“Bizde empati kültürü yok!”

Nisan ayı bildiğiniz üzere Otizm Farkındalık ayı bizlerde gazete olarak otizmliler  için bir farkındalık oluşturmak istedik. Bu bağlamda da Mavi Işık Otizm Derneği Başkanı Mehmet Emrem ile son derece bilgilendirici ve toplumun otizmli bireylere bakış açısını değiştirecek bir söyleşi gerçekleştirdik. Başkan Emrem, “Çeşitli engeli olan bireylere göre sağlıklı bireyler olarak bizler bu toplumda torpilli bir şekilde yaşamaktayız. Otizmli ya da her hangi bir engeli olan birey bu nedenle kesinlikle toplum içinde rahat edemiyor. Bizlerin empati kültürü de maalesef yok” dedi.

“Bizde empati kültürü yok!” Röportaj

Röportaj: Kübra TÜRKAN

Bu ay Otizm için farkındalık oluşturma zamanı bizlerde gazete olarak bir nebze bu farkındalığa bizimde katkımız olsun diyerek, bu özel ayda Mavi Işık Otizm Derneği Başkanı Mehmet Emrem ile otizmi ve otizmlilerin çektiği zorlukları konuştuk. Başkan Emrem,  “Aileler çocuklarının otizmli olduğunu kabullenemiyor. Çünkü çocuklarında veba varmış gibi çocukları ile birlikte kendileri de toplumdan dışlanıyor. Oysa bizler otizmlileri topluma kazandırıp hayata tutunmalarını sağlarsak, toplumumuz güzelleşir” diyerek insanların kesinlikle empati kurması gerektiğini ifade etti.

Öncelikle Mavi Işık Otizm Derneği gibi bir derneği kurma fikri neden doğdu ve siz neden bu derneğin başkanlığını üstlendiniz?

“OTİZM MAALESEF HER GEÇEN GÜN ARTIYOR”

Böyle bir dernek kurduk çünkü bizler özel çocuklarımıza özel eğitimlerle ulaşıyorduk. Bu süreç içerisinde de özel çocuklarımızın sadece eğitimi ve aile danışmanlık kısmı ile ilgilendik. Ancak sürekli bir eksiklik vardı.  Çocuklarımızın sosyal anlamda da ifade edilmesi gerekiyordu. Bizlerin toplumsal bir farkındalık oluşturması gerekiyordu. Ancak özel bir kurumla bağlantılı olduğumuz için bu derneği kurmadan önce yürüttüğümüz tüm faaliyetlerin ticari bir kaygı ile ortaya konulduğu algısını bir türlü aşamadık. Ancak bir dernek kurarak toplumsal farkındalığı oluşturacağımıza kanaat getirerek eğitimci arkadaşlarımızda da fikir alışverişinde bulunarak bir dernek çatısı altında toplanarak farklı bir ses oluşturacağımıza kararlaştırarak iki yıl önce derneğimizi kurduk.  Birçok özel çocukla ilgilenmemize rağmen derneğimizi otizm üzerine kurduk. Çünkü maalesef otizm çok ciddi derecede artış göstermektedir. Bu hastalıktaki artış maalesef önlenemez bir hâl aldı. Belki de artışın nedeni artık daha fazla bu rahatsızlığa tanı konuluyor olmasından da kaynaklanabilir. Şu an ben bu derneğin başkanlığını yürütüyorum ancak ilerleyen zamanlarda diğer eğitimci arkadaşlarımıza bu bayrağı teslim edebilirim. 2 yıl süresince çeşitli seminerler düzenledik. Alanında uzman kişiler bu seminerleri verdiler. Zaman zaman ilimizin mülki amirlerinin bu alanlarda yaptıkları çalışmalara katılarak onlara katkı sunuyoruz. Tüm bu çalışmalar yeterli mi dersiniz? Bu çalışmalar elbette yeterli değil biz henüz yolun başındayız.  Ayrıca dernek olarak bu rahatsızlığın tanılama sürecine de katkıda bulunmak istiyoruz. Ailelerin şunu bilmesi gerekiyor. Otizmli bireylerde teşhis konulduktan sonra sadece sağlık önlemleri alınarak mesafe kaydedemiyorlar.  Otizmli çocukların özel eğitimlerle bir an evvel hayata tutunması gerekiyor.  Ancak sadece çocuğun okulda aldığı eğitimde yetmez. Ailelerde takip edilerek çocuklara evde gereken eğitim ortamını sağlamaları gerekiyor.  Dernek olarak bizler bunları hedefliyoruz. Birde 2020’li yıllarda derneğimizin bünyesinde tanımlama yetisi olan uzman kişilere de yer vermek istiyoruz.

Otizminin çok hızlı bir şekilde artış gösterdiğini aktardınız peki İlimizde bilinen kaç otizm hastası var desek bize ne söyler siniz?

“KESİN BİR İSTATİSTİKİ BİLGİ OLMASADA 400’E YAKIN OTİZMLİ ÇOCUK VAR!”

Sadece bu sene yeni kayıt yaptıran 160 otizm öğrencisi var. Geçmiş yıları da dahil edersek; bu sayı 400’lere ulaşmış vaziyette. Tabi bu bilinen ve eğitime başlayan çocuklarımız birde tanısı henüz konulamamış veya tanısı konulmuş olsa dahi ailelerin ilgilenmediği çocuklarımızda var. Maalesef her geçen gün bu sayı artış gösteriyor.  Bizler bu verileri tanıları tam olarak konulan ve eğitim sürecine kanalize edilen bireyleri baz alarak söylüyoruz. Bu nedenle kesin bir istatistiki veri veremiyoruz. Ancak müthiş denilecek şekilde bir artış söz konusu 1989 yılında Birleşmiş Milletler bu konuda bir araştırma yapmış ve o zaman 10 bin kişide 4 kişide otizm rahatsızlığı tespit edilmiş. 2002 yılına gelinciğinde bu çalışma tekrarlandığında 10 binde 166 kişi otizm hastası çıkmıştır. Yani;  buradan hareketle 1989 yılında 2bin 500 kişiden biri otizm hastasıyken 2002 yılında; 150 kişiden biri hasta olmaya başlamıştır. Bu tarz verileri göz önünde bulundurduğumuzda ciddi bir artıştan söz ediyoruz. Bunun için toplumu sevk ve idare edenlerin mutlaka ve mutlaka bunu bir olağanüstü durum olarak görüp, kamu sağlığını ilgilendiren acil eylem planına dönüştürmesi lazım. Bu konu üzerine Cumhurbaşkanımız 2013 yılından itibaren başlattığı ve 2016 yılında da özellikle taçlandırdığı Otizm Eylem Planı vardı. Ülkemizde Otizm Meclisi kuruldu. Bu anlamda derneklerin bir araya gelerek oluşturduğu bir meclis var. Burada alınan kararlar hepimizi ilgilendiriyor. Yani otizm mutlaka ve mutlaka toplumun genelini ilgilendiren bir konu. Bundan dolayı da toplumu yönlendirenlerin bu konuda bir söz söyleyerek toplumu bu konuda bilinçlendirmesi gerekiyor. Yönetenlerin göz kontağı kuramayan bir çocuğun varlığını bilerek toplumu yönetmeye ve toplumda çeşitli öngörülerde bulunarak yol göstermeleri gerekmekte.

Bu hastalığın tanılanmasının zaman aldığını ve özellikle ailelerin bu tanılama süreçlerinde yıprandığını ve bir türlü çocuklarına bu rahatsızlığı kondurmak istemediği bilinen bir gerçek. Peki bu durumun aşılması adına ailelere vereceğiniz mesajlarınız nelerdir?

“AİLELER DIŞLANACAKLARINI BİLDİKLERİ İÇİN KABULLENMEKTE ZORLANIYOR”

Öncelikle bizim toplum olarak temel problemimiz şu ki biz hayatımızın her evresinde kendi sahip olduklarımızı, ötekinin sahip oldukları ile kıyaslamaktır. Maalesef bu kıyaslamalar sonucunda toplumsal yaşamlarımız şekilleniyor.  Buradan hareketle otizmli bir bireye sahip olan ailenin neler çektiğini çok net bir şekilde anlayabiliriz. Otizmli bir bireye sahip olan aile elbette bunu kabullenmekte güçlük çekecektir. Çünkü bir başka aile çocukları ile birlikte artık kendilerini ziyarete gelmeyecektir. Akrabaları misafirliğe kabul etmeyecektir. Kendisine de misafir gelemeyecektir. Sanki kendi çocukları da bu durumdan etkilenir düşüncesine kapılacaktır. Otizmli bireye sahip olan aileler çocuklarında bir veba varmış gibi kendilerine de yaklaşılmayacağının farkındadırlar. Ayrıca bir AVM’ye gittikleri anda burada ilk fark edilecek kişinin kendileri olacağının farkındadırlar. Sürekli acaba ben ve çocuğum hakkında ne düşünülüyor endişesini taşıyacaktır. Tüm bu düşüncelerle bir yere varmak gerçekten zor ve meşakkatli bir süreçtir. Ancak bu ailelerimizin otizmli bir bireye sahip olduğunu kabul ederek onlarla nasıl yaşaması gerektiğini bilmesi gerekiyor. Bu nedenle bu durum karşısında aile hep birlikte yaşaması gerektiğini bilmeli.

“OTİZMLİLERİN AİLEDEN BAĞIMSIZ HAREKET ETMESİ SAĞLANMALIDIR”

Aileler önce kabulü gerçekleştirerek ondan sonrada otizmli çocuğumuzun bizlerden bağımsız bir şekilde tıpkı akranları gibi yaşama tutunacak şekilde imkânları ona sunarak çocuğumuzun bu şekilde yetiştirilmesine gayret etmeliyiz. Bunu yaptığımız takdirde farkındalık oluştururuz ve de çocuğumuzun bizlerden bağımsız bir birey şekilde yaşamasını sağlarız. Bu çocukların korunup kollanmaya ihtiyacı yok. Bu çocukların yönlendirilmeye ihtiyaçları var. Sadece fark şu bizler bu çocuklarla konuşurken; daha net olmamız gerekiyor. Somut konuşmamız lazım. Otizmli bir çocuğa karmaşık cümleler kurduğunuzda o bunu bir gürültü olarak anlar. Aileler bunu sağladıkları anda çocuklarının hayatında bir şeyler değiştiğini fark edeceklerdir.

“OTİZMLİLERİN ENTEGRESYONU SAĞLANIRSA TOPLUM GÜZELLEŞİR”

Mesela bu çocuklarımız yalan söylemezler, yapmacık hareketlerde bulunmazlar. Yaşları kaç olursa olsun son derece saf ve temizlerdir. Bizim belki sahip olamadığımız güzelliklere sahiptirler. Bunların topluma entegrasyonu sağlanırsa belki toplum çok daha güzelleşir. Siyasetçiler bazen derler ya toplumu bir çocuğun gözü ile güzelleştireceğiz diye bu her ne kadar sloganik bir cümle olsa da bu cümle özel eğitim açısından çok kıymetli. Biz siyasetçi değiliz bunu yaşıyor ve görüyoruz. Ben geçmişte dershanelerde rehberlik öğretmenliği yaptım. Üniversitelere öğrenci hazırlıyorduk. İnsanların mesleki hayatlarını şekillendiriyorduk. Hazırladığımız ekip içerisinden Türkiye birincisi bile çıkardık. Ama inanın 2007 yılından beri başladığım bu alanda bir çocuğun göz kontağı kurması, emekleyemeyen bir çocuğun emeklemeye başlaması, tebessüm etmeye başlaması ya da dil gelişiminde sorun olan çocuğumuzun anne diyebilmesi bizim daha önce yaşadığımız ve belki mesleki anlamda zirve denilecek başarılar tüm bunların yanında gölgede kaldı. Çünkü biz bu çocukların hayata tutunmasını sağlıyoruz. Bu çocuklarımız saldırgan değil sadece konuşulanı anlayamadıklarında ve de söyleyeceklerini söylemediklerinde kendilerini değişik hareketler ile fark ettirmeye çalışmaktalar.

Nisan ayı boyunca Otizme bir farkındalık oluşturulacağını düşünüyor musunuz?

“BU TARZ GÜNLERİN KUTLANMASI BİR İRONİ!”

Ben bu tarz günlerin bir kutlama havası içerisinde kutlanıyor olmasını bir ironi olarak görmekteyim. Bizim bu günleri kutlama formundan çıkarmamız gerekiyor. Bu ay farkındalık oluşturacak nitelikte çalışmalar yapmalıyız. Çünkü bugünün içeriğinde bir Anneler Günü gibi böylesi farkındalık günlerinin zevki, sefası, hatırası yok. Bu özel bir durumdur.  Ve bu özel durumdakilere farkındılık oluşturmak adına çeşitli organizasyonlar yapmalıyız. Mesela bizler yürüyüşler yapıyoruz, oturuyoruz kalkıyoruz. Oysa bizim bunların dışında şunları yapmamız lazım: Mesela Emniyet Haftasında bütün kurumlar kalkıp Emniyeti ziyaret ediyor. Neden otizm ayında da otizm dernekleri, otizmli çocukların eğitim aldığı eğitim yuvaları ya da otizmli çocuğa sahip olan ailelere ziyaret gerçekleştirilmez ki;  bir etkinlik sırasında mikrofon uzatıldığında farkındayız, farkındayız denmekte ve maalesef bu ağırlıklı olarak 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü ile sınırlı kalmaktadır. Biz sadece tek bir günle farkındalık oluşturulmayacağını biliyoruz. Ve tüm günler farkındalık için uygundur demekteyiz.

Peki Elazığ’da otizmli bir birey sizce toplumsal hayatın içerisinde rahatlıkla yer alabiliyor mu?

“KESİNLİKLE TOPLUMDA RAHAT DEĞİLLER, BİRDE SORSANIZ HEPİMİZ FARKINDAYIZ!”

Kesinlikle hayır! Çünkü rahatlıkla bir akrabasının evine, lokantaya, AVM’ye gidemiyor. Mesela şehrimizde iki tane büyük bir AVM var. İkisinde de çocukların eğlenebileceği oyun alanları var ama diğer çocuklar bu özel çocuklardan korkmasınlar diye bu çocukları oraya sokmama eğilimi göstermekteler.  İşte bunlarla karşılaşınca o zaman bizler neyin derdini yaşıyoruz demekteyiz. Bir şeyi düzeltemediğimizi görüyoruz. Bizim her şeyden önce empati duygularımızı geliştirmemiz gerekiyor.  Bu özel çocukların ebeveynleri olabiliriz. Olmamamıza da gerek yok. O çocuklarda bu toplumda yaşayan her türlü hak ve hukuktan faydalanma hürriyetlerine sahipler.  Her birimiz bunu bilerek hareket etmeliyiz.  Bugün otizmli bir birey kaynaştırma eğitimi alırken bütün okullar kapıyı kapatıyor. Ama sorsan hepimiz farkındayız. Ama hangisinin farkındayız?  Otizmli çocuğun mağduriyetinin mi yoksa özel durumunun mu? Toplum olarak buna karar vermeliyiz.

“SAĞLIKLI BİREYLER TOPLUMDA TORPİLLİ YAŞAMAKTADIRLAR”

Çeşitli engeli olan bireylere göre sağlıklı bireyler olarak bizler bu toplumda torpilli bir şekilde yaşamaktayız.  Niye çünkü bütün imkânlar sağlıklı bireylere uygun olarak dizayn ediliyor. Kaldırımlar tekerlekli sandalyeler için ne denli uygun işitme ya da görme engelli olanlar için uygun mu?  Bu açıdan baktığımızda o zaman biz toplum olarak neyi tartışıyoruz demekteyiz? Yapılan toplantılar sonrasında bunlar çözümler sunulacağı ifade ediliyor.

“ÇEVRENİZE BAKIN ENGELLİLERİN YAŞAMINA UYGUN NE VAR?”

Mecliste alınan bir karar göre bütün yerel yönetimler, engellilerin erişilebilirliği ile ilgili bu yıl içerisine girmeden hazırlanış olmaları gerekiyordu? Biz bunun neresindeyiz? Bunu sorgulamalıyız bir başka boyut ise; her mahallede çocuklarımızın kullanımına sunulan parklarımız var. Bunların engellilere uygunluğu nerede? Büyük binalar yaparak çok üst düzeyde bir medeniyete sahip olmuyoruz.   Engelli bireylerin özel durumlarının göz önünde bulundurularak tüm kamusal alanların buna göre dizayn edilmesi gerekiyor.  Böyle bir toplumsal yaşam sunulmalı. Bu onların insani hakları olduğu gibi bizi toplum olarak bir arada tutan toplumsal değerlerimizin de bize sunmuş olduğu zorunluluklardandır.

Söyleşimizin sonuna geldik. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

“BİZDEN BAĞIMSIZ BİREYLERİ TOPLUMA KAZANDIRMALIYIZ”

Bu alanın bir son cümlesi olmaz. Bu alan sürekli üzerinde düşünülmesi gereken ve yenilikler eklenmesi gerekiyor. İnsanların hayata tutunması adına her gün yeni yollar aranması gerekiyor. Dolayısı ile bu alanda çalışmakta olan bu alandan hizmet alanların mutlaka ve mutlaka bu bilinçle hareket etmesi gerektiğinin kanaatindeyim. Bu bilinçle hareket edildiği anda kazananlar bizim çocuklarımız olacaktır. Bizim çocuklarımızın kazanması demek bizim geleceğimizin şimdiden inşa edilmesi demektir. Özel bir çocuğumuzdan belki bir Recep Tayyip Erdoğan çıkartamayabiliriz Ama anne ve babasından bağımsız hareket eden ve ekonomik özgürlüğünü kazanan bireyler olarak yetiştirebiliriz. Lakin bu kaygılar ile hareket etmediğimiz anda bize bağımlı bireylerin sayısı her geçen gün artar. Buna dikkat etmeliyiz. Geldiğiniz ve gazetenizde bize yer verdiğiniz için teşekkürler İnşallah bu şekilde farkındalık oluşturacağız.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Haber Scripti: Medya İnternet