SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Akın Eraslan Balcı
Akın Eraslan Balcı

15 TEMMUZ BİR TANE DEĞİLDİR (6)

15 TEMMUZ BİR TANE DEĞİLDİR (6)
Bu haber 01 Ekim 2018 - 9:41 'de eklendi ve 18 kez görüntülendi.

Fikir Günlüğü

Siyasi tarihte olaylar hep sonuçlar doğurur, demiştik. Onun için olaylar siyasi tarih adı altında değerlendiriliyor.

15 Temmuz sonrası askeri okullar, darbe kaynağı olabilir, gerekçesiyle kapatıldı. Bu hain kalkışmanın sosyal sonuçlarından biri de bu oldu. Yerine sivil kurumlar tesis edildi. Ama bu kurumlarda siyasi tarafgirliğin hakim olduğu görülmekte.

Oysa insan yetiştiren tüm kurumlar tamamıyla siyasetten uzak tutulmalı, içten ve dıştan her türlü müdahaleye karşı devlet koruması altında olmalı: ilkokullar, ortaokullar, liseler, meslek okulları ve üniversiteler. Eğitim ilkeleri içinde kendine yeten, mesleki ve bilimsel prensipler dahilinde yönetilen kurumlar olarak işlev görmeli.

Unutmayalım, ülkemizde yozlaşmış her türlü siyasi ve kirli mücadelenin en büyük ve etkili Truva atı, dini değerlerdir. Menfur amaçlarını kullanmak isteyenlerin kendilerine kapı açmada bir virüs gibi kullandığı şey Allah-Din-İslam gibi kutsal kavramlardır. Daha doğrusu bu kutsal kavramların kötüye kullanımı, menfur amaçlara alet edilmesidir. Milletimizin ve Devletimizin her türlü tahribata karşı bağışıklık mekanizmasını bu kutsal kavramları suiistimal ederek aşmaktadırlar.

Devletimiz çağdaş demokrasilerin hiçbirinde görülmeyen ve bizim de bir hastalığımız olan askeri darbe geleneğini tamamen bitirmek istiyor.

İyi de yapıyor.

Ama bunu doğru mu yapıyor? Yoksa kendi ayağına mı sıkıyor? Gelecek için hainler doğurabilecek yeni bataklıklar mı yaratıyor?

31 Mart gerici ayaklanması sonrasında alınan derslerden biri de askerin siyasetten uzak tutulmasıydı. Cumhuriyet tarihimizde, Atatürk’ün ölümüyle başlayan ve çok partili hayata erken geçilmesi yüzünden bütün çağdaş ilkelerden ve devletin emperyalizme ve gericiliğe karşı bağışıklık duvarını oluşturan tedbirlerden nasıl taviz verildiyse, askerin siyasete karışmaması ilkesinden de tavizler koparıldı. Darbeler bunun sonucudur. Bataklık budur, kurutulması gereken.

Hareket Ordusu başarılı oldu, 31 Mart isyanını bastırdı. Yeni kurulan hükümete İttihatçılar da girdi. Ama bu olayın sosyal sonucu da askerin artık siyasete kıyısından köşesinden değil, bodoslama girişidir. Kudretli ve modern bir ordu fikrine sahip olan İttihatçılar, başta Atatürk, siyasete karışmış askerle bunun mümkün olmayacağını gördü.

Yalancı tarih yazarlarının Siyonizmin hizmetinde dediği, Hareket Ordusu Kumandanı Mahmut Şevket Paşa, isyanın bastırılması sonrasında Anadolu ordularının üstünde bir otoriteydi. İttihatçı genç kurmaylar, askerin siyasete girmemesi konusunda Paşa’ya uyarı yapma fikrine kapıldılar. Bu muhtırayı verme görevi de Önyüzbaşı rütbesinde bulunan İsmet Bey’e (İnönü) verildi. Mahmut Şevket Paşa bunu pek yadırgamadı, hatta bütün orduya tebliğ edilmesi talimatını verdi. Genç kurmaylar sevindiler, ama sonuç çok cılız olmuştu.

Padişah değiştirilmiş, cemiyet hükümete girmiş, suçlular cezalandırılmış, gönüllüler yerlerine dönmüştü. Ama orduda siyaset ve muhalefet hareketleri gelişmeye başladı. Muhalif akımlar orduya sızıyordu. Bu durum istenen yenileştirmelerin ve güçlü ve modern ordu kurmanın önünde engel oluşturmaktaydı.

İttihat ve Terakki Cemiyetinin 2. kongresi sırasında Mustafa Kemal, cemiyetin Afrika bölge temsilcisi (Bingazi-Libya), Kazım Karabekir ve İsmet İnönü de cemiyetin 2. Ordu (Edirne) temsilcisiydi.

Mustafa Kemal açıkça şunu savunuyordu: “Ordu siyasetten ayrılmalıdır. Cemiyetin asker üyeleri, başta Enver Paşa, ya siyasetten ayrılıp orduda kalmalı, ya da ordudan istifa ederek siyasete devam etmelidir. Siyasi cemiyet üyeliğiyle askerlik bir arada işlemez.

“Ordu mensupları cemiyet (siyasi örgüt) içinde kaldıkça hem parti kuramayacağız hem de ordumuz olmayacak. Mensuplarının çoğu cemiyet üyesi olan üçüncü ordu, tam manasıyla modern bir ordu sayılamaz. Orduya dayanan cemiyet de millet bünyesinde kök salamaz (12 Eylül darbesinde Atatürk’ün bu sözünün ne denli doğru olduğunu bir kez daha gördük, halk 12 Eylül Anayasasına oy verdi ama 12 Eylül’cü askerlerin kurdurduğu T. Sunalp’ın partisine oy vermedi-AEB).

“Bunun için bir an evvel cemiyetin ihtiyaç duyduğu subayları ve cemiyette kalmak isteyen subayları bir an evvel istifa yoluyla ordudan çıkaralım. Bundan sonra da subayların, ordu mensuplarının herhangi bir siyasi cemiyete girmelerini önlemek için kanun koyalım.”

Atatürk’ün bu düşüncesi o zaman büyük tepki çeker ve birçok düşman kazanır. Fakat daha sonra böyle bir kanun hükmü koyularak askerliğin siyasetle birlikte yürütülmesi önlenir.  Gerçekler Atatürk’ü haklı çıkarmıştır.

Atatürk, 1909 yılında İttihat ve Terakki 2. Kongresi’nde, Selanik’te bu konuşmayı yaptıktan sonra bir suikast girişimi geçirir. İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki bir grup bu sözleri yüzünden Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa’yı Atatürk’ü öldürmekle görevlendirir. Halil Paşa daha önce Hareket Ordusu’nda da yer almıştı. Bir gece Atatürk’ü sokakta sıkıştırır fakat öldürmez.

Enver Paşa’nın Büyük Savaşta, yani daha sonra hem İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde etkin bir Cemiyet üyesi olduğunu, hem Genelkurmay Başkanı hem de Savunma Bakanı görevlerini birlikte yürüttüğünü de hatırlamak gerekiyor. Kısacası Atatürk’ün sözleri Enver Paşa’yı özellikle ileride planladığı idealleri açısından ister istemez doğrudan hedef alıyordu. Enver Paşa son derece hırslı ve fikrinde ısrarlı bir şahsiyetti, kendisini tek adam olarak görüyordu.  Bu iki milliyetçi Türk, aynı kutsal amaçlar için çalışan ama aralarında rekabet olan subaylardı. Mustafa Kemal, Enver beyle hiçbir zaman tam anlaşamamıştır.

Kongre’de Mustafa Kemal’in görüşleri kabul görse de icraata geçirilmedi. Binbaşı rütbesinde olan Enver Bey İttihat ve Terakki’nin hem parlak bir yıldızı hem de ordunun en parlak kurmay subayı olarak kalmaya devam etmişti.

Öte yandan Kongre’nin, askerin siyasetten ayrı tutulması konusundaki cılız tavrı, Mustafa Kemal ve Mustafa İsmet (İnönü)’in ve onların görüşünde olanların fiilen İttihat ve Terakki Cemiyetinden ayrılmalarına neden oldu. Artık onlar için siyaset arka plana düşüyor ve askerlik ön plana çıkıyordu.

Atatürk ve o dönemin Okullu Subayları, salt askerlik hayatın içinde sınırlı bir yaşam sürecek şahsiyetler değildir. Yurt ve Dünya’daki bütün sosyal ve siyasal gelişmeleri takip eden, kendi kuramları olan, idari yetenekleri ve zekaları üstün, son derece entellektüel, iyi tahsilli ve deneyimli subaylardır. Avrupa’yı da, milyonlarca kilometrekarelik Osmanlı Coğrafyasını da bilir ve analiz edebiliyorlardı. Ancak yapılması gerekeni zamanında yapmak gerekiyordu. O dönem devletin ve milletin askeri mücadeleye ihtiyacı vardı. Kurtuluş Savaşı sonrası siyaseten de ne denli başarılı olduklarına tarih şahittir. Savaş sonrasında devletin ve milletin artık askeri mücadeleye değil de sivil yaşamın inşasına ihtiyacı vardı; o zaman da askerlikten sıyrılıp siyasete geçtiler.

Günümüzde asker yetiştiren kurumlar da, diğer sivil kurumlar da siyasetin doğrudan etkisi altında. Partiye yakın olmayanların rektör, dekan, müdür olması ancak istisnai durumlarda mümkün olabiliyor. Kısa dönemde avantajlı gibi görünen bu durum uzun dönemde, tam tersine bir başka darbe bataklığı, bir başka çürümüş yoz siyaset odağı veya illegal girişimlerin kaynağı olabilir.

Tamam yeni olası darbelere karşı tedbirler alındı da, ya peki gerici ve bölücülerin kaldırmakta başarılı olduğu bağışıklık duvarları neden yeniden inşa edilmiyor? Devrim tarihi müfredatı, bayramlar, törenler neden cılız ve etkisiz hale getirilirken, Truva atı olarak kullanılan her türlü araç ve gereç güçlendirilerek devam ettiriliyor?

15 Temmuz’dan FETÖ sorumlu olduğu kadar, tehlikeyi göremeyen, kapıları sonuna kadar ona açanlar da sorumludur. Bataklığı kurutmak yerine daha da sulayanlar da sorumludur. O halde bataklık artık kurutulmalı yeni paraleller, yeni Haşhaşiler yaratılmamalıdır. (Yazı dizisinin sonu)

 

 

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER