SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Cem Bayındır
Cem Bayındır

1930’LARDA ELAZIĞ’DA KENT YAPISI -II                

1930’LARDA ELAZIĞ’DA KENT YAPISI -II                
Bu haber 03 Kasım 2018 - 9:41 'de eklendi ve 788 kez görüntülendi.

O dönemin başlangıç yıllarında yani 1930 ve daha önceki yıllarda birçok toplumsal çalışmaya (yerli mallar haftası gibi) sahne olan alçakgönüllü bir yapı “Türk Ocağı”binası vardı. Bu yapı Gazi Caddesi ortalarında, Çöteli Asım Bey’in konağının tam karşısında idi. Sonradan bir süre de “Öğretmenler Lokali” olarak kullanılmıştır.

Gazi Caddesi’nin güneyinde ve ona koşut (paralel) olarak daha dar kesitli “İsmet Paşa Caddesi” uzanırdı. Bu caddenin batı ucu “Vali Konağı” ile biter, doğu yanı ise çarşıda son bulurdu. Bu caddenin çarşıya yakın bölümünde eski, ahşap kârgir karışımı yapıda, oldukça görkemli Belediye Binası ve Bahçe/Parkı bulunurdu. En ucunda da köhne bir Postane Binası vardı. Bu cadde bugün Valifahribey Caddesi adını taşımaktadır.

1930’ların ilk yıllarındaki Elazığ’ın durumunu belirtmesi bakımından anlatmak yararlı olacaktır ki, Vali Konağının 40-50 metre ilerisinde, sonradan üzerinde “Kız Enstitüsü” yapılan yerde bol, temiz bir kaynak suyu akar, buna “Kehriz” derlerdi. Kerhiz deyimi suyu bol olan yerler için kullanılırdı. Bu kehrizin dışında kentin yakınındaki Hüseynik, Iğıki, Mornik, Kesrik gibi köylerde de kehrizler vardı. Çevre evlerin hanımları kilim, savan, çarşaf gibi büyük çamaşırlarını orada “köpüçleyerek” yıkarlardı. Sonraları sanıyorum bu su, kaynağından alınarak belediye çeşmelerine dönüştürüldü ve kurutuldu.

Gazi Caddesi 1933 sonlarında, asıl mesleği mimarlık olan Vali Tevfik Sırrı Gür’ün gelmesi ile şenlendi, saygınlık kazandı. Zira Vali Tevfik Sırrı Gür ülkemizde iz bırakan bir yöneticidir. Büyük bir “İmarcı Vali” olan Vali Tevfik Sırrı Gür, Gazi Caddesi’nin batı ucuna (Beşkardeşler bölgesi) o tarihlerde Türkiye’nin hiçbir kentinde eşi ve benzeri bulunmayan bir “Halkevi”yapısı ile kusursuz bir çocuk bahçesi ve sahnesine varıncaya kadar tüm eklentileri (tekmil müştemilâtı) ile bir “Kültür Park” yaptırdı. Halkevinin önü Atatürk’ün heykelini de kapsayan görkemli bir “Cumhuriyet Meydanı”biçimine getirildi.

Balo ve tiyatro salonları ve büyük bir kütüphaneyi içeren bu büyük “Halkevi” kısa zamanda salon orkestraları da olan her türlü kültürel faaliyetler ile bir eğitim külliyesine dönüşerek bizim kuşağın bilgi ve görgüsünün yükselmesinde büyük yararı olmuştur. Elazığ’da kültürel yaşamın attığı yer olmuştu.

Çocuk bahçesi ve “Kültür park” ise uzun yıllar Elazığ’daki ailelerin ve çocukların tek eğlence ve dinlenme yeri oldu.

Rahmetli Vali Tevfik Sırrı Gür kısıtlı ödenekle (tahsisat) her şeyin en kusursuzunu yapmaya çalışırken, harcamaları (maliyeti) düşürmek için her olanağı kullanıyordu. Bu arada, yüzyılların birikimi Harput mezarlıklarından, kesme beyaz kalker mezar taşlarını (sahipsiz, yıkılmış ve dağılmış olanları) da getirip yazılar okunur ve halk buna üzülürdü. En büyük hatası bu olmuştu. Bu hatasına rağmen yine de çok yararlı, özellikle biz çocukların ve gençlerin yaşamını renklendiren güzel işler yapmıştır. Ona minnettarız. Allah rahmet eylesin. Elazığlılar daha sonra onun adını bir ilköğretim okuluna vermiştir.

Elazığ’ın batısı, o zamanki adıyla Beş Kardeşler semti piyasa (gezinti) bölgesi biçimine girince, Gazi Caddesi’nde özellikle akşam saatlerinde ve tatil ve bayram günlerinde yaya trafiği yoğunlaştı. Çünkü hem aileler hem de bireyler için en güzel gezi yeri bu caddeydi. Burada anlatılmak istenilen trafik daha çok yayalar ile yavaş yavaş sayıları çoğalan faytonlar ve tek tük otomobillerdir. Bu durumda, bu caddenin o tarihe kadar makadam(silindirlenmiş kırma taş) olan yüzeyinin parke taş ile kaplanması gündeme geldi. Zira zamanla ufalanan kırma taş-mıcır karışımı yoldan araç geçmese de, rüzgârın etkisi ile toz kalkıyor ve gezintiye çıkanları rahatsız ediyordu. Bu tozu önlemek için, yaz günlerinde ikindiden sonra belediyenin itfaiye araçlarının arazöz olarak kullanılıp caddeyi birkaç kere sulaması çok işe yarardı.

İtfaiye denince asıl adı Mehmet olan “Mareşal Mamo”dan söz etmeden geçemeyeceğim. Mamo, İtfaiye kurumunun başı idi. Çok iri cüsseli ve çok tanınmış bir kişi idi. Belediyenin tüm çalışmalarında, etkinliklerinde ön safta bulunurdu. Tüm Elazığlıların sevdiği biri olmuştur. Asıl ünü giyiminde idi. Rus mareşallerini andıran bir üniforma giyerdi.

Caddenin parke ile kaplanması, belediyenin o güne kadar yaptığı en önemli imar eylemi sayılıyordu. Parke taşlar kentin, kuzey batısındaki Zafran Köyü’nde bulunan mor renkli bir granit taş ocağından sağlanıyor ve sonraları “Taşel” soyadını alan ve halk arasında “Taşçı Yasin”(Son dönemlerde Elazığ Milletvekilliği yapan Naci Taşel’in amcası olduğunu biliyorum. Ve yine son zamanlarda ismini çok duyduğumuz işadamı İbrahim Taşel de torunuymuş) olarak adlandırılan bir iş adamı tarafından üretilip döşeniyordu.

Caddenin parke kaplanması ile Gazi Caddesi’ndegezip dolaşmak (piyasa etmek) daha zevkli olmaya başladı. Havaların uygun olduğu akşamlar, özellikle işten çıkan memur ve gençler üçer beşer kişilik gruplar biçiminde gidip gelerek caddeyi doldurmaya başladılar. Akşam saatleri dışında, cadde çok boş (tenha) olurdu. Evlerinin yolu olan tek tük insana ek olarak o tarihlerde Malatya tarafına giden tek geçiş yolu olduğundan pek seyrek olarak birkaç motorlu araç ile müşteri götüren ve dönen faytonlar geçerdi. Bu caddede, parke kaplanmadan önceki dönemde çocuklar güvenle top bile oynayabilirdi. Gazi Caddesi başından sonuna kadar hatta batı yönünden de ilerilere dek büyüğünden küçüğüne kadar herkesin gözde yeriydi.(mekânıydı)

O yıllarda Elazığ’da daha dükkânlarda süt satılmadığından, yerli evlerin çoğunda inek beslenir ve onun sütünden yararlanılırdı. Durumu yerinde olan kalabalık aileler bu işi kendi gereksinimleri için yapar, onun gelirinden yararlanmak zorunda olanlar ise ineği alım satım amaçlı besler ve ürettikleri sütün bir bölümünü satardı. Her mahallede süt satmakta olan evler bilinir, özellikle memur aileleri sütlerini düzenli, bu evlerden sağlardı. Hayvansal ürünler bazı aileler için temel geçim kaynağı idi. Kentte olanların yanı sıra bu ürünleri köylerden getirip satan ailelerde bulunuyordu. Bunu için çoğu kez evlerde ahır ve kışın ot-saman depolamak için “Merek”denilen yer bulunurdu. Tabii, zengin ailelerin, bu ineklerin bakımı ve sağılması için hizmetçileri de olurdu. Yine bu amaçla, kışa girilmeden evvel kısır inek satılır, sütlü bir inek satın alınırdı.

O devirde kent merkezinde yer alan her evin küçük veya büyük bir bahçesi ve o bahçenin de cadde veya sokağa açılan bir kapısı olurdu. Tabii ahırlar da o bahçenin bir köşesinde yer alırdı ve bu yerlerin sokağa veya bahçe içine açılan bir kapısı olurdu. İnekler kış ayları dışında kent merkezine yakın yerlerde otlamaya gönderilirdi. O yıllarda kentin dört bir yanında geniş araziler ve otlaklar vardı. İnekleri otlatma işini her mahalleden biri yapardı. Bu işi yapan kişilere “Nahırcı”adı verilirdi. Bu kişilerin her türlü gereksinimi mahalleli tarafından karşılanırdı. Bizim evin bulunduğu bu işi “Nahırcı Silo”üstlenmişti.

Nahırcı Silo, nahırı (sürüyü) toplamaya mahallemizin neresinden başlardı onu bilemiyorum. Ama her sabah erken saatlerde güney yanından gelir, kendine özel bağırması ile seslenerek Gazi Caddesi’ni geçip, kentin hemen kuzeyinde alanlarda sürüyü (nahırı) otlatmaya götürürdü. Bu iş Gazi Caddesi üzerinde bahçe kapısı olan evlerden de rahatça yapılır, hiçbir olay olmazdı. Nahırcının akşam dönüş saati kesin olarak belli olmadığından ya da arada bir de evlerdeki görevlilerin dalgınlığından dolayı bazen ineklerin kapı önünde (yani Gazi Caddesi’nin kaldırımında) uzun süre bekledikleri de olurdu.

Saygılar sunuyorum.

 

 

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER