Ata Şengül

Ata Şengül

Srebrenitsa’da Dinmeyen Acı

  “Bugün 11 Temmuz 1995. Sırplar için kutsal bir günün yıldönümünü kutlamadan önce Sırp Srebrenitsa’dayız. Bu kenti, Sırp milletine armağan ediyoruz. Osmanlıya karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmanın anısına Türklerden öç alma vakti gelmiştir.”

Sırp katil Ratko MLADİÇ

Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle birlikte, insanlık adına birçok olumlu gelişmenin yaşanacağına dair yeşeren umutlar ne yazık ki, çok fazla sürmemiştir. Zira, söz konusu dönem boyunca baskı altında tutulan ve kökleri tarihin eski dönemlerine dayanan dini, etnik ve kültürel farklılıklar, söz konusu baskının ortadan kalkmasıyla birlikte dünyanın farklı coğrafyalarında anlaşmazlıklara, çatışmalara ve hatta savaşlara sebep olmuştur. Bunlar arasında, Bosna-Hersek'te yaşanan iç savaş, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın göbeğinde yaşanan en şiddetli savaş olarak tarihe geçmiştir. Bunun ötesinde, savaş boyunca Sırpların uyguladığı soykırım da tarihe çalınan kara bir leke olarak hafızalarda yer edinmiştir.

500 yıl boyunca Osmanlı Devleti'nin hakimiyetinde kalan Bosna-Hersek, 1878 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun kontrolüne geçmiş, 1. Dünya Savaşı sonunda kurulan Yugoslavya'nın bir parçası olarak yer almıştır. 2. Dünya Savaşı sonrasında, Yugoslav Komünist lider Tito önderliğinde kabul edilen Anayasa ile Bosna-Hersek, Hırvatistan, Makedonya, Karadağ, Sırbistan ve Slovenya'nın oluşturduğu altı federe devletin bir araya gelmesiyle yönetilen ülke, 1990'lı yılların başında dağılma sürecine girmiştir. Bu süreçte, Bosna-Hersek'in, 1992 yılında bağımsızlığını ilan etmesi, üç buçuk yıl sürecek olan vahşetin fitilini ateşlemiştir. Aynı yıl içinde, dünya tarihinin en uzun süren kuşatması olan başkent Saraybosna'nın kuşatılmasıyla başlayan savaş, Sırbistan Komünist Partisi lideri ve Başbakan Slobadan Miloseviç'in ileri sürdüğü "Büyük Sırbistan" hayali doğrultusunda, Bosnalı Sırplardan müteşekkil Bosna-Sırp ordusu tarafından, çoğunluğunu Müslüman Boşnakların oluşturduğu nüfusa yönelik, bir etnik temizliğe dönüşmüştür. Ülkenin dört bir tarafına kurulan toplama kamplarına gönderilen esirler, Hitler dönemini hatırlatan eylemlere maruz bırakılarak insanlık dışı muameleye adeta mahkum edilmiş, kadınlar tecavüze uğramış, başta ecdat yadigarı Mostar köprüsü olmak üzere birçok tarihi, kültürel ve dinî yapı tahrip edilerek yüzyıllardır biriken kin Müslüman Boşnak halkının üzerine boca edilmiştir.

Sırbistan'ın komşu bölgesi Doğu Bosna'da yer alan Srebrenitsa, söz konusu etnik temizliğin aşağılıkça yaşandığı yerlerin başında gelmektedir. Stratejik bakımdan, Bosna Sırplarının dönemin başkenti Belgrad ile aralarındaki en büyük engel olarak görülen, 8 bin'i Müslüman olmak üzere 10 bin kişinin yaşadığı bu yerleşim yerinde nüfus, binlerce insanın sığınmasıyla birlikte 60 bin'e yükselmiştir. Bu durumda bile, dönemin en büyük askeri güçlerinden olan Yugoslavya ordusunun tüm imkanlarına sahip Sırp ablukası karşısında kahramanca direnen Müslüman Boşnaklar, açlıktan ve hastalıktan kırılmalarına rağmen ellerindeki hafif silahlar ile direnmeye devam etmişlerdir.

Yaşanan bu olaylara müdahil olmak isteyen BM, Srebrenitsa'nın da olduğu altı bölgeyi güvenli bölge ilan etmiş ve kente 600 Hollanda Barış Gücü askeri konuşlandırılmıştır. Ancak Barış Gücü yetkililerinin yaptıkları ilk icraat, Sırp saldırılarını engelleyerek 60 bin kişinin can ve mal güvenliğini sağlamak yerine, kenttekilerin kendilerini savunmak için kullandıkları silahları, güvenlik gerekçesiyle, toplamak olmuştur. BM kararını ve güvenli bölge konumlandırmasını tanımayan Sırpların, silahların toplanmasını da fırsat bilerek başlattıkları şiddetli saldırılar karşısında,  ne BM ne de Barış Gücü askerleri hiçbir şey yapmadan on binlerce insanı Sırp vahşetine teslim etmiştir.

11 Temmuz günü işgal edilen Srebrenitsa'da, insanlığa karşı işlenen en büyük suç olarak kabul edilen soykırım gerçekleştirilmiş, otobüs ve kamyonlara bindirilen Müslüman Boşnaklar ormanlık alanlarda, depolarda, fabrikalarda, yol kenarlarında sistematik bir şekilde katledilerek toplu mezarlara gömülmüşlerdir. Beş gün süren bu bu vahşi kıyımın acı bilançosu 8372 kişi olmuştur. Günümüzde dahi devam eden toplu mezar kazılarında o günlerin kurbanlarına ait kemiklere rastlanmakta, DNA yoluyla tespit edilen cenazeler, sahipleri tarafından soykırımın yıldönümü olan 11 Temmuz günü törenle defnedilmektedir.

Sırplar tarafından gerçekleştirilen bu vahşetin görünür yüzünde, bölgedeki nüfusun ve  demografik düzenin, hayali kurulan Büyük Sırbistan sınırları lehinde değiştirilmesi yer almakta iken, asıl maksadın, Osmanlı'dan kalan Türk nefretinin ve İslam düşmanlığının olduğunu ifade etmek gerekir. Buna karşın, Bosna-Hersek etnik bakımdan, Sırplar ve Hırvatlar gibi Slav olmalarına rağmen, Avrupa'nın göbeğinde Müslüman bir millet olarak var olma mücadelesi vererek yaşanan soykırıma sebep olanlara ve seyirci kalanlara adeta meydan okumuştur.

Srebrenitsa soykırımında hayatını kaybedenlere rahmet diliyorum. Ayrıca, 15 Temmuz 2016’da FETÖ/PDY örgütüne mensup teröristlerce yapılan darbe girişiminin birinci yılı münasebetiyle, canlarını  kurşunlara ve paletlere kalkan yaparak Devlet'in bekası ve Millet'in iradesini kurtaran tüm şehitlerimizi rahmet; gazilerimizi de minnet ile anıyorum. "Başka Türkiye yok" gerçeğinden hareketle, Cenabı Allah'ın ülkemizi ve milletimizi kıyamete kadar birlik, dirlik ve beraberlik içinde, her türlü hain kişi ve yapıdan korumasını ve kollamasını niyaz ediyorum.

Baki muhabbetle…

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Küre Host