CUMARTESİ SÖYLEŞİLERİ

Yerlikaya; “Sanatçılar toplumun bağrında açan çiçek gibidirler”

CUMARTESİ SÖYLEŞİLERİ Kültür-Sanat

Bu haftaki Cumartesi Söyleşilerimizin konuğu, üslubu ile farkındalık yaratan şiirlerin şairi, aynı zamanda birçok yaraya merhem olan, çözümler üreten, gazeteci köşe yazarı Cebeli Yerlikaya oldu.Yerlikaya şiirin hayatında önemli bir yer tuttuğunu vurgulayarak “Şiir her günkü işim , kendi tabirimle “öğlen akşam yemeğim”  bir öğün almasam ondan, eksik kalır, aç kalırım.” Şeklinde konuştu.

Röportaj: Muhammet Yalçın AZİZOĞLU

Sanat duyguları evrensel kurallar dâhilinde sunma biçimidir. Duygular öznel olmasa da ifade etme şekilleri özneldir. Bu da sanatı üstün kılan değerdir. Sanatçıların üstünlüğü evrenselliği de duygularını beklentilerin üstünde izah edip yarattıkları farkındalıklarla ölçülür. Onlar her zaman zamanın bir iki adım ötesinde yaşarlar. Bazen yaşadığı zaman diliminde anlaşılmamaları hak ettikleri değeri saygıyı görmemeleriniüstatlar bu kıstasa binaen yorumlarlar. Sanatçıların sanat ruhu ve yeteneklerinin doğuştan kazandıkları da gene birçok uzman tarafından zikredilen bir anlayış olduğu kırmızıçizgilerle sınırlandırılmış bir tanımdır.

Bizler Cumartesi Söyleşilerinde Elazığ’da doğmuş ya da bu kentin ikliminde kültür sanatla hemhal olmuş. Yüreğinde bu şehre özlem duyan, bu şehirle alakalı anıları olan, zamanın bir iki adım ötesinde duygularını, bilgilerini, hislerini, gelecek kuşaklara daha özgür, refah seviyesi daha yüksek, evrensel değerler eşliğinde bakış acıları yakalamaları için ter döküp çabalar sarf eden sanatçılarımıza bazen ses olmak istedik, bazen yalnızlıklarını paylaşmak istedik ve daha da önemlisi onları ilimizin ve ülkemizin yarınlarını şekillendirecek gençlerine daha iyi tanıma ve ekol alacakları değerler içinde analiz etme çabası içinde olduk.

Cebeli Yerlikaya kimdir sizden dinleyelim?
Elazığ ilinin Maden ilçesi Yıldızhan köyünde dünyaya geldim. İlk ve orta öğrenimimi burada tamamladım. Eğitim hayatıma, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü birinci sınıf öğrencisi olarak devam ediyorum. İstanbul'da ikamet etmekteyim.

Edebiyata ilginiz, merakınız ne zaman başladı?

…Küçük yaşta diyebilirim, ortaokul sıralarında kompozisyon ve şiire olan merakım, ortaya koyduğum üslup farkı ve kullanmış olduğum sözcük yapıları ve hocalarımın beni teşvikleri, bu alanı cazip kılan en önemli mihenk taşlarıdır benim için. Bir kere parmak çaldınız mı bu işe, arkası kendiliğinden geliyor zaten.

Edebiyat sahasında sizi etkileyen yazarlar şairler kimlerdir?

Bir kere Nazım Hikmet ve Cemal Süreyya, olmazsa olmazlarım şiir alanında. Bunlara Özdemir Asaf, Yaşar Kemal, Turgut Uyar ve daha sayısız Türk şairini ekleyebilirim. Yabancı şairler arasında Pablo Nerudave yazar Franz kafka’yı, etkilendiğim değerli isimler arasında sayabilirim. Tabi ki saydıklarım dışında bu işe gönül vermiş çok önemli sayısız kişilik var, onlara da haksızlık etmeyelim.

Hocam şiiir çalışmalarınız ilk ne zaman başladı?  İlk köşe yazınız çıktığında ne hissetiniz bahsedebilir misiniz?

Dediğim gibi ortaokul sıralarında başlayan bu ilgi ve merak, lise yıllarında artarak devam etti. İşin fitili, liseden sonra ateşlendi diyebilirim. Önceleri önemsemesem de sonraları işin ciddiyetinin daha çok farkına vardığımı özellikle belirtmeliyim. Bu farkındalıkla işe daha sıkı sarılıp daha ciddi şeyler ortaya koymam gerektiğini fark ettim. Her seferinde kendimle alay ettiğimi, her yazılan şiir sonrasında beğenmediğimi, kâğıdı burup çöpe attığım anları sayısız kere tekrarladığımı bilirim. Gerçi bu durum hali hazırda halen de böyle. Üstünü karaladığım şiirlerin sayısını ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. Köşe yazılarına gelince, o ayrı bir haz benim için. Şiirden biraz farklı bir alan olmasına rağmen, severek yaptığım işlerden biri. Tabi ki sesini bir anda binlerce insana duyurma noktasında önemli bir argüman köşe yazıları. Bu münasebetle heyecanlanmamak elde değil. Farklı bir duygu, tarife kalkmak kifayetsiz…

Yeni çalışmalarınız ile ilgili ne söylemek istersiniz?                       

Gazete ve köşe yazıları hali hazırda devam ediyor. Zamanım yettiği sürece de devam edecektir. Şiir her günkü işim zaten, kendi tabirimle “öğlen akşam yemeğim”  bir öğün almasam ondan, eksik kalır, aç kalırım. Sizin de vakıf olduğunuz gibi şiir kitabı hazırlıkları son aşamada, en yakın zamanda okuyucularımla buluşur diye umut ediyorum. Sonraki dönemler için kesin bir şey söylememekle birlikte, roman yazmak gibi bir dileğim var. Yeni hedefler, yeni çalışmalar zaman içinde elbet olgunlaşıp yeni rotalar çizmek için önemli veriler sunacaktır önüme, bu yol üzerinden gitmeyi düşünüyorum.

Yazım ve eser üretirken en çok hangi konuları işliyorsunuz?

Benim için konu sınırlaması olmadığı gibi, konuların niteliğinin ne olduğu da önemli değil. Var olan her şey kendi içinde konu olmaya ve irdelenmeye değer diye düşünüyorum. Bazen bir ağaç için bile sayfalar dolusu şeyler yazabilirsiniz, o sizin o şeye nasıl bakıp hangi şekilde yorumladığınız ile ilgili bir durum. Tabi ki konularımda öncelik insan ve insanın etkileşim içinde olduğu diğer materyaller. Bir de gündemdeki konular var elbette, onlara da eğilmeden edemiyorsunuz. Şiirlerimde sıkca, kadın, deniz, martı, göz, çay konularına değindiğim olmuştur.

Kitap çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

…..Belirttiğim gibi kısa  bir süre sonra çıkacak olan şiir kitabımın son rötüşlarını yapmaktayım. İki yıldır ertelediğim bir kitap bu. Aceleci davranmıyorum. Mesele kitap çıkartmaksa, şu an elimde üç kitap çıkaracak kadar malzeme var. Ama ben, yazılıp çizilenlerin olgunlaşıp, dem tutmasından yanayım. Örneğin dün yazdığım bir şiiri, bugün beğenmeyip değiştirebiliyorum. Bu da bana en iyisini yapma fırsatını doğuruyor. Böylelikle yanlışlarımı görebiliyor, kendimi eleştirebiliyorum.

Gelişmiş ülkelerle kendimizi kıyaslarsak okuma oranımız çok düşük seviyelerde, bunun sebebi nedir?

…Toplumu, bireylerin oluşturduğu bir yapı olarak ele alırsak, her bir ferdinin üstüne düşen vazifelerden en önemlisinin, topluma ne derece katkı sağladığı ve o alana neler kattığıdır. Birey olarak katkı sağlamanız için de kendinizi çok iyi yetiştirmiş olmanız gerekiyor. Bunun da yolu, elbette ki eğitim ile mümkün. Eğitimin olmazsa olmazı ise okumak... Bazen bir kaç okul bitirmiş olmanız dahi yeterli gelmeyebiliyor kendinizi yetiştirmek için.İşin özüne inemiyorsanız, özünüze katmıyorsanız doğru olanı, yanlışlar ardı sıra peşinizi bırakmıyor. Bu noktadan hareketle diyebilirim ki, bizim toplum olarak öze inme, bir şeyleri ortaya çıkarma,var olanın üzerine yeni şeyler katma gibi bir derdimiz yok. Var olanı tüketip, harcamaktan yanayız hep. Devletin eğitim sistemi belirleyici kriter olsa da, tek başına belirleyici kıstas değildir. Burada, aileden başlayıp, yetişkin oluncaya dek geçen süreçteki zincirin halkaları da çok önemli… Yani bireyin kendisi için çizdiği yol, belirlediği rota belirliyor sizin okumuşluk düzeyinizi….Dolayısıyla her bir bireyin çabası, okuma alışkanlığı ve sıklığı doğrudan toplumun başarısı veya başarısızlığı haline geliyor. Bunları aştığımız gün, seviyenin yükseldiği ve başarıya kulaç attığımız gün olacaktır.

Ülkemizde okuma oranının düşüklüğü, çalışma yaptığınız dalları etkiliyor mu?

Yine diyorum, her birey dönüp aynada kendisiyle yüzleştiğinde,eksiklerini, kendi yüzüne vurabildiğinde, daha net sonuçlar alabiliriz. İlginin az olması elbette etkiliyor sizin sanata olan bakış açınızı. Bir kere, şevkiniz kırılıyor. Yeni şeylere yelken açmakta tereddütte kalıyorsunuz, bunu sık sık hepimiz gibi bende yaşıyorum. Sonuçta “ marifet, iltifata tabidir. “Bu gün kaliteli şeyler ortaya koyamıyorsak, bunun başlıca nedeni, okuma oranının düşüklüğü ve ilgisizliğin dip yapmış olmasıdır.

Ülkemizde ve dünyada kadına yönelik şiddet artmakta siz bu konu hakkında çalışma yaptınız mı?

Kadın, benim için müstesna bir varlık. Dolayısıyla her anımda, her yazımda, bu kudsiyete sık sık atıfta bulunuyorum. Fiilatta hepimizin eksik yanları olduğunun farkındayım. Sonuçta, iş dönüp dolaşıp yine eğitim konusuna geliyor. Yani kişinin kendisini ne kadar geliştirmiş olduğuna ve bunu karşısındaki varlığa ne derece aksettirdiğine bağlı. Şiddet, kesinlikle tasvip etmediğim bir durum, hele bu bir kadınsa kesinlikle karşıyım. Hepimizin, bu konuda eksikleri var olduğu gibi, alacağımız daha çok yol ve mesafe var.

Ülkemizde sanatçı olarak yaşanılan sıkıntılar nelerdir?

…Bir şeyi, önemsediğiniz sürece o şey anlamlanır. Bir çiçek dahi, ilgiyle filizlenip can bulur. Sanatçılarda toplum bağrında açan çiçek gibidirler. Sevgi ve ilgi ile var olup, o şekilde iyi eserler ortaya koyabilirler. Bu gün edebiyat dünyasının içinde bulunduğu kısırlığın başlıca sebebi de bu ilgi eksikliği.Emeğin karşılığında koca bir hiç almak, işte bu sanatçımızın en büyük ve en acı sorunu.Üretilenin karşılık bulamaması, bu yangını daha da körüklüyor. Umarım sanat ve sanatçı bir gün hak ettiği gerçek değeri bulur.

Geriye dönüp baktığımızda mücadele ile geçmiş bir ömre sahipsiniz? Bu ömür içinde yüreğinizde kalan ukde var mıdır?

….Benim için yolun daha başı,ilk basamağı diyebilirim. Hiç bir zaman, kendimi noktayla sınırlayıp bu kadar yeter diyeceğimi sanmıyorum. Daha çok yol ve virgül var hayatıma ve cümle aralarına sığdıracağım, yıllar geçse de kendi adıma diyorum, hep ilk basamaktaymış gibi hareket edip öyle kararlar alacağım. Bu işte kendinizi sınırlayıp, duraksadığınız an kendi işinizi kendiniz çekmiş olursunuz. Edebiyat ve sanat, ucu açık olan bir alan… Her yeni gün, yeni şeyler katıyor size ve siz her yeni şeyde, hiç bir şey olmadığınızı anlıyorsunuz. Yani her yeni bilgi sizi nötürleyip, başa sarıyor her şeyi…

Elazığ’da yapılan etkinlikleri, medyayı, kültür ve sanat çalışmalarını takip ediyor musunuz, önerileriniz nelerdir?

…Mesafeler beni buradan hiç koparmadı. Uzakta da olsam,gerek görsel ve gerekse sosyal medya üzerinden sıklıkla takip ediyorum Elazığ gündemini.Kültür ve sanat birikimiyle yoğrulan bu toprakların, Harput gibi kadim bir mirasın mirasçıları olarak bizler, daha çok çalışıp, bu Kadim kültürü her ortamda, her düzlemde daha çok anlatıp, bu kültürel mirasın karanlıkta kalmış derya kısmını insanlara daha çok anlatmalıyız. Burada bizlere çok iş düşüyor. Etkinliklerin sayısından çok, sunum şekilleri,ulaşabilirlikleri,organizasyon yeterlilikleri noktasında eksiklikler var.Örneğin, bir Hazar şiir akşamlarını çeyrek asıra yakın bir zamandır yapmış olmamıza rağmen, Elazığ’dan öteye taşıyamadık.Yine Harput musikisini hak ettiği o müstesna yere bir türlü koyamadık. Buradaki en önemli sıkıntı, işlerin amatörce yapılması, profesyonellerin bir an önce bu işlere el atması gerekiyor. Elazığ’ı ve Elazığ kültürünü, ancak bu şekilde doruk noktasına taşıyabiliriz.

Vakit ayırıp bizi konuk ettiğiniz için gazetemiz adına sizlere teşekkür ediyor, başarılarınızın devam etmesini canı gönülden diliyorum. Söyleşimizin son sözünü siz kıymetli bırakıyorum. Son olarak hemşerilerimize bizleri takip eden okurlarımıza vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

…Asıl,  beni konuk ettiğiniz için sizin nezdinizde değerli Fırat Gazetesi çalışanlarına ben teşekkür ediyor, çalışma hayatınızda ve çıkacak olan yeni şiir kitabınızda sonsuz başarılar diliyorum. Sonuç olarak, mayasıyla yoğrulduğum bu aziz şehrin, Elazığ’ın kadir şinas insanlarına, değerli hemşehrilerime, mutlu, sanat dolu yarınlar diliyor, nam-ı diğer Gakgoşları, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

KUMDAN TOZLAR

Ah deniz yosunları

Hep sizin altınızdan çıkıyor

Zifiri karanlığı yırtan bu isyan kabarcıkları.

Gelmeyin öyle beyaz beyaz üstüme

Aydınlatmayın!

Deniz kıyıma küsken

Bir dargınlık da siz yaratmayın.

Martılarla aram çoktan açık

Nasıl da kanat çırpıp gittiler

Her çarpıntısında kalbimin

İsmini sayıklayacağımı bile bile.

İçimi yırtan bu fırtına yok mu

İşte ondan kalma, bu dikişsiz yaralarım.

Hangi yöne dönsem, siperindeyim.

Bu susmalar da neyin nesi?

Denizim desem, vurur musun bir daha kıyıma

Al kumdan tozlarımı

Sebeplice bir mavi koy ömrüme

Yanarsa bedenim, tuzunda yansın.

ERGUVAN AĞAÇLARI

Bir kuş cıvıldıyor, kapı eşiğinden

Bahardan kalma yeşillerle bezeli sanki üstüm başım.

Ellerimde, bir avuç toprak

Bedenim, çiçek kokusunda.

Açmayı bekleyen, erguvan ağaçları sarmış

Boğazın iki yakasını

Can çekişiyor, içimde yeşil.

Bulanık bir mavi geçiyor önümden

Sırça köşkün, solgun beyazında

Dalgaları çarpıyor  yüzüme

Utancımdan, yüz çeviriyorum martılara.

Kısılmış sesiyle haykırıyor İstanbul

Ben, nafile çığlıklarımla

Elveda bile diyemiyorum.

DAYI

Kalk gidek dayı!

Boğazıma kadar İstanbul’a boğulmuşum.

Taksim, eksik olsun hayalimden

Olmasın süslü kaldırımları.

Toprak yollara alışığım.

Ben o süslü mehtabı

Çayda çıranın, mum ışığında da yaşarım.

Bir deniz eksik olsun içimden.

Varsın, arabalı vapurları olmasın deli Fırat’ın.

Köhne bir sandalla da çekerim

Hasret dolu kürekleri içime

Bir yokuş daha olsun ömrüme

Hayat sen ise dolan, nefes gibi içime

Nice ömrüm, feda olsun Harput’lu yârime.

   CEBELİ YERLİKAYA

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Haber Scripti: Küre Host