Akın Eraslan Balcı

Akın Eraslan Balcı

İBN BACCE

Akın Eraslan Balcı

İslam aleminin felsefeyi bir bilim olarak kabul edip felsefe üretmeyi terk etmesinden önce, yani gelişim ve ilerleme çizgisinden ayrılıp kör karanlığa gömülmesinden önce, Avrupa’nın batısında doğan İslam felsefe ekolü, insanlığın fikri gelişiminde öncül olmuş ve örnek teşkil etmiştir. Günümüzde İslam adına mangalda kül bırakmayan, her konuda fetva verip ağzından salyalar akıtarak cehalet timsali konuşmalar yapanlar, televizyon kanallarında şaklabanlıklar sergileyenler bu fikir ve ilim adamlarının ellerine tabii ki su bile dökemezler.

Bir konuyu da bilme ey yobaz!

İslam düşüncesinin zirveye çıkışıyla felsefe ve bilimi özümseyişi paralel gider. Bilim ve felsefe İslam fatihinin şaha kalkmış atıdır. Endülüs’te filizlenip gelişen Batı İslam Felsefesi fiziği inceler, astronomide dünya merkezli tasarımlara imza atar, ahlak ve siyasete dair çağdaş doktrinler geliştirir, bilgi teorisi kurar, insan doğasını didik didik eder. Organik hoşaf rezaletine, suyla çalışan çeşme saçmalığına, ayda olsaydık ne tarafa dönüp namaz kılarız gibi zırvalıklara İslam filozofları dönüp de bakmazlar bile.

Bugün medyayı işgal etmiş bu şaklabanlıklar, İslam düşünce ve felsefesinin filizlendiği dönemden 1000 yıl sonra ortaya çıkan yani bin yıllık bir gerilemenin, yozlaşmanın ürünü olan saçmalıklardır. Geçen bin yıl insanlığın muazzam gelişimine sahne olurken, İslam düşüncesi önce seyreltilmiş sonra da hurafelerin, uydurmaların arasında neredeyse kaybolmuştur.

İnsana tapan, insanı putlaştırıp köpek gibi dört ayak üstünde havlayarak elini öpmek için yalvaranlar, Batı teknolojisini, Batı’nın Jeep’lerini, telefonlarını, uydu ve televizyonlarını kullanarak İbn-i Sina’yı, Farabi’yi, Bacce’yi,Tufeyl’i, Rüşd’ü ve daha birçok insanlığa mal olmuş, hayatını düşünme ve araştırmaya, eser vermeye adamış evrensel filozoflara hakaret ediyorlar. Oysa ellerinden bırakmadıkları, onsuz yaşayamadıkları batı teknolojisinde İslam filozoflarının büyük katkısı var.

Siz kim oluyorsunuz!

Hoş, günümüzden bin yıl öncenin aydınlığında da günümüzün karanlığını temsil edenler vardı. Bunlar her zaman olacak. Fakat bir tek mumun verdiği aydınlığı sonsuz karanlıklar dahi örtemedi, örtemeyecek.

İbn Bacce çağlar ötesinden günümüze projektör aydınlığı tutan büyük bir Batı İslam filozofu. Hatta Batı İslam Dünyası’nın ilk filozofu. 1077 yılında Endülüs’ün Kuzeyinde Saragossa şehrinde doğdu. Batı dillerinde Avempace olarak bilinir. Tıpkı Doğu’nun büyük İslam filozofu, büyük hekim İbn-i Sina’nın Avicenna olarak bilinmesi gibi. Batı dünyası etkilendiği, çok şeyler öğrendiği İslam filozoflarını işte böyle içselleştiriyor, özümsüyor, kendi diline ve geleneğine uyarlıyor.

Siyasi baskılar da görmüştür Avempace. Felsefe Endülüs’te de tıpkı günümüzdeki gibi dini çevrelerce hoş karşılanmamıştır.

Neden yobazlar felsefeyi sevmez?

Çünkü felsefe uyandırır. Abuk subuk uydurmalarla, rüya tabirleriyle kandıramazlar. Maddi çıkarları için inanan kitleleri sömüremezler. Cinsel fantezileri tatmin için din bezirganlığı yapsalar da tutmaz. Makam ve mevki elde etmek için dini duyguları kullanamaz, akla-mantığa aykırı şeylerle kitleleri kandıramaz, kütükleri ağlatamazlar.

Bacce ışığı Aristo ve Farabi’nin eserlerine şerh yazmayla aydınlatmaya başlıyor. Bu arada müziğe de meraklıdır. Hatta müzikte otoritedir. Öte yandan idareci olarak çok üst mevkilere çıkmış, vezirlik de yapmıştır.

Şerh yazma tekniğinde kendisine büyük Türk-İslam filozofu, hekim, Farabi’yi örnek alır. Kendisinden sonraki büyük Batı-İslam filozofu İbn-i Rüşd üzerinde de derin etkiler bırakacaktır.

Bacce ekseninde, Batı-İslam filozoflarının en önem verdiği konular akıl, ittisal (insan aklının en yüksek akıl mertebesi olan faal akılla, bir anlamda Allah’ın ilmiyle kurduğu ilişki), mutluluk, sosyal ve siyasal yaşam gibi güncel ve insan hayatına dokunan konulardır.

Bacce’yi özgün kılan özelliklerden belki de birincisi, tamamıyla yozlaşmış, hiç bir fazileti olmayan erdemsiz bir toplumda yaşayan filozofun nasıl mutluluğa ulaşabileceğini incelemesidir.

Temelde insanı ve insanın mutluluğunu konu alan İbn Bacce insanı kainata benzetir. İnsanın üç boyutu olduğunu söyler. Bunlar doğal, duyusal ve akli boyutlardır. En önemlisi akıldır. Bacce Aristo çizgisini takip ederek insanı doğayla bütünleşik akli bir varlık olarak tasavvur ediyor. İnsanı doğadan ayrı tutmaz, onu doğanın bir parçası olarak görür. Doğayla bir olması insanın doğal boyutunu oluşturuyor.

Bacce felsefesinde idrak da önemli yer tutar. İdrak sürecini duyulardan başlatır. Duyulardan elde edilen ham bilginin hayali ve akli evrelerden geçmek suretiyle işlendiğini vurgular. Dış dünyanın insan aklına girişini ve akılda yer etme sürecini, yani akıl etmeyi bir tür soyutlama olarak düşünmektedir.

Somut olan şeyleri duyularımızla algıladığımızı ve aklı kullanarak bunları maddeden tamamen soyut kavramlar haline dönüştürdüğümüzü ortaya koyar.

Duyu ve hayal dış dünyaya ait iken, Bacce düşüncesinde akıl tamamen dış dünyadan bağımsız, soyut bir şeydir. Bir şeyi idrak ederken bunu özel ruhani suretlere veya anlamlara dayandırırız. Düşünme gücüyle suretleri tümel bir görüşle maddi bağıntılarından ayıklayarak kavramlar halinde idrak ederiz, Bacce’ye göre.

İnsandaki en yetkin ve yüksek boyut akıldır. Tümel kavramlar en temel fiillerdir.

Düşünme doğal yaşamın dışında farklı alternatifler üretebilmektir.

Hayvanlar ve günümüzün yobazlarıysa sadece doğal yaşamlarını sürdürürler. Yani hayatta kalmak için biyolojik gereksinimlerini karşılarlar.

İnsanı seçkinleştiren ve farklılaştıran onun aklıdır.

Ortak duyu, hayal, hafıza hayvanlarda da var.

Hatta yobazlarda bile var. O yüzden televizyonlarda tek yanlı konuşmalarıyla (monolog) kitleleri ipnotize edip gerçekten geri zekalı sorular sorulmasını sağlayabiliyorlar ve bunlara sözüm ona verdikleri cevaplarla ne kadar yüksek ilmi seviyede olduklarını ispatlayabiliyorlar! Soruyu sordur cevabı ver. Bul karayı al parayı.

Aydın bir İslam aliminin bunlardan biriyle münazarasına tanık olmuştum. Alimin iki sorusuyla dağılıp darma-duman oluyorlar, o yüzden hep tek konuşmayı tercih ederler.

İnsan mutluluğa duyu, hayal ve hafızanın daha yukarısında bulunan aklı aracılığıyla ulaşabiliyor.

Allahın ilmi diyebileceğimiz gerçek ve faal akılla insan aklının bütünleşip birleşebilmesi (ittisal) için, duyulardan elde edilen algı verilerinden başlayıp ortak duyu, hayal ve hafıza güçleri kullanılarak akli soyutlamalar yapılması gerekiyor. Akli soyutlamalarla manevi yükseliş gerçekleşirse o zaman insan aklı faal akılla birleşebiliyor. Maddi dünyadan ruhaniliğe geçebiliyor.

İşte mutluluk burada.

Akıl yoluyla Allah’a ulaşabilmekte... En yüce nazari ve ahlaki erdemleri tadabilmekte...

Burası ayrıca felsefi hikmet idealidir. Yani tüm filozofların ulaşmak istedikleri, uğruna Ferrari satılan gerçek hedef... Metafizik dünyayla irtibat...

Bacce’nin mistiklerden farkı, tümel bilgiye, erdemlere, felsefi hikmete ulaşabilmenin yolu açısındandır.

Mistikler, ne olduğu açıklanamaz gizemli yollar, sufi uygulamalardan bahsederken, Bacce gerçek dünyanın algılanmasından elde edilen verilerin akılla işlenmesinden bahseder. Bu yol hem günümüzün bilgi teorisiyle aynıdır hem de Aristo felsefesinin daha üst bir düzeyde devamıdır.

Bin yıl önceden insan mutluluğunu hedefleyen filozofumuz, doğru yolu bulmuştur.

Bacce de, diğer bütün filozoflar gibi, öldürerek, zorlayarak, kandırarak sözüm ona “kutsal” hedeflere ulaşmaya çalışanların önündeki en büyük engellerden biridir. Filozoflardan onun için korkulur, felsefe okutulmaz, felsefe derslerinin saatleri onun için azaltılır.

Bir emirle kelleler kopartan çapulcu güruhları oluşturamazsınız, eğer gençlere adam gibi felsefe eğitimi verirseniz.

Akıl mı? Aman ha!

Bacce akli yeteneklerine göre insanları ayırıyor. Sıradan insanlara Cumhur diyor, bunlar yetkin soyutlama yapamayanlar. Dış dünyadaki şeylerin karşılığı zihinlerinde tam oluşamaz.

Tabiat bilimleri ve matematikle uğraşanlara Nuzzar diyor. Soyutlama yapabiliyorlar ama bu yetenekleri gene de sınırlı kalıyor.

Mutlu insanlara Sueda diyor. Sueda’yı filozoflar temsil ediyor. Bunlar hem maddi hem de manevi suretleri doğrudan idrak edebilenlerdir. Cisimlerin mahiyetlerini ayniyle kavrayabilirler. Su’eda kişisinin aklı, üzerinde düşündükleriyle ayni olma yeteneğine ulaşmıştır. Faal akılla birleşmiştir.

En büyük ebedi mutluluğa ulaşmışlardır.

Bacce’ye göre insan aklını yetkin bir şekilde kullandıkça maddi kayıtlardan, çokluktan, tikel şeylerden kurtulup sürekliliğe ve birliğe ulaşabilir.

Tasavvuf erbabı da mutluluğa ulaşmak ister ama Bacce’den farkları keşif, zevk ve müşahade yollarını önermeleridir. Bacce teorik bilgi ve entelektüel yetkinleşmeyi özellikle vurgular, ona göre akli bilgi olmaksızın mutlu olunamaz.

Günlük yaşamımızda ciddi görünen, somurtkan, tavizsiz insanlar, aslında akli melekesi gelişmemiş, yetkinlikten uzak insanlardır. Akli acizliğinin bilincindedirler. Yetersizliklerini sert ve tavizsiz tutumlarıyla, ciddi ve somurtkan görünüşleriyle maskeleme gayreti içindedirler. Aslında hem kendilerini hem de toplumu kandırma uğraşı içinde yorgun düşen zavallı varlıklardır. Hiçbir şey üretemedikleri halde hep yorgundurlar. En ufak aksaklıklar onlar için bütün kainatı ilgilendiren büyük problemlerdir.

Batılıların “sense of humour” dedikleri espri yeteneği ve hayatı gereğinde ti’yealabilme yetkinliği yoksa o insandan uzak durun.

Erdemsiz toplum da öyledir. Espri, alttan alma, alçakgönüllülüğü anlamaz, zayıflık sanıp tepeye çıkar.

Felsefe böyle söylüyor.

Bacce’nin ahlak felsefesi de Farabi’ye benziyor. İstek, akıl ve öfke güçleri çatışınca insanın edimleri, yapıp etmeleri ortaya çıkıyor.

Bacce’nin filozofu yalnız bir adamdır.

Toplumun geneli gibi yaşamaz.

Aykırı ve sıra dışı bir kişidir.

Yani artık her köşede görmeye alıştığımız sözüm ona bilim adamlarından, doçent ve profesörlerden falan çok farklıdır. Kahvelerde okey, bilardo oynayan, al papazı ver kızı muhabbeti içinde, herhangi bir mesele karşısında çarşı-pazar esnafı kadar fikir sahibi olamayan, özgünlükten uzak profesör müsveddelerinden, doçent bozuntularından çok farklıdır Bacce’nin filozofu.

Statükocu değildir bir kere. İşten okula, okuldan işe, arada kahveye değildir. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’cı değildir. Kazanan atı önceden tahmin edip ona yatırıp yapıcı hiç değildir.

Yirmibeş senedir aynı birkaç konuyu anlatıp da akademik unvan elde eden entelektüel seviyesi sıfır, yöneticilik, döner sermaye peşinde, politikacının kuyruğunda, statükonun gönüllü hizmetkarları bu kişileri sırf akademik unvanları var diye sakın ha Bacce’nin filozofuyla karıştırmayalım.

Bacce’nin eserinde, mutluluğu arayan filozof, herkesin aksine, toplumun önünde gereğinde hiç sakınmadan fikrini ifade eder. Cesurdur yani. Bizde olmayan bir melekesi vardır böylelikle. Yerel basının, baskı gruplarının, hep bir ağızdan kim işbaşındaysa ona yağ çekme yarışında hepsi bir birinin aynı sivil toplum müsveddelerinin linç girişimlerine karşın, özgün fikirlerini savunmaya devam eder.

Felsefi düşünmeye meyilli okuyucularım hemen anladı. Üniversitemizden bir bilim adamı, sırf kendileri gibi düşünmüyor diye linç girişimine maruz kaldı, geçtiğimiz günlerde. Öyle ya, statükonun, çoğunluğun adamı olmadığın zaman itibarını düşürmeyi, basın yoluyla hakaret etmeyi hak görürler.

Bunların çoğunlukta olduğu toplumdan filozof çıkar mı?

İşte bunun için ne ülkemizde, ne de İslam dünyasında, insanlığa yön veren evrensel nitelikli bilim ve düşün adamları yüzyıllardır çıkmıyor, çıkamıyor. Çünkü farklı bir fikrin dile getirilmesine dahi tahammül ve hoşgörü yok.

Üzerlerine vazifeymiş gibi bir de gidip rektöre şikayet ediyorlar!

Böyle bir cahil cesaretine bir Batı ülkesinde, diyelim ki Amerika’da rastlamak mümkün mü? En aykırı, en aşırı düşünceler bile aklın mantığın süzgecinden geçiriliyor. Uygun değilse unutulup gidiyor.

Bir de iyi bir şey yapmışlar gibi bu linç teşebbüsünü ballandıra ballandıra anlatmaları yok mu?

Beğenmezsen itibar etmezsin olur biter kardeşim!

Bacce’nin erdemsiz toplumuyla ne de güzel uyuşuyorsunuz.

Bilim adamının aykırı görüşlerinden size ne, siz ne anlayacaksınız ey dizayn edilmiş şablon kafalar! Siz gidin evlilik programı seyredin, fotoroman falan okuyun...

Erdemsiz toplumda erdemli yaşamaya çalışan insan olmak zor iş.

Mutluluğu yakalamak için böyle bir topluma, yobaza, cahile, iki rekat namaz kılıp oruç tutmanın alim olmaya yettiğini sanan ukalalara karşı yalnızlaşmak ve yabancılaşmak gerekiyor. Erdemli insan, alim insan bunlarla oturup kalkamaz.

Akli ve manevi yetkinliği hedefleyen insan bu hedeflere yönelik adımlar attıkça toplumdan ayrışır, süreç içinde dışlanır da. Erdemsiz toplum filozofları sevmez, onları dışlar.

Ne mutludur ki, Bacce filozofun bu yalnızlık halinin sürekli olmayacağını müjdelemektedir. İleride oluşacak erdemli toplumda, yetkin insanlar olacağından filozofun yalnızlığı bitecektir. Toplumun,“şimdilik” istemediği; sözlerini, yazılarını kavrayabilecek idrakten yoksun olduğu düşün ve bilim adamları gelecekteki erdemli toplumun nüveleridir, öncüleridir.

Bacce, her ne kadar Aristo’dan etkilenmiş olsa bile Aristo felsefesinden bu noktada ayrılmaktadır. Çünkü Aristo mutluluğa ancak toplum yaşamı içerisinde ulaşılabileceğini söylüyor, toplumdan ayrı durarak değil.

Belki de erdemli toplum aşamasını kastediyordur.

Siz ne dersiniz, nasıl mutlu olunur acaba?

Entelektüel kabiliyeti gelişmiş faziletli bir toplum olabilmek ümidiyle...

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet