Ahmet Aydoğdu

Ahmet Aydoğdu

TÜRK TARİHİNİN EN BÜYÜK MİLLİYETÇİSİ

Çekirdek ailesi öz be öz Türk olan Yörük bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti Mustafa Kemal Atatürk. Doğu Yahudiliğin önemli merkezi olan Makedonya’ya Dedesi Hafız Ahmet Efendinin Konya- Aydın yöresinden göç etmesi bir Osmanlı siyasetiydi. Selanik’te Müslüman ve Hıristiyan mahalleleri ayrıdır. Müslüman Türkler Hristiyanlar tarafından sevilmediği gibi Osmanlılar tarafından da sevilmemektedirler. Falih Rıfkı Atay, Batış Yılları adlı eserinde şunları yazar: “Kendime ilk defa ne zaman Türk dediğimi pek hatırlamıyorum. Bizim çocukluğumuzda Türk, kaba ve yabani demekti. İslam ümmetinden ve ‘Osmanlı’ idik. İlmihallerde baş dersimiz ‘Din ile milliyetin bir olduğunu’ öğrenmekti. Vatan sözü yasaktı. Onu ben büyüyüp de Namık Kemal’i okuduğum günlerde kitapta gördüm. Kulağımla ancak Meşrutiyet’te duydum. Padişah kulları idik. Okul çıkışlarında her akşam sıraya girer, ‘Padişahım çok yaşa’ diye bağırırdık.

Okullarda da Arab’a Arap, Arnavut’a Arnavut, Rum’a Rum, fakat kendimize Osmanlı derdik.” Küçük yaşta babasını kaybeden Mustafa Kemal Ahmet Subaşı Mahallesi’ndeki küçücük evlerinde baba sevgisinden mahrum, sahipsiz,  Yunan, Sırp ve Bulgar çetelerine karşı korumasızdı. Annesinin yeniden evlenmesi ile kendisini büyük bir boşluğun içinde hissetti. Bir camisi, bir mezarlığı, bir türbesi ve bir küçük çarşısı olan Selanik’te o artık yalnız büyüyen yavru bir bozkurttu. Bütün gücünü damarlarında dolaşan asil kandan aldığına inanıyordu.  Kaotik (kargaşa içinde olan ) bir ortam içerisinde okudu, Asker oldu. İtilaf devletleri arasında imzalanan esaret metnini yırtarak tarihin çöplüğüne attı. “Çanakkale geçilmez. Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum. ” dedi. Savaş meydanlarında mağlup ettiği düşman komutanlarına saygı gösterecek kadar asildi. Yurtta barış, dünyada barış.” Diyordu. İçte ve dışta her türlü ihanet ve suikastların hedefi oldu. Çardaklı boğazında Dersim Kürtleri, Samsun-Kavak yolunda Rum Çeteleri, Kayıkçı Ali Osman ve Topal Osman suikastları, Beyoğlu’nda Komünist Ermeniler, Çerkez Ethem başkaldırısı,  Fransız-İngiliz casusu olan Abdülaziz’in yeğeni Prens Sami suikastı, İzmir suikastı. Hiçbir güçten korkmadı. Yılmadı. Türk ulusu için büyük devrimler yaptı. “Ne pahasına olursa olsun. Cumhuriyet kurulacaktır. Şu anda tehdit altındadır. Osmanlı imparatorluğu çökmüş temeller üzerine kurulmuş çatlak bir yapıdır. Yeni cumhuriyet sağlam temeller ile sağlıklı, bilimsel bir yapıya sahip olmalıdır. Halife ve diğer Osmanoğulları gitmelidir. Modası geçmiş dinsel mahkemeler ve kanunlar çağdaş bilimsel kanun ve mahkemelerle değiştirilmelidir. Dinsel mektepler yerini laik resmi okullara bırakmalıdır. Devlet ve din ayrılmalıdır. Cumhuriyet laik bir devlet haline gelmelidir. Bütün ulusları tanıyorum. Onları bir halkın karakterinin çırılçıplak kaldığı bir anda, savaş alanında, ateş altında, ölümün eşiğindeyken inceledim. Türk milleti, yemin ederim ki milletimizin manevi gücü, bütün dünyadakinden üstündür.”   “ O, Diktatördür. Gelecek, onun güçlü avuçlarıiçinde uzanmaktadır. Eğer bu eller gevşer, titrer ve başaramazsa, her şeyi mahvedecek kadar güçlü olsa da inşa edemezse, o zaman Türkiye ölecektir. Ailesi, dostu olmayan yalnız bir adam olarak, Türkiye’nin halkını sahip olduğu tüm özel mülklerinin ve iktidarın varisi yapmıştır. O, Türkiye’de bir daha kesinlikle bir diktatör ortaya çıkmasın diye diktatör olmuştur.( H.C. Armstrong-Bozkurt)”“Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türklüğüme bağlayınız.” "Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk’tü bugün de Türk'tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır."  "Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır. ”demiştir. Sevgili okurlar Mustafa Kemal Atatürk ne kadar diktatördür? O’nuda BOZKURT(H.C.ARMSTONG) adlı kitabın arka kapak sayfasından öğrenelim:  “ Armstrong isminde meşhur bir Türk düşmanının yazdığı kitapta, Atatürk ün aleyhinde bazı kısımlar vardı ve bunun için de hükümet tarafından memlekete sokulması men edilmişti. Atatürk merak etti. Kitabı getirtti. Bir gece sofrada geç vakte kadar tercüme ettirerek okuttu, dinledi. Armstrong, Atatürk’ün herkesçe malum içkisinden bahsediyor ve bunlara garazkarane mütalaarını da ilave ediyordu. Fakat bunları sayıp dökerken de, memleketin herhangi bir felaketi veyahut memleketini ve milletini alakadar edecek herhangi mühim bir hadise zuhur etti mi, onun içkisini de, eğlencesini de bir tarafa bırakıp pençesini hadiselerin üzerine atarak Arslan gibi kükrediğini de belirtip yazmayı ihmal etmiyordu. Atatürk kitabı sonuna kadar dinledikten sonra; ‘Bunun ithalini menetmekle hükümet hataya düşmüş. Adamcağız yaptığımız sefahati eksik yazmış, bu eksiklerini ben ikmal edeyim de kitaba müsaade edilsin ve memlekette okunsun! ’ diye latife etmişlerdi.”

Bütün ömrünü ulusunun bağımsızlık mücadelesi için tüketen bir milli Türk kahramanına dil uzatacak kadar zavallılaşan hainler; o olmasaydı sizler acaba şimdi hangi milletin bayrağı altında yaşayacaktınız?

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Küre Host