Akın Eraslan Balcı

Akın Eraslan Balcı

ETNİKÇİLİK ve IRKÇILIK

Akın Eraslan Balcı

Ülkemizde sık sık yaşadığımız ve gereksiz çatışmalara neden olan kavram kargaşalarından biri de etnikçilik veya ırkçılıkla milliyetçiliğin karıştırılması.

Kardeşçe ve dayanışma içerisinde, ortak geçmişimizin şuuruyla gelecek güzel günler için çalışma ve muasır medeniyet seviyesine hep beraber çıkabilme ideali olan milliyetçilik, ülkemizin kurucusu Atatürk’ün de ilkeleri arasında yer alıyor. 

Etnik grupçuluğun milliyetçilikten birçok farkları var. İlki zamansal farklılık.

Milliyetçilik ortaya çıkmazdan çok önce etnik gruplar vardı. İnsanlığın ilk gelişim aşamalarında, avcılık – toplayıcılık dönemlerinde, mağara devrinde, klanlar etnik gruplardı. Geçerliği artık olamayacak bir toplumsal örgütlenme şekli.

Etnik grubun dinsel, dilsel, coğrafi veya kültürel özellikleri homojen. Farklılıkların zenginliğini içermez, farklı olanı kabul de etmez. Kapalı toplumdur.

Millet ise farklı coğrafi bölge, farklı kültür, dil, din gibi ayrı kültür özelliklerini bir zenginlik olarak kullanan, ortak ideali bu zenginliklerini birleştirmek suretiyle oluşturmuş, dünyaya açık bir toplumsal örgütlenme biçimidir.

Etnik grup içeriden evlenmek suretiyle grup kimliğini korur ve sürekliliğini sağlar. Akrabalık ile yakın ilgilidir. Ortak ced (ata) veya düşüncesi vardır. Kozmik ortak kader duygusuna sahiptirler. Gelecekte kendileri için aynı ortak son olacaktır.

Irkçılık, insanların toplumsal ve kültürel özelliklerini biyolojik niteliklerine bağlayan bir başka çağdışı ayrımcılık şeklidir. Üstelik vahşidir.

Irkçılara göre insanlar eşit değildir. Çünkü biyolojik özellikleri farklıdır. Örneğin deri renginin sarı olması ya da siyah olması.

Sömürgeleştirme süreciyle paralel gelişmiştir.

Önceleri denizaşırı ülkelerden ucuz emek sağlamanın ideolojik alt yapısıydı. Avrupalılar Amerika, Asya, Afrika, Avusturalya’ya ulaştıklarında orada görünümleri kendilerinden farklı olan insanları aşağı seviyeden biyolojik varlıklar olarak düşündüler.

Ama Irkçı düşüncenin temel dayanak noktası, onların bilim ve teknolojide geri kalmış olmaları, düşük sosya-ekonomik düzeyleri değildir.

Irkçılar onların, sahip oldukları biyolojik özellikler sebebiyle hiçbir zaman medenileşemeyeceğini iddia ederler. Bu yüzden onları insan bile kabul etmez, emeklerinin karşılıklarını vermeksizin ve rızalarını almaksızın birer hayvan gibi kıyasıya çalıştırırlar. Kuzey Amerika’nın tarımsal üretiminde köle emeği büyük yer tuttu. Kölelik 1860 yılında yasayla kaldırıldı ama ırk ayrımı kalkmadı. 1960’lı yıllara kadar sürdü. Sonradan ortaya çıkan Avrupa ırkçılığı ise Faşizmin Yahudi düşmanlığı (anti-semitizm) olarak baş gösterdi. Yahudilerin yanında aşağı varlıklar olarak kabul edilen Çingeneler de ölüme gönderildi. Aşağı ırk olarak kabul edilen Slavlar, Alman silah endüstrisinde köle işçiler olarak kullanıldı.

Günümüzde etnik gruplaşma eğilimi zaman zaman ortaya çıkabiliyor. Sosyolog Reisman’ın “Yalnız Kalabalıklar” kavramı mağara devrinden kalan etnikçiliğin neden modern toplumlarda görüldüğünü açıklıyor. Özellikle kalabalık kentlerde eski dayanışma ve aidiyet ilişkilerinden kopan bireylerin kendilerini bu kalabalık içinde yapayalnız hissetmeleri, güvensiz kalmaları. Belirsizlik, kimsesizlik duyguları içinde kendi gibi olanlara adeta sığınmaları. Belli bir milliyetçilik düşüncesinin baskısı altında kalan bu yalnız kalabalıklar, itilip kakılma duygusu içinde güvenli bir liman olarak etnik ortaklığa sığınıyorlar. Aidiyet ve dayanışma duygusunu bu şekilde tatmin edebiliyorlar. Zaman içinde bu durum etnik merkezcilik şeklinde aşırılaşabiliyor ve toplumsal çatışmalar doğuyor.

Milliyetçilik kapsayıcı olmak yerine dışlayıcı olduğunda etnik merkezcilik ve etnik çatışmalar ortaya çıkabiliyor.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Küre Host