SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
H. Vehbi Coşkun
H. Vehbi Coşkun

3 BÜYÜKLER VE ELAZIĞSPOR?

3 BÜYÜKLER VE ELAZIĞSPOR?
Bu haber 27 Mayıs 2019 - 6:04 'de eklendi.

Metin OKTAY, Can BARTU, Yusuf TUNA, Cemil TURAN gibi Türk Futbolu’nun birçok efsane ismini, henüz çocuk denecek yaşta tribünden izleme şansına sâhip oldum…

Daha sonraki yıllarda da gelenek değişmedi ve rahmetli babam, yaşadığı o büyük futbol aşkının verdiği heyecânla İstanbul’a her gidişimizde elimden tutup, 3 Büyükler’in maçlarına götürdü beni.

O dönemlerde Dolmabahçe ya da Mithatpaşa Stadyumu ismiyle anılan bugünkü Vodafone Park Stadyumu, henüz BJK İnönü Stadyumu adı verilmeden önce Ali Sami YEN’in uzun süre bakıma alındığı o günlerde 3 Büyükler’in maçlarını oynadığı tek stadyumdu…

Gençlik dönemlerimizde 3 Büyükler’in Mithatpaşa’da oynadığı derbi müsabakalarında tribün ayrımı bile yoktu!

Bugün için inanılması zor da olsa, gişelerden aldıkları biletlerle stadyuma giren futbolseverler, taraftarı oldukları takıma bakılmaksızın tribünlerde karma şekilde oturur, 90 dakika takımlarına destek olurlardı bulundukları yerden ve de hiçbir tepki görmeden?

24 saat önceden stadyum gişelerinin önüne yatağını seren ve son geceyi kuyrukta geçiren taraftarın, kapılar açıldıktan sonra stadyuma girişi ve saatler öncesinden tribünde yerini alışı, 90 dakika öncesinde yaşanan çile olarak değil, büyük bir zevk olarak görülür, keyif verirdi futbolseverlere o günlerde…

Futbol “hastalık”, taraftarlar “hasta”, stadyumlar “hastane” diye adlandırılır, İstanbul’da Topkapı’dan kalkıp Aksaray’dan geçen minibüslerin muavinleri; “Haydi maça, haydi Dolmabahçe’ye, haydi hastaneye!..” diye bağırarak müşteri toplarlardı duraklardan…

***

“Ezelî rekâbet, ebedî dostluk” ilkesinin geçerli olduğu, taraftarın rekabette “fanatik” ya da karşıdakine ve çevreye zarar verecek tipte, “holigan” olmadığı, aksine alınan eğitim gereği futbolseverlerin birbirlerine saygı duyduğu güzel günlerdi o günler…

Elazığspor ile birlikte birçok şehir takımının da henüz hayatta olmadığı senelerde, her futbolseverin taraftarı olduğu, en azından sempâti duyduğu 3 Büyükler, gazetelerin spor sayfalarını ve o dönemlerde yayınlanan spor dergilerini dolduracak boyutta geniş haberlerle yer alırdı yazılı basında…

Görsel medya organlarının bulunmadığı o dönemlerde, sinemalarda gösterimde olan filmden önce 3’er dakikalık paketler hâlinde yayınlanan ve genelde bir bankanın sponsorluğunda hazırlanan 3 Büyükler’in siyah-beyaz maç özetlerini izlemek, Anadolu’da yaşayan futbolseverler olarak en büyük zevkimizdi…

Avrupa ya da dünya futbolunu tâkip etmek için, Türk Millî Takımı ile 3 Büyükler’in Avrupa’da oynadığı çok az sayıdaki müsabakayı beklemek, özellikle de biz katılamasak bile 4 yılda bir düzenlenen “Dünya Kupası” adı verilen futbol şampiyonasının hikâyesini anlatan filmin vizyona girmesini gözlemek gerekti…

***

Şehir takımları kurulmadan ve futbol Anadolu’ya yayılmadan önce “3 Büyükler” diye anılan Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş Kulüplerinden birini tutan ve destekleyen futbolseverler, “İstanbul Mahalli Küme” adıyla başlayan lig mücâdelesinden itibaren gönül verdikleri takımın taraftarı olarak tanımlanmışlar, ismi sorulan çocuklara yöneltilen ikinci soru 3 Büyükler’den hangisini desteklediği şeklinde olmuştu…

Bu gelenek, özellikle 1960’lı yıllardan itibaren değişmeye yüz tutarken, şehir takımlarının 3 Büyükler ile karşı karşıya geldiği resmî müsabakalarda başta hakem yönetimleri olmak üzere uğradıkları haksızlıklar, büyük kulüplerin kollanıp korunduğu kanaatiyle birlikte büyük kulüplere karşı Anadolu’da bir antipati oluşumuna sebep olmuştur…

Trabzonspor’un 1970’li yıllarda “İstanbul Saltanatı’na karşı” sloganıyla başlattığı kenetlenme sonucu elde ettiği 6 Şampiyonluk, başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere Anadolu’da büyük bir mutluluk doğururken, Trabzon’da yaşayan ama Trabzonlu olmayan halk haricinde 3 Büyükler’i tutan herhangi bir vatandaş gösteremezsiniz?..

Trabzonspor, bu duygulara sâhip Trabzonlular’ın takımlarına “aşk” denilecek bir tutkuyla bağlı olmaları ve başka sevdâ tanımamaları neticesinde Türk Futbolu’nda “4. Büyük” olma gururuna erişmiştir…

Zamanla, 3 Büyükler arasındaki rekabet sınır tanımaz biçimde husûmet içeren bir yarışa dönüşürken, sportîf başarı için her yolu mübah gören zihniyet neticesinde Avrupa mücâdelelerinde 3 Büyük takım taraftarlarınca tribünden desteklenen Türk takımları, rakibin başarısızlığını arzulamak gibi millîlikten uzak ve düşmanca bir hisle artık günümüzde birbirlerinin kuyusunu kazar hâle getirilmişlerdir!..

***

Yaşımız gereği akranlarımızla birlikte kuruluşuna tanıklık ettiğimiz ve Elazığ’da Şehir Stadyumu’nda sahaya çıktığı ilk resmî lig müsabakasında tribünde olma gururunu duyduğumuz Elazığspor’un, yarım asrı aşan mücâdelesi, yönetici yanlışlarına ve yönetim hatalarına göre değerlendirilemeyecek, sportîf başarı ya da başarısızlıklara bakılmaksızın her “Elazığlı”nın gurur duyması gereken şerefli bir geçmiştir…

Elazığspor’un 3. Millî Lig’de yer aldığı ilk sezondan başlamak üzere, İstanbul’da Beşiktaş’ın ünlü ve tarihî Şeref Stadyumu da dâhil olmak üzere oynadığı unutulmaz müsabakalar, ardından tarihinde ilk kez Türkiye 1. Futbol Ligi’ne (Süper Lig) yükseldiği sezon Beşiktaş İnönü Stadyumu’na çıkışı ve 15-20 Bin arasında bir seyirci topluluğu önünde İstanbul Bş. Belediyespor’u (M. Başakşehir FK) 3-1 mağlup ederek, şampiyonluğa büyük bir adım attığı ve ülke spor medyasında o güne kadar en geniş yer bulduğu karşılaşma, hafızalarımızdan kolay kolay silinemeyecek hatıralarla dolu…

Bu güzelliklere karşın; Elazığspor’un 2002-2003 ve 2003-2004, daha sonra 10 yıllık bir aranın ardından 2012-2013 ve 2013-2014 Futbol Sezonu olmak üzere 4 Sene mücâdele ettiği Süper Lig’de unutulmayacak maçlar ve elde ettiğimiz başarılar kadar, özellikle 4 Büyüklerle oynadığımız müsabakalarda yaşadığımız çifte standartlar neticesinde uğradığımız haksızlıklar ve adaletsizlikler de kolay kolay unutulmayacak!..

***

Türk Futbolu’nun 100 Yıl’ı aşkın geçmişinin temsilcisi konumundaki 3 Büyükler’e çocukluk ve gençlik dönemlerimizden başlayan ve günümüze kadar süregelen sempatimiz, Süper Lig’de özellikle deplasmanda oynanan maçlarda, öteki Anadolu Kulüpleri gibi Elazığspor’a reva görülen tavır ve tutumlarla kayboldu desek yeridir!..

Medyada yapılan yanlı yorumların, 3 Büyükler’in büyük taraftar kitleleri düşünülerek hakkaniyetten nasıl uzak olduğunu yaşayarak görmedik mi?

Şimdi böyle bir ortamda geçmişten gelen alışkanlıklarını “gelenek” olarak sürdüren ve İstanbul’un bir semtinin ismini taşıyan temsilci takımların taraftarı olan bizler, hiç değilse çocuklarımızı Elazığspor sevgisi ve bordo-beyaz tutkusuyla yetiştirmeyi tercih etmeliyiz…

Hiç değilse; “Şehrimiz mi, 3 Büyükler mi?” diye sorulduğunda, memleketimizin temsilcisini seçebilmeliyiz!..

“Şehir takımları yaşamalı ve yaşatılmalı” şeklindeki, Anadolu insanının kendi takımına sâhip çıkmasını amaçlayan güncel slogan da güzel ama, bence konuyu daha etkili özetleyen veciz bir ifâde…

“Erkek adamın tuttuğu takım, nüfus cüzdanında yazar!..” diye, zâten yıllardır dilimizde…

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.