Bahşi: Mesleki itibarımız kalmadı!

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hayata geçirilmesi düşünülen performans sistemine eğitim camiasının tamamı karşı. Öğretmenlerin bu konudaki sıkıntılarını dile getiren Memur-Sen İl Temsilcisi ve Eğitim- Bir-Sen 1 No’lu Şube Başkanı İbrahim Bahşi, “Öğretmenlerimizle bir araya geldiğimizde bana, ‘Sayın Başkan, biz özlük haklarımızdan vazgeçtik. Bizim mesleki itibarımız ayaklar altına alınmış ve rencide ediliyoruz. Öğrenciler alay ediyor,  sınıf hâkimiyetimiz kalmadı. Bizler ders işleyemiyoruz. Bu konuda refleksinizi gösterin Bakanlık bu uygulamadan vazgeçsin.’ demekteler.” şeklinde konuştu.  Bahşi, eğitimcilerin performans değerlendirmesinin ardından eğitim yuvalarında şiddet olaylarının daha bir arttığını ifade ederek, öğretmenlerin adeta şamar oğlanı gibi ortaya atılmasının da son derece yanlış olduğunu vurguladı.

Bahşi: Mesleki itibarımız kalmadı! Röportaj

Röportaj: Kübra TÜRKAN

Memur- Sen İl Temsilcisi ve Eğitim Bir- Sen 1 No’lu Şube Başkanı İbrahim Bahşi ile eğitimcilerin sonunu enine boyuna konuştuğumuz bir söyleşi gerçekleştirdik. Başkan Bahşi, başta performans değerlendirmesi olmak üzere öğretmenlerin karşılaştıkları sorunlara ciddi tepki göstererek öğretmenlerin saygınlığının ve otoritesinin sarstığını ifade etti. Bahşi, sorularımızı ise şöyle cevapladı.

Eğitim camiasının sorunlarına sıklıkla eğiliyorsunuz. Peki, Eğitim Bir- Sen’e kayıtlı kaç üyeniz var?

Eğitim Bir- Sen 1 No’lu Şube olarak 4 bin 600 üyemiz var. Birde üniversite şubemiz var. Burada da 600 civarında üyemiz var. Ayrıca Memur- Sen’de olarak 14 bine yakın üyemiz var. Bütün hizmet kollarında İlimizde en yetkili sendikayız. Türkiye genelinde de en büyük sivil toplum kuruluşuyuz. İlimizde 9 bine yakın eğitimci olduğunu düşünürsek yarısından fazlasının bizim üyemiz olduğunu belirtmek yanlış olmaz.

“Geçtiğimiz haftalarda öğretmenlerden önce bakanın performansı değerlendirilsin”, diyerek performans değerlendirmesinin karşısında durdunuz. Peki neden performans değerlendirmesinin bu kadar karşısındasınız?

“NESLİN İNŞAASINI SAĞLAYACAK OLAN ÖĞRETMENLERDİR”

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: Biz Eğitim Bir- Sen olarak eğitimde kalitenin yükseltilmesinden yanayız. Geleceğimizin daha iyi yetiştirilmesinden dolayı daha çok çalışmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Eğitimcilerin hizmet içi eğitimler alarak daha fazla donanımlı olmasını elbette bizlerde istiyoruz. Eğitimcilerimiz günün teknolojisine uygun hareket etmelilerdir. Yani bilişim ve teknolojiyi iyi kullanmalılardır. Sınıf ortamında eğitimcilerimiz aktif öğretici konumunda olmasını istiyoruz. Herkesin bulunduğu noktada daha iyi hizmet üretmesini bu ülke için fazlasıyla talep ediyoruz.  Bizim sendika olarak bir hedefimiz var. Çalışanların özlük haklarının korunması dışında; birde dünya ile ilgili bir derdimiz var. Amacımız geçmişte ecdadımızın dünyaya getirdiği barışı ve medeniyeti tekrardan gönül coğrafyamızda, İslam coğrafyasında yaşatmak bunları bu millet olarak inşa etmek istiyoruz. Bu misyonu yerine getirecek bireyleri yetiştirecek olanlarda öğretmenlerdir. Neslin inşasını sağlayacak olan öğretmenlerdir.

“ÖĞRETMENİN NOT VEREN DEĞİL, ALAN KONUMA GETİRİLMESİ YANLIŞTIR”

Buradan hareketle bizler öğretmen örselenmemeli, önemsenmelidir. Şu an siz öğretmeni, öğrencinin ve velinin değerlendirmesine tabi tutarsanız, öğretmen not veren değil not alan konumuna getirilirse bu çok yanlıştır. Şimdi böylesi bir taslağın bile gündeme gelmiş olması sosyal medyada öğretmenlerin mesleki itibarlarını ayaklar altına almış, maalesef öğretmenler alay konusu haline gelmiştir. Bu videolara baktığımızda öğrencinin biri; hocam ben teşekkür almak için sizden yarım puan istemekteydim. Vermiyordunuz bundan sonrada fırsat bana düştü. Ben puan vermezsem sen maaş bile alamazsın, eşine makyaj malzemesi dahi alamazsın gibi itibarımızı düşüren videolar dönmekte. Tüm bunlar bizi rencide ediyor.

“ÖĞRETMEN ŞAMAR OĞLANI GİBİ ORTAYA ATILAMAZ!”

Elbette ki hepimiz dört dörtlük değiliz. Olumsuz örnekleri zaman zaman medya aracılığı ile de duymaktayız. Sonuçta büyük bir camiayız. Performans değerlendirmesi; öğrenciye veya veliye not verdirilerek yapılamaz. Bir öğretmenin performansı bu şekilde ölçülemez. Böyle olursa öğretmeni şamar oğlanı gibi ortaya atmış oluruz. Bu işi böyle düzeltemeyiz. Bunun çaresi şudur: Performans değerlendirmesi elbette olabilir. Ama nasıl olur mesela öğretmenin okul sınavlarında öğrencilerinin başarı grafiğine bakarsınız. Eğer öğretmenin sınıfı başarılı bir grafik çizmekteyse ve başarısı her geçen gün katlanmaktaysa bu öğretmen ödüllendirilmelidir ve bu öğretmenin performansı iyidir diyebilirsiniz. Bir diğer öğretmenin öğrencileri yerinde saymaktaysa eğer; bu öğretmenin performansını da düşük olarak adlandırabilir ve bununla ilgili tedbir alınabilir. Bir eğitimcinin performansını ölçecek kişilerin akademik olarak donanımlı olması gerekir. Bu işin ehli olan kişilerce öğretmen değerlendirilebilir. Öğrenci ya da veli öğretmene nasıl not versin? Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sistem yok. Bu nedenle biz buna karşıyız.

“EĞİTİMCİLER SAHİPSİZ BIRAKILIYOR”

Performans değerlendirmesinin gündeme gelmesi ile öğretmenin mesleki itibarı zarar gördü. Öğretmen her gün şiddete maruz kalıyor. Hemen her gün bir eğitimcinin başına gelen şiddet olaylarını konuşuyoruz. Ancak bu camianın başında olan Sayın bakanımızın bu şiddet olaylarının ardından bir kınama mesajı dahi yayımlamıyor. Biz bunları kınayan en azından üzüntüsünü ifade eden bir açıklama yapmadığı için Sayın bakanımız, öğretmen sahipsizmiş gibi ve de sanki öğretmen bu yapılanları hak etmiş gibi bir intiba uyandırıyor. Ve maalesef bu olaylar artarak devam ediyor.

“CEZALAR CAYDIRICI OLMAK ZORUNDA!”

Geçtiğimiz haftalarda bizler sendika olarak 81 ilimizde eş zamanlı gerek öğretmene şiddet gerekse de öğretmenin performans değerlendirmesine tabi tutulmasını kınadık. Ayrıca TBMM Başkanlığına sunmak adına bir de şiddete hayır imza kampanyası başlattık. Şiddete maruz kalan tek meslek grubu biz değiliz. Sağlık camiası çalışanları da şiddete maruz kalıyor. Ancak sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanlara caydırıcı cezalar veriliyor. Bizlerde eğitimci olarak eğitim ortamlarımızda şiddete maruz kaldığımızda, bu şiddeti yapanın yanına bu yaptığı yanına kâr kalmayacak şekilde cezalandırılmasını istiyoruz. Bu doğrultuda bir yasal düzenleme yapılırsa; eğitim çalışanları her geçen gün dozajı arttırılan şiddet olaylarına maruz kalmaz. İlerleyen günlerde performans değerlendirmesi için bir imza kampanyası başlatarak Milli Eğitim Bakanlığımıza performans değerlendirmesini bu haliyle kabul etmediğimizi aktaracağız. Bunu böyle kabul etmemiz mümkün değil. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok.

“EĞİTİM YUVALARINDA İŞ HUZURU BOZULACAK”

Performans değerlendirmesinin bir diğer sakıncalı durumu da şu olacak, sadece öğrenci ve veli not veren olmayacak birde bir arada birlikte çalışan yüz yüze bakan eğitimcilerde birbirlerine not verecekler.  Bu durum sonucunda birbirinden farklı düşünenler, farklı sendikalar kayıtlı bireylerde ona göre bir not değerlendirmesinde bulunacak. İdareci de öğretmenlere not verecek bu durum sonucunda da okul müdürü ile öğretmenin arası açılacak. Yani eğitim yuvalarındaki iş huzuru bozulmuş olacak. Bunu asla kabul etmeyeceğiz.  Bu olup bitenlerin ne eğitimimize ne de geleceğimize bir katkısı olacağını düşünmüyorum. Bu nedenle bu performans dayatmasını kabul etmeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz. Bu konuda sendikal tüm reflekslerimizi göstereceğiz. Böyle bir performans uygulaması diğer meslek gruplarının hiç birinde yok. Sağlıkta performans değerlendirmesi var ama orada nicelik ölçülmekte. Bir doktor kaç hastaya baktı gibi bir durum söz konusu.  Bizlerde de öğretmen aldığı sınıfta öğrenciler sınav başarısı yakalamış ise bu öğretmenler değerlendirilebilir demekteyiz. Bardağın dolu tarafından bakarak ödül sistemi ile eğitimcilerimizin daha verimli olmasını sağlayabiliriz. Yoksa bu hali ile öğretmenler gerilir ve üzülür. Bu şekilde bir yere varılmaz çünkü eğitimin en büyük aktörü ve öznesi öğretmenlerdir. Öğretmenin motivasyonunu yüksek tutarsak eğitimde kaliteyi ve başarıyı yakalamış oluruz.

Milli Eğitim Bakanlığı sizce neden performans değerlendirmesi konusunda bu denli hassas ve kararlı sizce eğitim camiamızın daha öncelikli sorunları yok mu?

“BAKANLIĞIN EN SON KURACAĞI CÜMLE PERFORMANS DEĞERLENDİRMESİDİR”

Biz bakanlığa şunu sormaktayız? Ortaöğretime geçiş sistemi bütün problemleri ile ortada dururken daha bu konuyla ilgili bir çalışma ortaya konulmamışken. Öğretmenlerimizin yer değiştirme problemi varken, eğitimciler uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik ile ilgili kanayan yara haline gelen birçok problemimiz varken; okullarda bütçe sorunları mevcutken, öğretmenlerimiz ve idarecilerimiz tahsildarlık yapıyorken bunun içinde velilerle sürekli karşı karşıya getiriliyorken, sözleşmeli öğretmenlik, ücretli öğretmenlik ve mülakat gibi herkesi rahatsız eden uygulamalar ortada dururken yani bakanlığın ilgilenmesi gereken bu ve benzeri sorunlar hali hazırda dururken; bakanlığın en son kuracağı cümle olan öğretmen performansı ile ilgili cümleyi sürekli gündeme getirmeleri doğru değil. Eğitimde öncelikli olan bu sorunlar çözülmeli, bunlar gündem olmalıdır. Bunlar düzeltildikten sonra eğitim camiasının tüm paydaşları bir araya gelerek istişare ederek uygun bir performans değerlendirmesi üzerinde bir karar verilebilir. Sendika olarak bizler, geleceğimize faydası olan bir şeye karşı değiliz.

Siz bir sendika başkanı olarak böylesi bir tepki gösteriyorsunuz, peki öğretmenlerimizin size  performans değerlendirmesi ile ilgili aktardığı problemler nelerdir?

“ÖZLÜK HAKLARIMIZDAN VAZGEÇTİK, MESLEKİ İTİBARIMIZ KALMADI”

İyi olanı alkışlıyoruz. Mesela İlimizde İl Milli Eğitim Müdürlüğünün, ‘Elazığ Her Yerde Okuyor’ kampanyasına sonuna kadar destek veriyoruz. Ancak performans değerlendirmesi bu haliyle çok sıkıntılı şu an bir okulda öğretmenler odasına gidin, öğretmenlerimizin tek gündem maddesinin bu olduğunu görürsünüz. Öğretmenlerimizle bir araya geldiğimizde bana, ‘Sayın başkan, biz özlük haklarımızdan vazgeçtik. Bizim mesleki itibarımız ayaklar altına alınmış ve rencide ediliyoruz. Öğrenciler alay ediyor,  sınıf hâkimiyetimiz kalmadı. Bizler ders işleyemiyoruz. Bu konuda refleksinizi gösterin bakanlık bu uygulamadan vazgeçsin’ demekteler. Bizlerde eğitimci arkadaşlarımızın bu sorunlarına çözüm üretmek için bu refleksleri göstermeliyiz.

Az öncede ifade ettiniz eğitimde kaliteyi arttırmak için öğretmenin motivesini arttırmak gerekir diye eğitimcilerimizin motivasyonunu arttırmak adına İlimiz genelinde çalışmalar söz konusu mu?

“SON 3 YA DA 4 YILDIR HİÇ BİR ÖĞRETMENİMİZE BAŞARILIDIR DENİLMEDİ”

Öğretmenlerin motivasyonunu bozarak bir yere varamayız. Eğitimin lokomotifi öğretmenlerdir. İki güzel cümle ile öğretmenlerimizin motivesini arttırabiliriz. İlimiz ölçeğinde konuşacak olursak geçtiğimiz 3 yada 4 yıl içerisinde hiçbir öğretmenimiz başarılı gösterilmedi. Elazığ’da hiçbir öğretmenimiz üstün başarılı görülmedi. Sağ olsun Vali Çetin Oktay Kaldırım döneminde Sayın Valimiz isimleri isteyerek, arkadaşlarımızın bir kısmı bu belgelerini aldılar ve ödüllendirildiler. Marifet iltifata tabidir. Biz başarı sağlayanları ödüllendirme performansı gösterelim. Avrupa Birliği projelerinde İlimizin adını başarılara taşıyan arkadaşlarımız ödüllendirilmeli, bizler gayret göstererek başarılı olanları ödüllendirmezseniz. Yan gelip yatan ile çok çalışan arasındaki farkı nasıl ortaya koyabilirsiniz? Esas performansın burada gösterilmesi gerekirken biz esas sıkıntıyı burada yaşamaktayız.

Ücretli ve Sözleşmeli Öğretmen ve de mülakat uygulamaların problemli olduğuna değindiniz. Peki  neden bu uygulamalarında karşındasınız biraz açar mısınız?

“TEK TİP İSTİHDAM OLSUN!”

İlimizde yaklaşık 360 ücretli öğretmen çalışıyor. Türkiye genelinde 100 bin öğretmen açığı var. ancak bazı branşlarda da norm fazlası söz konusu. Bunun için burada planlamanın daha doğru yapılması gerekiyor. Ayrıca il içi ve il dışı tayin ve atamalarda görülen aksaklık ve hatalar dolayısı ile bu norma fazlalıkları da ortaya çıkıyor. Biz sendika olarak şunu istemekteyiz: tek tip istihdam olsun. Yani kadro tip bizler 4/A’lı öğretmenler atansın istemekteyiz. Sözleşmeli öğretmenliğe de şu an için karşıyız: Ücretli değil herkesi kadrolu olsun ve sözleşmeli olmasın. Geçmişte de sözleşmeli öğretmenlik vardı. Sayın Cumhurbaşkanımız, başbakanlık yaptığı dönemde o zaman sözleşmeli olan öğretmenleri kadroya aldı.  Bakanlığın yeniden sözleşmeli öğretmenliği gündeme getirmesinin nedeni doğu ve güneydoğu’da sirkülasyonu engellemek. Sözleşmesi olduğu için bir öğretmenin sabit kalması sağlandı 5 yada 6 yıl süresince sözleşmeli öğretmenin yer değiştirme şansı yok.  Biz burada şuna karşıyız. Fakülteleri bitirmişiz KPSS’den bir puan almışız ve çalışmak zorundayız haliyle ekmek parası için bu nedenle de bunları imzalıyorlar. Bu süreç içerisinde bir meslektaşımızın babası da ölse evlense de yer değiştiremez. Bu konuda bir mazeret kabul edilmiyor. İşte bu uygulama doğru değil.

Bu çağda bu uygulama doğru değil, sayın bakanımız ya işinizi ya da eşinizi tercih edin demekte. Bu çok talihsiz bir açıklamadır. Biz eşimizden de işimizden de olmak istemiyoruz. Çözüm olması adına şöyle bir alternatif sunuyoruz; bu dezavantajlı bölgeye; hem maaş olarak hem diğer özlük hakları olarak buraları cazibeli kılacak şartlar getirin ve buralarda istihdamı böyle sağlayın. Mesela Arıcak Bukardi’de ki bir öğretmenle Elazığ merkezde çalışan öğretmenin maaşı aynı olmasın.  Uzak bir yerde çalışan öğretmen gerekirse bin TL fazla alsın. Hizmet puanı ders ücreti farklı olsun. Bir öğretmene kaldığı yer cazip hale gelsin. Sözleşmeli Öğretmenlik aile bütünlüğünü bozuyor. Birde Sözleşmeli Öğretmenliğe alımında mülakat sistemine de karşıyız. İyi puan alan bir adayın mülakatta beş puanı kesilince atanamıyor. Bu tamamen adaletsiz bir sistem. Mülakatın gerekçesi şu deniliyor: Kişinin terör örgütü ile bağlantılı olup olmadığı ortaya konulmak isteniyor. Biz buna karşıyız. Sonuçta 657’de Güvenlik Soruşturması maddesi var. Bu maddeye göre kıyas yapılmalı. Bizlerde devletin tüyü bitmemiş yetimin hakkına girecek olan kimsenin kamuda çalışmasını zaten istemiyoruz. Lakin mülakat sistemi bunu sağlamaz atama yaparken KPSS puanını baz alalım. Mülakat yapılacağı zaman alınacak kişinin üç katı çağrılıyor geçtiğimiz gün 25 bin öğretmen alımı yapılacaktı. Mülakata 75 bin kişi çağrıldı. Bu durumun sonucunda kabul edilmeyen 50 bin kişi devlete küskün oluyor. Yani küskünler ordusu oluşturuyoruz.  Atananlarda rahat değil. Peki atananlar niye rahat değil? Acaba birinin hakkını yiyerek mi atandık diye endişe taşıyorlar. Dolayısı ile bu uygulama doğru değil. Tıpkı diğer meslek grupları gibi bizde de tek tip kadro olsun istemekteyiz. Kariyer basamakları söz konusu olacaksa; uzman yada baş öğretmen olsun demekteyiz ama bu konuda da bir sürü öğretmen haklarını arıyor. Yani tepeden inme bizler başka şeyleri konuşamayız.

Şiddet sadece eğitim camiasında kol gezmiyor. Toplumun her yanında şiddete eğilimli bireyler var. Şiddetin önlenmesi adına eğitim yuvalarında da bir çalışma yapılamaz mı?

“YILLARCA MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİ ÖĞRENCİLERİMİZLE BULUŞTURMAYI ISKALADIK”

Bizler iki yıl önce Türkiye Yazarlar Birliği ile Eğitim ve Ahlâk konusunda bir sempozyum düzenlemiştik. Ve eğitimde en önemli noktanın değerler eğitimi vermekten geçtiğini aktarmıştık. Şu an bizim eğitimcilerin en çok zorlandığı alanda bu zaten.  Bölünmüş aileler söz konusu, çevre ve medyanın etkisi ile birlikte elimizdeki mevcut müfredat programı da milli ve manevi değerlerle öğrencileri buluşturmuyor. Cumhurbaşkanımızda sık sık bahsediyor. Milli ve manevi değerleri ile barışık olmayan bir nesil bizim geleceğimiz olamaz demekte. Bizlerde bunu vurgulamaktayız ama eğitim ortamlarında; öğretmenlerin verdiği bu mücadele tek başına yeterli olmuyor. Çünkü öğrenci olumsuz davranışları çevresinde görmeye devam ediyor. Ve hiç beklemediğimiz şiddet olayları ayyuka çıkıyor. Biz öğrencilerimizin ahlaklı ve faziletli gençler olarak yetişmesini istiyoruz. Lakin ülke olarak yıllarca biz şunu ıskaladık. Öğrencilerimizi test ve tost arasına sıkıştırdık. Sadece akademik bilgilerle donattık. Manevi değerlerini hiç önemsemedik. İyi bir mesleği olur mu buna odaklandık. Öğrenci bunları kazanabilir ama vatanına milletine anne babasına saygılı olur mu diye hiç düşünmedik. Dolayısı ile sadece bunlara odaklandırdığımız bir insanın terör örgütü tarafından kolayca kandırılabileceğini ve onlara hizmet eder bir hale geleceğini ve de topluma zarar vereceğini hesap edemedik.  15 Temmuz sürecinden sonra biz bunları hesap eder olduk. Kendimize çeki düzen vermeye başladık. Asıl bizim üzerinde durmamız gereken şey değerler eğitimidir. Öğretmenlerimiz derslerinin ilk beş dakikasında öğrencilere milli manevi duyguları aşılasın istemekteyiz. Herkesin bulunduğu noktada bunlara dikkat etmeli.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ben bütün bu olumsuz şartlara rağmen; camiamız olarak, bütün fedakarlığı ortaya koyan eğitimcilerimize teşekkür ediyorum.  Bizler hamd olsun 15 Temmuz’da da öğretmenlerimizin yetiştirdiği neslin gözünü kırpmadan tankların altına yattığını gördük. Birlik ve beraberlik içerisinde ülkesine sahip çıkan gençlerimiz var. Bu millet hem yardımsever hem de vatanseverdir. Bizler bunlarla yetinemeyiz bizler dünya liginde yarışıyoruz. Bu nedenle daha gayretli olmalıyız. Omuz omuza yürümeliyiz. Böylesi performans değerlendirmeleri ile camiamızın üzülmesini istemiyorum. Sizlere de sorunlarımızı aktarmamıza olanak tanıdığınız için teşekkür ederiz.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

Yeter @yeter artik

15 Nisan 2018 16:05

Ee konusmak icin konusulmasin....artik hukumet sixin miadinizi doldurdugunuzu dusunuyor....herseyde riyakarlik oldugu icin konusmadan da anlasildigik adar ee ben soledim ama olsun

Yasin çelik @Vurun öğretmene gitsin

14 Nisan 2018 17:35

İşte eğitimimizin en büyük sıkıntılarından biri daha;milli eğitim bakanlığı sırf birileri küsmesin diye bakanlık verilen bir kurum haline geldi maalesef.dikkat edin son yıllarda milli eğitim bakanlarına,hiçbiri eğitim camiasından değil,hele şu anki bakanımız sağolsun milli savunma bakanlığından sonra geldi eğitimin başına(bu ne Harika bir performans arkadaş önce savunma sonra eğitim) yazık söyleyecek söz bulamıyoruz.ama maalesef olan vatan evlatlarına oluyor.her gelen bakan yeni uyduruk sistemler demiyor ve bu ucube sistemlerin başarılı olması içim öğretmenler zorlanıp başarılı olunmazsa öğretmenler suçlanıyor. İşte böyle bir bakanlık be eğitim sistemi...eee biz ne diyelim VURUN GİTSİN ÖĞRETMENE o zaman

Haber Scripti: Medya İnternet