Darbelerin gölgesinde, yükselen demokrasi

Ülkemiz cuntacılara artık geçit vermiyor.  Halk 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümünde sokakları bir an olsun boş bırakmadı. O gece ilk olarak sokaklara çıkan Elazığ, darbe girişiminin yıl dönümünde de aynı kararlık ve coşkuyla bir an olsun sokakları boş bırakmadı. Demokrasi Meydanından yükselen tek ses; Elazığ’da darbeye geçit yok oldu ve bu söylemlerle etkinlikler tamamlandı.

Darbelerin gölgesinde, yükselen demokrasi Güncel

Haber: Sami ÖZER

Türkiye Cumhuriyeti’nin 94 yıllık tarihinde Cunta, darbe, postmodern darbe, muhtıra... Ya da e muhtıra, bildiri, kalkışma ve girişim gibi birbirinden farklı onlarca bölücü ve parçalayıcı girişim meydana geldi. Türkiye bizzat bu kavramların hepsini yaşadı. Tam her şey geride kaldı derken tarihler 15 Temmuz 2016’yı gösterdiğinde, bir yenisiyle daha tanıştı. Sandıkla gelen silah zoruyla gitti. Silah zoruyla gelen sandıkla gitti. Ve bir gece TSK’nın emrindeki helikopterler bu ülkenin halkına rastgele ateş açtı. Türkiye Büyük Millet Meclis bombalandı. 249 insan şehit düştü.  Ve Türkiye’nin darbe talihsizliği bir türlü bitmek bilmedi. Ama Türkiye artık darbeleri sevmiyor. Halk 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümünde sokakları bir an olsun boş bırakmadı. O gece ilk olarak sokaklara çıkan Elazığ, darbe girişiminin yıl dönümünde de aynı kararlık ve coşkuyla bir an olsun sokakları boş bırakmadı. Demokrasi meydanın da yükselen tek ses; Elazığ’da darbeye geçit yok…

NÖBETİ KENT PROTOKOLÜ VE VATANDAŞ BİRLİKTE TUTTU

15 Temmuz hain darbe girişiminin birinci yıl dönümünde çok sayıda vatandaşın tuttuğu demokrasi nöbeti sona erdi. Ellerinde Türk bayraklarıyla çok sayıda vatandaş 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nı doldurdu. Şehitler için Kur'an-ı Kerim tilaveti ve kahramanlık türkülerinin okunduğu nöbette saatler 00.00’ı gösterdiğinde ise Türkiye’nin 81 ilinde salalar okundu. Vatandaşlar 15 Temmuz şehitlerinin fotoğraflarının yansıtıldığı sinevizyon gösterisinde duygusal anlar yaşadı ve bazı vatandaşlar ise gözyaşlarına boğuldu. Küçükten büyüğe, kadından çocuğa herkesin tek yürek olduğu Demokrasi Meyanındaki nöbetler pazar gecesi son buldu.   Yıl dönümündeki son nöbete;  Vali Çetin Oktay Kaldırım, Belediye Başkanı Mücahit Yanılmaz, AK Parti Elazığ İl Başkanı Ramazan Gürgöze, Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kutbeddin Demirdağ, Elazığ TSO Başkanı İdris Alan ve yüzlerce vatandaş katıldı.

‘RABBİM BİR DAHA BÖYLE GÜNLER YAŞATMASIN’

Vali Çetin Oktay Kaldırım, "15 Temmuz gecesi Elazığ birlik olarak vatanına ve milletine sahip çıktı. 15 Temmuz’un üzerinden bir yıl geçti. Anma etkinliklerimizi yapıldı. Kur-an’ı Kerim okundu. Allah 15 Temmuz şehitlerimiz ve diğer bütün şehitlerimize gani gani rahmet eylesin. Şu an aramızda şehit yakınları ve gazilerimiz var.  Rabbim bir daha böyle kötü ve acı günler yaşatmasın" dedi.

‘GAZİ GECEYİ ANLATTI’

 15 Temmuz gecesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde Saraçhane Parkının önünde bacağından vurularak gazi olan Mücahit Kurt’un anlattıkları herkesin duygu dolu anlar yaşamasına neden oldu.  darbe geçesine dair yaşadıklarını anlatan Kurt, “15 Temmuz'da darbe girişimini duyunca meydanlara gitmeye karar verdim. Yoldan giderken cumhurbaşkanımızın konuşmasına denk geldim. O konuşma bizi cesaretlendirmişti. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin önüne gittim. Yollar tutulmuştu, evlerinize gidin çağrısı yapılıyordu. Yaklaşık 100 kişilik bir gruptuk. En ön safta bir askerle göz göze geldik. Hemen hemen benimle aynı yaşta olan asker yaşlı gözlerle ‘Ne olduğunu bilmiyorum abi' dedi. Ben yapmayın, etmeyin bu vatan, bu bayrak bizim derken ikimizin de gözlerinde yaşlar süzüldü. İki arkadaşım vuruldu. Yaylım ateşi devam ediyordu. O an ayakkabıma dolan kanı gördüm. Bacağımda bir sızı hissettim. O an vurulduğuma inanmadım. Mücadele etmeye devam ettim. Sonra beni hastaneye götürüp ayağımı sardılar. Benim durumum çok kötü olmadığından hastaneye gelenlere yardım ettim. Rabbim vatanımıza, Milletimize bir daha böyle bir gün yaşatmasın. Tek vatan, tek devlet, tek millet ve tek bayrak” dedi.

DARBELER TARİHİMİZ ÇOK MU ÇOK KABARIK

Ülkemizde demokrasiye geçişlerimiz hep çok sancılı oldu. Siyasi tarihimiz kadar zengin ne yazık ki birde darbeler tarihimiz var. Seçimle ülkeyi idare etme yetkisi tanınanlara cuntacılar aynı yetkiyi tanımak istemedi ve  ülke olarak çok sancılı süreçler atlattık. Siz değerli okurlarımız için Ülkemizin bir de darbeler tarihine göz atmak istedik. İşte Ülkemizin darbe, cunta ve postmodern darbe girişimleri…

TÜRKİYE’NİN DARBE TARİHİ

 Her şey 1946 yılında başladı. Türkiye çok partili sisteme geçti.  4 yıl sonra 14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimlerde demokrat parti yüzde 53 oy alarak iktidarı Cumhuriyet Halk Partisi'nden aldı. Her şey yolunda giderken, Demokrat parti eleştiri oklarının hedefi olmaya her geçen gün yaklaşıyordu. O eleştirilere göre,  Demokrat Parti baskıcı politikalar üretmeye başlamıştı. İzlediği ekonomik politikalar ülkeyi bir darboğaza sürüklüyordu. Anayasa ihlal ediliyor ve ülke hızla kamplaşmaya doğru gidiyordu. Nitekim Cumhuriyet Tarihinin ilk askeri müdahalesi, 27 Mayıs 1960 gecesi patlak verdi. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes önce cezaevine daha sonra darağacına gönderildi.

 1962- 1963 DARBE GİRİŞİMLERİ

Tarih 27 Mayıs’ı izleyen günlerde yeni bir anayasa yapılacak ve Türkiye genel seçime giderek demokrasiyle yeniden buluşacaktı. Ancak 15 Ekim 1961 günü yapılan seçimlerde Demokrat Parti’nin devamı sayılan Adalet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi'nin toplam oyları yüzde 48’i bulunca, ordu içindeki kimi subaylar yine rahatsız oldu. Subaylardan birisi de Kurmay Albay Talat Aydemir’di. Kore Savaşı'ndan dönmüş, Kara Harp Okulu Komutanı olmuştu. 27 Mayıs’ın mimarlarındandı ama 38 kişilik Milli Birlik Komitesi'nde yoktu. Ve yeni Cumhuriyet Halk Partisi ile Adalet Partisi'nin ortak çalışmalarından rahatsızdı. İki yıl önce 27 Mayıs 1960’ta darbe yapanlar iki yıl sonra 1962’de başka bir darbeyle karşı karşıyaydı. Talat Aydemir ilk girişimde başarısız olduktan sonra, Bu başarısız darbe girişimiyle yetinmedi. Bir yıl sonra bu kez 20 Mayıs 1963’te bir kez daha yeltendi. Ama bu kez radyoevi basılacak, TBMM önünde çatışmalar yaşanacak, jetler harp okulunu bombalayacaktı. Bir günlük girişimin bilançosu 8 ölü 21 yaralıydı. Talat Aydemir ve arkadaşları yargılandı. Bütün Harbiyeliler okuldan atılırken, Talat Aydemir ve Süvari Binbaşı Fethi Gürcan için idam kararı çıktı. 1964’te infazlar gerçekleştirildi, Talat Aydemir kendi sehpasını kendisi devirdi.

12 MART 1971 MUHTIRASI

60’lı yılların ikinci yarısıydı. Türkiye’de sol hareket o kadar yükselmişti ki Meclis’te 18 Türkiye İşçi Partisi milletvekili vardı. O yükseliş, provokasyonları ve olayları da beraberinde getirmekte gecikmedi. 1969 yılında Amerikan 6. Filosu'nu protesto etmek için 76 gençlik örgütü Beyazıt'ta toplanmıştı. Karşıt görüşlü öğrenciler de oradaydı. Çıkan çatışmada 2 genç öldürüldü. O gün tarihe kanlı pazar olarak geçti. Bir yıl sonra bu kez işçiler sokaklardaydı.. Aylardan hazirandı... Yeni Sendikalar Yasası'nı protesto etmek için 75 bin işçi yürüyüşe geçti. İlk gün hükümet 60 günlüğüne sıkıyönetim ilan etti. DİSK’in yöneticileri tutuklandılar. Tarihe 15-16 Haziran olayları olarak geçen o iki günde dört kişi hayatını kaybedecekti. Böylesi bir ortamda Türkiye 3 gün içinde bir darbe teşebbüsüne bir de muhtıraya tanıklık etti. 9 Mart 1971’de Milli Demokratik Devrimci subayların darbe teşebbüsü MİT tarafından ihbar edilirken, 3 gün sonra 12 Mart’ta emir komuta zinciriyle hükümete muhtıra veriliyordu. Muhtıranın altında Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve 3 kuvvet komutanının da imzası vardı.

SİYASETÇİLER ASILDI

12 Mart Cuma günü partiler kapatılmadı, sıkıyönetim ilan edilmedi, sokaklarda tanklar yürümedi. Ama hükümete verilen muhtırayla Adalet Partisi ve Başbakan Süleyman Demirel’in iktidarının sonu geldi. O muhtırada şu cümleler yazılıydı:  "Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasasının öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür. 27 Mayıs üç siyasetçinin idamıyla sonuçlanmıştı,

12 EYLÜL 1980 DARBESİ

70’li yılların ikinci yarısı, Türkiye’de ardı ardına katliamlar başlıyor... 1 Mayıs 1977, Taksim... Maraş.... Çorum... Bu katliamlar yetmiyor, 16 Mart 1978’de Beyazıt'ta öğrencilerin üzerine bomba atılıyor. Bu da yetmiyor, Ekim 1978’de 7 Türkiye İşçi Partili genç evlerinde öldürülüyor. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit’e Çiğli Havaalanında silahlı saldırı yapılıyor. Gazeteci Abdi İpekçi, DİSK Başkanı Kemal Türkler ve eski Başbakan Nihat Erim ardı ardına öldürülüyor. Sonra gün geliyor, Başbakan Demirel '70 cent'e muhtacız' derken, ülkenin yeni cumhurbaşkanı mart ayından eylül ayına kadar Meclis’te yapılan 114 tur oylamaya rağmen seçilemiyordu. Ta ki 12 Eylül 1980 Cuma sabahına kadar! O sabah tanklar sokaklara emir komuta zincirinde çıktı. Kenan Evren darbe bildirisini okuduktan sonra, 650 bini bulacak olan gözaltılar çoktan başlamıştı. Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit Hamzaköy’e gönderilirken, 1960 darbesinin bildirisini okuyan Alpaslan Türkeş ve Necmettin Erbakan Uzunada’da gözlem altına alındılar. 12 Eylül sonrasında ilk idam edilenler Necdet Adalı ve Mustafa Pehlivanoğlu oldu. Kenan Evren yıllar sonra 'Bir sağdan bir soldan astık' diyecekti. Bir sağdan bir soldan 49 kişi asıldı.

28 ŞUBAT 1997 POSTMODERN DARBESİ

Darbelerin adı, şekli, yöntemi değişse de değişmeyen bir karanlık gelenek vardı. İstisnasız her darbeden önce büyük toplumsal olaylar ya da katliamlar yaşanıyordu. Moderni nasıl olurdu bilinmez ama 28 Şubat postmodern darbesine gidilen süreçte de aynısı oldu. Türkiye bir yandan toplumu derinden sarsan olaylar yaşıyordu. Bu sancılı süreçte 1997 yılının şubat ayına gelindi. 4 Şubat sabahı Ankara Sincan’da sokaklarda 20 tank ve 15 zırhlı araç geçiş yapıyordu. Hemen ertesi gün Cumhurbaşkanı Demirel, Necmettin Erbakan’a bir mektup gönderecekti. Şubat ayının son günü ise tarihe geçecek o Milli Güvenlik Kurulu toplantısı vardı. Günlerden yine cumaydı. 28 Şubat 1997 günü yapılan o tarihi MGK toplantısı 9 saat sürdü. Askerlerin hazırladığı ve hükümete verdiği bildiri 18 maddeden oluşuyordu. Türkiye yepyeni bir sürece girmişti. Bu süreç, dönemin komutanlarına göre gerekirse bin yıl sürecekti. İlk yıllarındaysa Refah Partisi kapatılacak, üniversitelerde ikna odaları kurulacak, 14 yaşındaki çocuklar tutuklanacaktı. Moderni nasıl olurdu bilinmez ama 28 Şubat postmodern darbesi böyle yaşandı. Türkiye'nin uğrayacağı bir sonraki askeri duraksa çok değil, 10 yıl uzaktaydı. Bu kez adı "e-muhtıra" olacaktı.

E-MUHTIRA

Türkiye Nisan 2007'de 11. Cumhurbaşkanı'nı seçecekti. Abdullah Gül, Çankaya Köşkü için en güçlü adaydı ama eşinin başörtülü olması kimi kesimlerin büyük tepkisini çekiyordu. Sokaklarda mitingler düzenlenirken, 367 teorisi ortaya atıldı. Abdullah Gül 357 oyla seçildi. Sonuç Anayasa Mahkemesi'ne taşındı... Ve 27 Nisan'ı 28 Nisan'a bağlayan o gece, herkes uykuya hazırlanırken, Genelkurmay'ın internet sitesine bir yazı düştü. Başlığı basın açıklamasıydı. Bir sayfalık o açıklamada şu paragraf öne çıkacaktı. Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir" Bu sert cümlelere hükümet de aynı sertlikte bir cevap verdi. Dönemin Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek kameraların karşısına geçti, demokratik hukuk devletine vurgu yaptı. Tüm bu yaşananlardan bir hafta sonra Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde bir araya geldiler. O görüşme tarihe 'Dolmabahçe görüşmesi' olarak geçti.

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ

E- Muhtıradan 10 yıl sonraydı.  Yine bir cuma akşamıydı. Zaten tüm darbeler için cuma seçilmişti. Sokaklara yine önce tanklar çıktı. Ama bu kez tarih farklı yönde aktı. O tanklar, o gece, o sokaklara hakim olamadı. O gece İstanbul ve Ankara’da tankların önüne yatanlar da tarihe adını yazdırdı. Cunta, darbe, postmodern darbe, muhtıra... Ya da e muhtıra, bildiri, kalkışma ve girişim... Hepsini yaşadı ve tanıklık etti Türkiye. İnsanlarını kaybetti, evlatlarını yitirdi. Şimdi 15 Temmuz'da o son darbe girişimine toplumca direnmenin gururunu yaşıyor. Ve yıllardır bitmeyen o karanlık hevesin artık son bulmasını umuyor. Halk sokaklardan darbenin yıl dönümünde bir dakika olsun ayrılmadı. Çünkü Türkiye artık darbeleri sevmiyor ve millet cuntacılara geçit vermiyor.

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Haber Scripti: Medya İnternet