Prof. Dr. Erkan Yar

Prof. Dr. Erkan Yar

İNSANIN EVİ VE KUTSALLAŞTIRDIĞI EV

Bu yılki hac döneminde kadar yazdığım yazılarda, ana tema olarak haccı konu edineceğim. Bununla amacım; hactaki değişim ve dönüşümleri ortaya koymaktır. Kur’an’da kullanılan yer ve şahıs isimleri, ilk muhatapların zihninde ve dilinde var olduğu şekliyle yer almaktadır. İslam öncesi dinler konu edilirken de Yahudi ve Hıristiyanların isimlendirmeleri kullanılmaktadır. Bu yöntemin, tarihsel kişiliklere yapılan atıflarda geçerli olduğu söylenebilir. Sözgelimi İsa (a.s.) Hıristiyanlara göre “Meryem oğlu Mesih İsa” olduğundan, Kur’an’da da o bu şekilde isimlendirilmektedir. Bu, sözün muhatapta bir anlam oluşturması için aslında bir zorunluluktur. Çünkü bilinmeyen bir yer ve kişi hakkında konuşmak, muhatapların zihninde bir anlam oluşturmadığı gibi bir başka açıklamaya da gereksinim duyacaktır.

Yeryüzünde dinsel bir amaç için oluşturulan mekanın isimlendirilmesinin, onu tesis eden insan tarafından yapıldığı düşünülmelidir. İnsan da bu mekanları ya ev/beyt olarak isimlendirilmiş ya da secde edilen yer/mescid olarak isimlendirilmiştir. Arapçada ev anlamında başka sözcükler de vardır. Arap, ev için menzil demektedir ki oraya inmek, varmak anlamındadır. Mesken demektedir ki o başka mekanlarda hareket halindeyken orada durmakta ve hatta rahatlamaktadır. Dâr demektedir ki belirlemiş olduğu o yerin etrafında dönmektedir. Ev anlamına gelen sözcükler içerisinde beyt ise gecelemek anlamındadır. Kişi orada gecelediğinden ev için beyt sözcüğü kullanılmaktadır. Buna karşı gündüzlemek şeklinde bir sözcük ne Arap dilinde ve ne de Türkçede mevcut değildir. Çünkü bir zaman dilimi olarak gündüz; belirli ve değişmez bir mekana gereksinim duymaz.

Beyt sözcüğü Arap dilinde sadece insanın ev olarak belirlediği mekana denmez; aynı zamanda her canlının yuvası için de kullanılır. Sözgelimi “Allah’ın aşağısında dostlar edinenler, bir ev/beyt edinen örümceğe benzer. Şüphesiz evlerin en zayıfı örümceğin evidir. Keşke bilselerdi” (Ankebût 29/41) ayetinde örümceğin evi için beyt sözcüğü kullanılmış, arının da dağlarda, ağaçlarda ve insanların onlar için hazırladığı kovanlarda ev yapmasının onun doğasına yerleştirildiği açıklanmıştır. Türkçede genel olarak yuva sözcüğü hayvanlar için kullanılsa da; insanın kendisiyle daha içsel bir bağ kurduğu yer için de kullanılır. Anlam olarak evden farkı; koruma, gözetleme, barınma vs. olgularında yuvanın duygusal bir bağı ifade etmesidir. Onun içindir ki “evimi yıkmak” ve “yuvamı yıkmak” arasında anlam farklılığı ortaya çıkmaktadır. Ev somut olana delalet etmekteyken, yuva soyut olana işaret etmektedir.

Ev yapmak, aslında bir yere bağlanmak ve o yerde sükun bulmaktır. İnsan, beşeriyetten insaniyete geçiş sürecinde farklı biçimlerde ve yerlerde ev inşa etmiştir. “Hatırlayın ki Allah Ad kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler yapıyor, dağları ev olarak oyuyordunuz. Bunun için Allah'ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın” (A’râf 7/74) ayetinde bu durum dile getirilmiştir. Hicr halkı da dağları yontarak ev yapmış ve onlar bir volkan patlaması sonucu kendi evlerinde ölmüşlerdir. (Hicr 15/80-84) Allah’ın elçisi Sâlih (a.s.) de kavmine gönderildiğinde onların dağları yontarak ev yapmalarını bir nimet olarak onlara anlatmıştır. (Şuara 26/149)Dağları oyarak ev yapma işini, insanın diğer canlılardan öğrenmiş olması mümkündür. Ancak insan, ovalarda da evler inşa etmiştir. Düz alanda ev inşa etmek, dağları oyarak ev yapma işinden daha ileri bir evredir.

İnsan, inşa etmiş olduğu bazı yerleri ise kendisinin barınması için yapmamış ve dinsel bir amaç için inşa etmiştir. Dinsel bir amaç için inşa ettiği evleri de ev/beyt olarak isimlendirmiştir. Arap, kendi dilinde ev için kullandığımesken, menzil, dâr vs. diğer isimleri bu mekanları isimlendirmede kullanmamıştır. Kanaatimce bunun nedeni, ev/beyt sözcüğünün bir mekanda uzun süre kalışı ifade etmesindendir. Her ne kadar Kur’an’da “Allah’ın evi/beytullah” ifadesi yer almasa da, Allah evi sahiplenmekte ve kendisine izafe etmektedir. Bunun içindir ki Allah,  İbrahim (a.s.) ve İsmail (a.s.) ile evi temizlemeleri için anlaştığını bildirirken “evim/beytî” (Bakara 2/125; Hacc 22/26) demektedir.

İnsan, dinsel bir amaca dönük olarak ev inşa edince, kendisinin geliştirdiği tapınma biçimlerini de bu evde gerçekleştirmiştir. Bu evde gerçekleştirilen ritüeller ise evde salât etmek, evi tavaf etmek, evde itikâf etmek ve evde kurban kesmektir. Bu fiiller; “Allah; Ka'be’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı, hac kurbanını ve gerdanlıkları insanlariçin ayakta kalma sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah'ın bildiğini ve Allah’ın her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir” (Mâide 5/97) ve “Hani biz İbrahim'e, Kâbe'nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, salât edenler, rükû ve secde edenler için temizle" diye belirlemiştik” (Hacc 22/26) ayetlerinde açıklanmaktadır.

Salât; bir kimsenin bir otoriteye bağlılığını biçimleri belirli bir şekilde bedensel olarak gerçekleştirmesidir. Salâtın anlamı dayanmak ve desteklemektir. Zekat ise; bir otoriteyi otoritenin belirlediği bir miktarda mali olarak desteklemektir. Bir kimsenin bir otoriteye kazancından bir kısmını vermesi, otoritenin onanması anlamına gelmektedir. Bu nedenledir ki halife Ebû Bekir, yönetimi ele aldığında bazı kabileler onun otoritesini kabul etmediklerinden inanmış oldukları halde ona zekat vermeyi reddetmişler, o da bunu otoritesine karşı bir hareket olarak değerlendirmiş ve onlara savaş açmıştır.

Tavâf; belir bir mekanın etrafında yürüyerek dönmektir. Hareketli bir mekan etrafında dönmek mümkün olmadığından, sabit bir mekan etrafında dönülür. Bir mekan etrafından dönen kişi, o mekandan uzaklaşmaz ve ona yakınlaşmaz.

İ’tikâf; Bir nesneyi gerekli görmek, bir kimsenin bir mekanda oturması ve kendisini oraya hapsetmesidir. Bu fiil; insanın tefekkür etmesi için kendisini ev olarak tanımladığı bir yerde belirli bir zaman diliminde hapsetmesidir.

Kurbân; bir kimsenin yakınlaşma amacıyla kendisine ait olan bir nesneyi bir başkasına sunmasıdır.

Bu değerlendirmelerimde; insanın neden bir mescide veya eve/beyt gereksinim duyduğu, belirlemiş olduğu yerdeki tapınma biçimlerini nasıl belirlediği, evlerin dinlere göre neden ayrıştığı, İslam söz konusu olduğuna evin dinsel alan içerisindeki yeri, haccın bir yıl içerisindeki zamanında tarihsel süreçteki değişimler ve nedenleri, haccın amacı ve dinsel bir yükümlülük olarak değerini açıklamaya çalışacağım.

 

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

Fatih Açıklı @Sayfa düzeni

09 Ağustos 2017 21:57

Sayfanın tamamını göremiyorum

Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet