ilgilenmesinin altında yatan en önemli gerekçelerden biri enerji kaynakları. Sıkıntılı olan rejimler ise her zaman dış düşmanlar aramak peşinde. En azından kendilerini rahat hissetmek için toplumu dış düşmanlara inandırmaları gerekiyor. Özgürlük ve yönetime katılma taleplerine, dış düşmanlar söylemiyle cevap verebilir ve inandırıcı olabilirler.Yeniden dirilirse, nasyonalizm manasındaki aşırı milliyetçilik akımları, uluslararası barış ve güvenlik üzerinde tehdit yaratabilir. Yeni oluşan küresel çaptaki orta sınıfın beklentileriyle, bunları karşılamaları istenen devletlerin kapasiteleri arasındaki uçurum çok derin olursa otoriter rejime davetiye gidebilir. Yabancı düşmanlığı uyanabilir.

Artan refah düzeyinin kültürel ve milli aidiyetler konusunda bozucu etki yapması pek olası görünmemektedir. Hatta kimi durumlarda refahın artmasının kültürel ve milli değerlere aidiyeti güçlendirdiği de bir vakıadır.

Dünya’nın eskisinden daha müreffeh olması ve hürriyetler için daha çok talep gelmesi hakkında son söz ne olabilir? Elbette, her şeye karşın böyle olması iyi bir şeydir. İnsanlığın gelişme dönemlerine yakından bakıldığında olumluluklar, kimi zaman istenmeyen durumlarla at başı gidiyor, ama toplam sonuç insanlığın mutluluk ve refahı yönünde olabiliyor. Dünya’mızda zenginlik artarken, çatışma ve huzursuzlukların en az düzeyde kalmasını dileyelim.

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet