Ek gıdaya geçişte nelere dikkat edilmeli?

İlk 6 ayını anne sütüyle tamamlayan bebeklerin ek gıdaya geçiş süreci pek çok soru işaretini de beraberinde getiriyor. Biz de gazete olarak Fırat Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları A.D Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Doğan’dan bu konuda bilgilendirmeler aldık. Doğan ek gıdaya, azar azar, çocuğun aç olduğu zamanda, tadımlık olarak başlanması gerektiğini söyledi.

Ek gıdaya geçişte nelere dikkat edilmeli? Sağlık

Haber: Songül DURSUN/ÖZEL

Prof.Dr. Yaşar Doğan’ın tavsiyelerini, çocukların ek gıdaya geçiş sürecinde dikkat edilmesi gereken belli başlı konuları haberimizde bir araya getirdik. Doğan, çocuklarda ek gıdaya geçmenin en ideal zamanının 6. ay olduğunu ifade ederek, ek gıdaya geçerken annelere şu tavsiyelerde bulundu: “ İlk altı ay anne sütü ile beslenen çocuğun sağlıklı beslenmesi için ek gıdaya geçmesi gerekiyor. Ek gıdanın en ideal zamanının 6. ay olduğunu düşünüyoruz. 6. aydan önce eğer gereksiz ek gıda verilirse anne sütünün giderek azaldığını görmekteyiz. Ama zaruri koşullar göz önünde bulundurulduğunda bazen ek gıdayı 4,5, 5 ay sınırına da çekebiliyoruz. Ama herşey normal seyrederken, çocuğun günlük ve aylık kilo gelişimi normalse, 6. ayda ek gıdaya geçilmelidir.”

“PARÇALAYICI KULLANMAYIN”

Doğan tavsiyelerine şöyle devam etti: “Ek gıdaya geçtiğiniz zaman bir gıdayla başlayın. Bu bir gıdayı azar azar, çocuğun aç olduğu bir zamanda tadımlık olarak alması gerekiyor. Çocuk tokken verildiği zaman çocuk gıdayı sevmezse; çocuk o gıdaya karşı bir tiksinti duyacak ve yaşamının ileri yıllarında da o yanlışlık devam edecektir. Annelere önerdiğimiz bir diğer şey de ek gıdaya geçildiği zaman blender kullanmamaları yönünde oluyor. Mümkünse parçalayıcı kullanmasınlar. Çünkü çocuk yavaş yavaş ek gıdaya geçerken artık yutma refleksinin de gelişmesi lazım. Ek gıdayı biz süt kıvamına getirirsek çocuk ileriki aylarda belirgin olarak pütürlü gıdaları alma konusunda sıkıntı çekeceğinden, çocuklarda 4-5 yaşına kadar süren beslenme bozukluğu gelişebilir. Bundan dolayı annelere diyoruz ki; mümkünse pütürlü gıdaları yavaş yavaş, özendirerek ve çocuk açken verin. İkinci bir ek gıdaya başlarken de mümkünse en az birinci ek gıdadan 5-6 gün sonra başlayın. Hem o gıdaya karşı bir intoleransı gelişebilir.  Bir alerjikreaksiyon gelişebilir veya o ek gıdaya karşı çocukta genetiksel bir hastalık olabilir.O gıdayı tolere etmeyebilir.Dolayısıyla hangi gıdaya karşı bir reaksiyon geliştiğini bilmek için aralıklı beslenmesinde fayda görüyoruz. Yine annelere 6. aydan sonra ek gıdaya geçtikten sonra 8. aya kadar anne sütünü vermek şartıyla günde sadece iki öğün ek gıda verilmesini öneriyoruz. Bir sabah ve bir akşam öğünü olmak üzere iki öğün ek gıda verilmesi ve aralarda da sürekli anne sütü ve gece anne sütü olmak şartıyla devam edilmelidir. Genellikle 6. ayda verdiğimiz ek gıdalara yumurta sarısından başlanabilir. Her zaman annelere yumurtanın sarısını olgun bir kayısı kıvamında verilmesi önerisinde bulunuyoruz. Bunun dışımda meyve püreleri ile başlanabilir. Meyve püreleriyle çeşitlendirilebilir, arttırılabilir, yoğurtla başlanabilir, muhallebiyle başlanabilir. Bu şekilde gidilerek 8. 9. aydan sonra ek gıdaların sayısını 2 den 3 e çıkarıyoruz. Sabah, öğlen ve akşam saatlerinde yatmadan önce bir ek gıda verilebilir.”

9.AYDAN SONRA BESLENME

Prof. Dr. Yaşar Doğan sağlıklı beslenmenin temellerinin doğru şekilde atıldığı takdirde ilerleyen dönemlerde de doğru temeller üzerinde yükseleceğini aktardı. Doğan “9. aydan sonra mümkünse çocuğun beslenmesi artık biraz daha pütürlü çorbalar, sebze çorbaları, yavaş yavaş kıyma püreleri şeklinde olabilir. Dolayısıyla eğer bir çocuk sağlıklı bir şekilde beslenmişse ve bu esnada da alabileceği tek gıda dışarıdan verebileceğimiz D vitaminidir. Bunun dışında ekstra bir vitamin veya herhangi bir destek tedavisi vermiyoruz. Anne sütü ve ek gıdayla 1 yaşını tamamlamış bir çocuk sağlıklıysa boyun hareketlerini yapabiliyorsa, tamamen oturabiliyorsa, en azından bir yerleri tutarak rahatlıkla yürüyebiliyorsa artık ailenin yiyebileceği şeyleri rahatlıkla yiyebilecek konuma geldiğini düşünebiliriz. Sağlıklı beslenmenin temelini doğru şekilde atarsak ileriki yıllarda da bu temel doğru temeller üzerinde yükselecektir. “

“ŞEKER VE TUZU HİÇ ÖNERMİYORUZ”

Çocukların beslenmesinde tuzun yerinin olmadığını belirten Prof. Dr. Yaşar Doğan, “Annelere hiçbir zaman çocukların gıdalarına tuz şeker katmalarını önermiyoruz. Çocuk doğduğu zaman şekerin tuzun tadını bilerek doğmaz. Bunlara alıştıran bizleriz. Anne sütünün yüzde 95 i zaten sudur. Dolayısıyla 6. Ayda ek gıdalara başlanmakla birlikte ihtiyacı kadar su verilmesi gerekir. Bunun dışında çocuğun anne sütü aldığı müddetçe su almasını gerektiren bir durum yoktur. Çocukları beslerken şeker ve tuz kullanılmasını ise hiç önermiyoruz. Çünkü zaten anne sütünde çocuğun her ihtiyacını karşılayacak şekilde şeker de var, tuz da var. Ek gıdalara geçildiği sürede de ek gıdaları verdiğiniz tüm ürünlerin içerisinde, her şeyde genellikle tuz olduğu için ekstra tuz katılmasını önermiyoruz.” dedi.

“DENGELİ BESLENEN BİR ÇOCUĞUN EKSTRA BİR GIDAYA İHTİYACI YOKTUR”

Dengeli beslenmenin önemine de dikkat çeken Doğan, “Ek gıdaya geçtikten sonra maksimum alınacak süt ürünleri 500 ml yi geçmemelidir. Günlük dengeli beslenmenin en önemli özelliği çocuğun alması gereken günlük kalorisinin yaklaşık yüzde 50-55 oranında karbonhidrat, yaklaşık yüzde 20-25 oranında protein, yüzde 30-35 oranında yağ olmasıdır. Dolayısıyla çocuk anne sütünü aldığı müddetçe zaten dengeli beslendiğini görebiliyoruz. Genellikle ek gıdaya geçildiği dönemde bu oranlar sağlandığı müddetçe herhangi bir sorun oluşmayacaktır. Zaten dengeli beslenen bir çocuğun ekstra vitamin almasına ve başka bir gıda almasına gerek yoktur.”dedi.

“ÇOCUK HER ZAMAN GALİP GELİR”

Beslenmek istemeyen çocukların zorla yemek yedirmek istenmesinin sakıncalarına değinen Doğan her çocuğunun beslenme potansiyelinin farklılık gösterdiğini söyledi ve şunları kaydetti: “Özellikle anneler çocuklarının diğer çocuklardan daha gürbüz olmalarını isterler. Ancak bu sadece beslenme ile alakalı bir durum değildir. Bu genetikle alakalı bir durumdur. Anne babanın genetiği çocuğa geçeceğinden dolayı çocuğun genetik büyümepotansiyeli vardır. Hiçbir anne kendi çocuğunu başka çocuklarla kıyaslamasın. Her çocuğun kendine has özel bir genetik büyüme potansiyeli, vardır. Dolayısıyla böylesi bir yanlışlığa girip çocuğu zoraki beslememeliler. Dünyada hiçbir anne çocuğunu zorla besleyemez. Çocuk her zaman için galip gelir. Anneler ek beslenme dönemi içerisinde çocukların ağızlarını zorla açıp kaşıkla beslemeye çalışıyorlar. Sonuçta çocuk yemiyor, kusuyor ve çocuk galip geliyor. Bunlara mahal vermemek için mümkün olduğunca zorla beslemekten kaçınmak gerekir. Eğer bir çocuk beslenmiyorsa bir hekimden, çocukta bir enfeksiyon var mı, kansızlık var mı, büyüme potansiyeli nasıl? Diye yardım almak gerekir. Eğer çocuğun aylık veya yıllık büyüme potansiyeli normal ise o çocuğun beslenmesinden endişe duyulmasın. Çünkü çocukların beslenme potansiyeli ve büyüme potansiyeli kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir. Dolayısıyla annelere bu konuda mümkünse çocuklarını aşırı ve zoraki beslenmeden kaçınmalarını öneriyoruz.”

“KATKI MADDE İÇEREN ÜRÜNLERDEN KESİNLİKLE KAÇINILMALI”

Beslenmede abur cubur tabir edilen gıda maddelerinin verilmemesi gerektiğini de belirten Doğan, “Abur cubur ve hazır ürünlere tamamen karşıyız. Anneler bu durumu engelleyemediklerini söylerler ancak çocukları abur cubura alıştırmamak gerekir. Alıştırdıktan sonra tabi ki abur cubur tüketimi engellenemeyebilir. Dondurma gibi mevsimine göre bazı ürünler verilebilir ama katkı maddeli ürünlerden mümkün olduğunca kaçınılmasını tavsiye ediyoruz. Çünkü bunlar ileriki yaşlarda kısa dönemde belki göremediğimiz kalıcı bağırsak bozukluklarına neden olabilmektedir. Bu bağırsak bozuklukları da bir sonraki nesile kalıcı bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.”dedi.

“AŞIRI KİLODAN KAÇINILMALI”

Toplumumuzda önemli bir sorun olan obezite hakkında da değerlendirmeler yapan Prof. Dr. Yaşar Doğan “Günümüzde beslenme eksikliği olduğu gibi bir de beslenme fazlalığı var. Özellikle aşırı kilo, obezite toplumun önemli bir sorunu haline gelmiştir. Yine çocukluk döneminde aşırı obeziteden veya aşırı kilo alımından kaçınılmalıdır. Çocukluk döneminde alınan kilolar hücresel artışa sebep olmaktadır. Erişkin döneminde alınan kilolar ise sadece hücresel büyümeye neden olmaktadır. Bizler hücresel artışa karşıyız. Çünkü hücresel artış ileriki yıllarda obezitenin en önemli nedenlerinden birisidir. Hücresel artış, ileriki yıllarda hücresel büyüme ile birlikte önüne geçilemeyecek bir hal alıp, geriye dönüşümsüz obezitenin kaynaklarından biri haline gelmektedir. Toplumda bakıldığı zaman anne babası obez olan çocukların da obez olduğunu görmekteyiz. Bu da ileriki yıllarda kalp damar sistemleri rahatsızlıkları, diabet gibi birçok hastalığın temelini oluşturmaktadır.” İfadelerinde bulundu.

“YETERLİ VE DENGELİ BESLENMEYEN ÇOCUĞUN ZEKÂ GELİŞİMİNDE GERİLEME OLUR”

Çocukların sağlıklı beslenmesi konusunda toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Doğan “Mümkün olduğunca kendi polikliniklerimizi gelen her anneye bu bilinci aşılamaya çalışıyoruz. Ancak bunu her poliklinikte yapmak mümkün değildir. Zaman zaman medya aracılığı ile, reklamlarla, kamu spotlarıyla toplumsal toplantılarla özendirilebilir. Aileler bilinçlendirilebilir. Anne baba olacak ailelerin özellikle mutlaka çocuk beslenmesi konusunda ya hekimlerinden ya da güvendikleri bir sağlık kuruluşundan aldıkları bir kitabı okuyarak bu konuda bilgi edinebilirler” dedi. Prof. Dr. Yaşar Doğan dengeli beslenmeyen çocukların ileriki yaşlarda kalıcı sağlık sorunları yaşayabileceğini aktararak “Yeterli ve dengeli beslenmeyen bir çocuğun zeka gelişiminde belirgin bir gerileme olacaktır. dengeli beslenmeyen çocuklarda ileriki yıllarda kalıcı otoimmun hastalıkları, kalıcı bağırsak hastalıkları olduğunu, belirgin olarak diabetin arttığını görmekteyiz. Bunlar önemli kalıcı hastalıklar olarak karşımıza çıkmaktadır.” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Haber Scripti: Medya İnternet