Ressam Nezahat Beyarslan’dan kadınlara tavsiye; hobi edinin!

Nezahat Beyarslan İlimizde görmeye pek alışık olmadığımız bir kadın ressam. Emekli olduktan sonra resme merakıyla başlamış sanata ilgisi. Kendisi sanatçının özgür olması taraftarı olan ve kendisini kalıplara sığdırmamış bir ressam. Çalışmalarında özgün olmaktan yana. Örnek bir kişilik... Özellikle kadınların kendilerine zaman ayırmalarını ve mutlaka bir hobi edinmelerini öneriyor.

Ressam Nezahat Beyarslan’dan kadınlara tavsiye; hobi edinin! Röportaj

Röportaj: Songül DURSUN

Sanatın her dalında olduğu gibi resim de ayrı bir yetenek istiyor. Resim ile uğraşan çoğu kişi ise bu yeteneğini ya sonradan fark ediyor ya da daha önceden fark ediyor ama bunu sanata dönüştürmesi zaman alıyor. Nezahat Beyarslan da İlimizde görmeye pek alışık olmadığımız bir kadın ressam. Emekli olduktan sonra resme merakıyla başlamış sanata ilgisi. Kendisi sanatçının özgür olması taraftarı olan ve kendisini kalıplara sığdırmamış bir ressam. Çalışmalarında özgün olmaktan yana. Özellikle kadınların kendilerine zaman ayırmalarını ve mutlaka bir hobi edinmelerini öneriyor. Ressam Nezahat Beyarslan sanatı, çalışmaları, sergilerine ilişkin sorularımızı şöyle yanıtladı:

Öncelikle kendinizi okuyucularımıza tanıtır mısınız?

“İYİ Kİ DE RESME BAŞLAMIŞIM DİYORUM”

Okuyucularınıza buradan merhaba demek isterim. Ben Nezahat Beyarslan. Elazığlıyım. Lise mezunuyum. Sosyal Güvenlik Kurumunda 12 yıl çalıştıktan sonra emekli oldum. Daha sonra resme merak sardım. Evliyim iki kızım var. Emekli olduktan sonra çocuklar evden uzaklaşınca kendime çokça zaman kaldığını düşündüm. Resmi de çok severdim. 2004 yılında resme başladım. Resim hocamızın Selami Gedik’in açmış olduğu sergilere giderdim. Düşündüm ne yapabilirim diye? O dönemde Kız Meslek Lisesinde resim kurslarına kaydımı yaptırarak resme başladım. İlk çalışmalarımız hocamızın nezaretinde olduğu için çok güzel çalışmalardı. Onları hiçbir zaman satmayı düşünmedim. Satmadım. Önceleri resme bir hobi olarak başladım. İçinizde o aşk varsa yaptıkça daha çok seviyorsunuz. Sonra yaptığım çalışmaları koyacak yerim kalmıyordu ve istedim ki yaptığım çalışmaları birileri görsün. Sergimi açtım. Sonrasında çok mutlu oldum. İyi ki de açmışım dedim. Halktan gelen tepkiler çok güzeldi. İkinci sergimde promosyon tablolar yaptım. Zor şartlarına rağmen insanların tablolarımı almak istemeleri beni çok mutlu etti.İyi ki de resme başlamışım diyorum.

Birçok sergiye katıldınız. Sergi deneyimlerinizi bizlerle paylaşır mısınız?

“İTALYAN SANAT MÜZESİNDE ÇALIŞMAM YER ALIYOR”

Karma sergiler için davet alıyorsunuz. Ama ben Elazığ’da yaşadığım için, tablolarımı göndermekte sıkıntı yaşıyorum. Bu sergiler de il dışında açıldığı için sadece çok samimi arkadaşlarımın açtığı sergilere katıldım. Bunun dışında hiçbirine katılamadım. Çünkü çalışmalarımı kargoyla göndermek istemedim.  Diğer sergilere de mesela İstanbul’a kendi elimle götürdüm. Çanakkale Zaferi’nin 100. Yıl dönümünde “Barış Petekleri” adlı çalıştay vardı. Oraya çalışmalarımdan göndermiştim. Şayet oraya gidenler varsa o çalışmam halen orada mevcut. Yurt dışında bir çalıştaya katılmıştım. Ancak sadece bir tanesine katılabildim. Çünkü bu tür çalıştaylara katılmak için yüksek bütçeler ayırmanız gerekiyor.  Biz gittik İtalya’da, Yunanistan’da çalışmalarımızı yaptık. Benim çalışmam İtalyan Sanat Müzesine alındı. Çalışmam müzeye alınınca dolayısıyla ben sergiye katılamadım. Venedik’te Napoli’de birçok çalıştay oldu. Hepsine de davet aldım. Ancak hepsine yüksek bütçeler ayırmam gerektiğinden katılmadım. Zaten ben kariyer yapmak için resim yapmıyorum. Sadece resim yapmayı çok sevdiğim için yapıyorum. Çalışmalarımı da göndermedim. Yurt dışındaki sergilere kendim gidersem çalışmalarımı götürüyorum. Yoksa çalışmalarımı göndermiyorum. Zaten çalışmalar yurt dışına çıkarırken çok fazla zarar görüyor.

Sizce resim doğuştan bir yetenek midir? Sonradan kazanılabilir mi?

“RESMİ, AŞKLA YAPARSANIZ GÜZEL ŞEYLER ORTAYA ÇIKIYOR”

Ben de bu soruyu hocama sormuştum. “Ben 27 yıllık öğretmenim bu güne kadar doğuştan resim yeteneği olan bir tek kişi denk geldi.” demişti. Benim doğuştan öyle resim yeteneğim yoktu. Hatta İlk yaptığım resimlere baktığımda gülmekten katılıyorum. Mesela bizim sınıfta kursa ilk başlayıp da çok güzel resim yapan kimse yoktu. Doğuştan yetenekli olmak çok ender, Allah’ın belki özel insanlara bahşettiği bir şey... Ama benim kesinlikle doğuştan gelen bir yetenek değil, ben aşkla resim yapıyorum. Ben sergilere hazırlanırken sabahlara kadar uyumazdım. Tekrar tekrar çalışıyordum. Kutu kutu boya harcıyordum. Tablolarımın üzerinde belki 20 katman boya vardır. Suya düşse benim tablolarıma bir şey olmaz. Deneme yanılma şeklinde bir şeyler yapmaya çalıştım. Ama şunu söylüyorum eğer bu sanatı sevmiyorsanız kesinlikle uğraşamazsınız. Aşkla yaparsanız güzel şeyler ortaya çıkıyor.

Sizi diğer sanatçılardan ayıran bir özelliğiniz olduğunu düşünüyor musunuz?

“BELLİ KALIPLAR İÇERİSİNE GİRMEK İSTEMİYORUM”

Düşünüyorum. Çok da farklı bir özellik... Benim sanatçı dostlarım var. Herkesin de sanatçı dostları olmalı. Çünkü sanatçılar çok özel insanlar. Ben onlardan hangisinin çalışmalarını dünyanın neresinde olursa olsun gördüğüm takdirde mesela bu çalışma Halil Parmakçı’nın, bu Saruhan Yaman’nın veya Kani Kaya’nın diyebilirim. Ama benim çalışmalarımı kim nerede görürse görsün bu çalışma Nezahat Beyarslan’a ait diyemez. Çünkü ben hep farklı çalıştım. Belki çok yeniyim diye belki kendime bir tarz oturtmadığımda ama oturtmak da istemiyorum. Renkleri de çok çeşitli kullanmak istiyorum, çalışmalarım da farklı olsun istiyorum. Çizgim belli olmasın. Mesela Bob Ross’u çok severdim. Okul çağımdan beri onu çok izlerdik. Hatta onunla birlikte ekranın karşısına geçip malzemelerimi hazırlar onunla birlikte resim yapardım. Onun kendine özgü bir çalışması vardır. Ölünceye kadar peyzaj çalıştı, hep aynı tarzda çalıştı. Sanatçılar genelde hep öyle yapıyorlar. Ama ben öyle değilim öyle olmak da istemiyorum. Ben istiyorum ki her rengi kullanayım, her tür resim çalışayım.  Kendimi belli kalıpların içerisine sokmak istemiyorum. Avrupalı sanatçı arkadaşlarım soyut resimde gayet iyi olduğumu söylerler... O yönde çalışmalısın derler. Ama ben belli kalıplar içerisine girmek istemiyorum.

Kullandığınız malzemeler neye göre şekilleniyor?

Biz kursumuzda bütün boyalarla çalıştık ama ben yağlı boyayı çok sevdim. Yağlı boya çalıştığınız zaman istediğiniz kadar hata yapabiliyorsunuz. Üstünü kapatıp tekrar çalışabiliyorsunuz. Ayrıca yağlı boyanın başka hiçbir boyada olmayan tablo bittiğindeki o ıslak dokusu benim çok hoşuma gider. Akriliği yaptığınızda 5 dakika sonra kurur. Ama yağlı boyada o boyanın nemini, koklusunu hissetmek istiyorum. Yağlı boya çalıştığınızda yıllar sonra bile tablodaki hatalarınızı düzeltebiliyorsunuz. Hocamız da bizi biraz daha yağlı boyaya yönlendirdi. Onun da etkisi var. Fırçalarda falan özgürsünüz, ne ile rahat çalışabiliyorsam onları kullanıyorum. Tuvalde en iyisini kullanmaya çalışıyorum. Tuvallerimi genel olarak il dışından getirtiyorum.

Kendinize örnek aldığınız sanatçılar oldu mu?

“RESİM YAPMAK İSTEYENLERE YOL GÖSTERMESİ AÇISINDAN ÖZGÜN ÇALIŞSINLAR”

Mesela Muhsin Kaleli sürrealisttir.  Onun yaptığı yağlı boya çalışmaları gördüğüm zaman fotoğraf sanmıştım. Fotoğraf kalitesinde resim yapar. Yılda bir yada iki yılda bir tablo yapar. Sürrealist çalışırsam onu örnek alabilirim. Ama yöresel kültürünü geliştiren, göz önüne alan, o şekilde çalışan arkadaşlarım var. Mesel a Elazığ’ın yemek kültürünü, yapısını, yaşam tarzını ortaya koyacak bir sergi düşünürsem Saruhan Yaman’ıörnek almayı düşünürüm. O, Vanlı olduğu için hep Van’ı yansıtan resimler yapıyor. Mesela Bob Ross… Onu izliyorum ve onunla birlikte çalışıyorum. Ama bu yaptığım çalışmalarımı hediye ediyorum. Çünkü o çalışmalar bana ait çalışmalar olmuyor. Bu arada şunu belirtmek isterim: İleride resim yapmak isteyenlere yol göstermesi açısından özgün çalışsınlar. Ben peyzaj çalıştığım zaman bile fotoğraf çekip çalıştım. Çektiğim fotoğrafları çalıştım. Çalışmalarımın tamamı kendi çektiğim fotoğraflardır veya fotoğraf çekilmiştir, çok hoşuma gitmiştir. O çekilen fotoğrafı baz alarak ve çok değiştirerek çalışmışımdır. Benim çalışmamın dünyanın hiçbir yerinde bir ikincisi yoktur. Benzer vardır. Mesela çiçek çalıştığınız zaman çok fazla şansınız yok.Mutlaka bir birine benzer ama peyzaj çalışmalarımda kesinlikle kendi çektiğim fotoğrafları tercih ettim. Resim yapan arkadaşlara da bunu tavsiye ediyorum. Çünkü bir defa çalışılan resmi tekrar çalışmak kopya niteliğinde oluyor. Resim çalışmak isteyenler özellikle buna dikkat etsinler.

Yakın zamanda projeleriniz var mı?

Geçen yıl birlikte kursa başladığımız arkadaşlarıma söz vermiştim. Birlikte bir sergi açalım diye. Ama benim şartlarım uygun olmadığı için açamamıştık. Belki nisan ayından sonra onlara verdiğim sözü yerine getirmek amaçlı onlarla birlikte kültür merkezinde bir sergi açmayı düşünüyorum. Arkadaşlarımın çalışmalarıyla birlikte sergiyi açabiliriz.

Elazığ’ı kültür-sanat anlamında değerlendirmenizi istersek neler söyleyeceksiniz?

“YEREL YÖNETİCİLERİMİZ BU KONUDA ÇOK EKSİKLER”

Çok üzgünüm bu anlamda İlimiz sıfır. Mesela kendi çevremden örnek verirsem maddi güçlerine vurgu yapmak amacıyla söylemek istiyorum imkânları var. 500-600 bin TL’lik evlerde oturuyorlar ama baktığınız zaman duvarlarında bir ressama ait orijinal bir tablo göremezsiniz. Sergilerime bu insanları davet etmişimdir. Ama bir tablo satın alan olmamıştır. Bir diğer konu ise yerel yöneticilerimiz bu konuda çok eksikler. Mesela geçtiğimiz günlerde Kadın Yaşam Merkezi açılışında benim çalışmalarımdan oluşan bir küçük sergi açmıştık. O açılışta isterdim ki Vali Bey benimle bir sohbet etsin, Belediye Başkanımız da bu konuda bir irade ortaya koyması gerekirdi. Belki çalışmalarımdan birkaçını alıp belediyede sergilenip satılmasına vesile olabilirdi. İki sergi açtım ikisinde de satış yaptım diyemeyeceğim. Ben sergilerimde satış yapmak amaçlı yapmıyorum çalışmalarımı sergilemek istediğim için sergiler açıyorum. Ayrıca Belediye Başkanımıza bir teklif götürmek istedim. Bir sanat sokağı açılsın ve bu sokakta sanatçılar birbirlerini tanısın, diyaloga girsin, kaynaşsın.

Kadınlara nasıl bir mesaj vereceksiniz?

“KADINLARIMIZ PASİF KALMASINLAR”

Bu yönde ilgisi olan kadınlar çalışmalarını değerlendirsinler. Sergiler açsınlar. Zaten hobi olarak yapıyorlarsa benim gibi kapalı duvarlar arasında çalışmalarını saklamasınlar. Birileri görsün, birilerine  örnek olsun, birilerinin ufku açılsın. Ayrıca kadınlarımız çok verimsiz, çok pasif. Eşleri getirip kadınlar yemesin. Hayatlarında bir renk olsun, bir ahenk olsun kendilerine ait bir şey olsun. Pasif kalmanın bir anlamı yok.

Tema olarak özellikle işlediğiniz bir konu var mı?

Ben atları çok severdim. En çok at resmi çalıştım ve kuş resmi çalıştım. Hatta İlk çalışmam attı. Çok güzel bir çalışmaydı kızım hemen el koymuştu. Eski Belediye Başkanımız Süleyman Selmanoğlu sergide almak istemişti ancak ilk çalışmam olduğu için satamaya kıyamamıştım.

Sanatta özgürlükten yana olduğunuzu anlıyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

“RUHUMA YATIRIM YAPMAK, KENDİMİ İYİ HİSSETMEK İÇİN RESİM YAPIYORUM”

Ben resim yaparken evime asabileceğim şeyleri çalışırım. Mesela evime asmayacaksam başkasına da yapmıyorum. Sipariş kesinlikle almıyorum.  Çünkü başlarken kafanızda başka bir şey var. Bittiğinde ise tamamen farklı bir şey ortaya çıkıyor. Sipariş alan arkadaşlar var, ben saygı duyuyorum. Bu benim için ticari amaçlı bir şey olmadığı için,sadece ruhumu dinlendirmek, ruhuma yatırım yapmak, kendimi iyi hissetmek için çalıştığımdan dolayı sonucun ne olduğu çok da önemli değil. İçime sinsin sonuçta ne çıkarsa çıksın.

Genellikle nasıl bir ruh haliyle resim yapıyorsunuz?

“MUTLU OLDUĞUM ZAMAN RESİM YAPABİLİYORUM”

Stresli olmayacaksınız, ruhunuz dingin olacak, evde gerilim olmayacak. Evimin altında hobi alanım olabilecek bir yerim vardı ama işyeri gibi olacağı için orada mutlu olamadım daha sonra evimin mutfağında çalışmaya başladım. Arkasından çocuklarımın üniversite dolayısıyla evlenmeleri dolayısıyla odası boşalmıştı. Orayı kendime uygun olarak hazırladım. Orada çalışmalarımı yapıyorum. Kendi adıma söylüyorum kesinlikle mutlu olduğunuz zaman resim yapabiliyorsunuz. Mutsuz olduğunuz zaman yapılmıyor.

Sizin için hayallerinizin peşinden koştunuz diyebilir miyiz?

Diyebiliriz. Çünkü kendimi çok mutlu hissediyorum. Artık bu yaştan sonra kendimi bir şeylere zorunlu hissetmek istemiyorum. Mesela İngilizce kurslarına gidiyorum. Bu kurs ortamı dabazen  beni gerebiliyor. Direktifler bana göre değil.

Başarınızı neye borçlusunuz?

Sevdiğiniz işi yapınca başarılı oluyorsunuz. Ayrıca burada Hidayet Öncü hocamızı da anmadan edemeyeceğim. Onun büyük emekleri var.

Son olarak neler söylemek istiyorsunuz?

“SANATLA UĞRAŞAN İNSANDAN ZARAR GELMEZ”

Öncelikle yerel yönetimlerimize özellikle rica ediyorum. Sanata biraz el astınalar, zaman ayırsınlar. Bir sanat evi, sanat sokağı açılsın. Diğer sanatçılarla bir araya gelebileceğimiz, çalışmalarımızın sürekli sergileneceği, istediğimiz zaman gidip çalışabileceğimiz bir yerimiz olsun, sanat evi olsun istiyorum. Özellikle kadınlarımız mutlaka bir şeylerle meşgul olsunlar mesela belediyemizin açmış olduğu çok faydalı verimli kurslar var. Kendilerine zaman ayırsınlar.

Sanat herkese lazım… Çünkü sanatla uğraşan insandan zarar gelmiyor. Gençler bir sanatla uğraşsınlar. Üreten okuyan insan kesinlikle kendine de topluma da faydalı olur. Sanat insanın enerjisini  yükseltiyor. Ruhunu dinlendiriyor. O bakımdan olumsuz şeylere yönlenmek söz konusu olmayacaktır. İnsanlar kafalarını güzel şeylerle meşgul ettikleri takdirde olumsuzluklar da kendiliğinden kaybolup gidiyor.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Haber Scripti: Medya İnternet